İzmir Marşı’nı birde böyle okuyalım

Dr. (E) Tuğamiral Ergun MENGİ

“İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar, Bozulmuş düşmanlar, hep yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa; Adın yazılacak mücevher taşa” sözleriyle tüylerimizi diken diken eden ve halkımız tarafından çok sevilerek söylenen İzmir Marşı’nın, bestecisi ve güftecisi hakkında yeterli bilgi yoktur. “Kafkasya Marşı” olarak yazılan marş ile bugünkü İzmir marşının sözlerinde büyük benzerlik vardır.
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan işgaline uğramasıyla tüm yüzbinlerce halkın katıldığı kitlesel gösteriler ve protestolar icra edilmiş, İstanbul hükümetine ve işgal kuvvetleri ile ABD’ye binlerce telgraf çekilmiştir.
Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe ve Danişmentli İsmail Efe başta olmak üzere efelerin İzmir dağlarında Yunanlılara yaptığı saldırılar yurtta efsane gibi dolaşmaya başlamıştır. Bunun üzerine, marşın halk arasında “Kafkasya dağları” yerine “İzmir’in dağlarında çiçekler açar”, İnönü Zaferlerinden sonra da “İnönü Dağlarında çiçekler açar..” şeklinde söylenmeye başlanmış ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkın diline pelesenk olmuştur.
Marşın, İstanbul’un işgalinden sonra, sokaklarda söylenmeye başlamasıyla, işgal kuvvetlerinden ve Damat Ferit Hükümetinden tepkilerin gelmiştir. İngiliz işgal kuvvetleri sokaklarda ve halka açık yerlerde marşın söylenmesini yasaklamış ve yasaklama kararı İstanbul gazetelerinde yayımlanmıştır. Sadrazam Damat Ferit, daha ileri giderek halk arasında söylenen “İzmir’in Dağları’nda çiçekler açar” diye başlayan “yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” diye devam eden marş dahil tüm milli marşların okullarda söylenmesini yasaklatmıştır.
Yunanlara karşı 11 Ocak 1921 tarihindeki I. İnönü ve takiben 01 Nisan 1921 tarihindeki II. İnönü zaferinden sonra, “İnönü Dağlarında çiçekler açar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa; Adın yazılacak mücevher taşa” şeklinde de söylenmeye başlanmıştır. Bu sözler tamamen halkın içten gelerek yaptığı eklemelerdir. 09 Eylül1922 tarihinde kurtuluş savaşının fiili olarak sona ermesinden itibaren, İzmir Marşı bugünkü sözleriyle ülkenin her noktasında yankılanmaya başlamıştır.
Ancak marşın sadece Türkler tarafından değil İngilizler tarafından da söylenmesi oldukça ilginçtir. Lozan Antlaşması imzalanmış ve 06 Ekim 1923 İşgal Kuvvetlerinin İstanbul’dan çıkış günü gelmiştir. Ayrılma törenine Türk Birliği de davet edilmiş, ancak Gazi Mustafa Kemal Paşa, “hayır katılmayacağız, geldikleri gibi giderler” diyerek daveti geri çevirmiştir.
İşgalci güçlerin gidiş töreni, büyük bir halk kitlesi tarafından sevinçle izlenmiş, Fransız ve İtalyan birliklerinin geçişi, birkaç ıslık ve protesto sesi hariç, oldukça sessiz olmuştur. Ancak, İngiliz Muhafız Birliği’nin geçişi sırasında, İngiliz bandosunun İzmir Marşını çalması nedeniyle halkın alkışladığı gözlenmiştir. İzmir Marşı ya da Kafkasya Marşı, bu güzel marşın bestecisini, güftecisini, düzenleyenleri ve mevcut sözleri marşa ilave edenleri minnetle anıyoruz. İyi ki bu marşı bize hediye etmişler. Bu güzel marşı, Kurtuluş günlerimizin, vatan uğrunda canlarını veren yurttaşlarımızın anısına sevinç, sevgi ve saygıyla haykırarak söylemeye devam edeceğiz.

Kafkasya dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda, sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarına bomba koydular
Türk’ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları ben bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana
Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah’tan utansın dönenler geri
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana

***

İzmir’in dağlarında çiçekler açar,
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar, hep yel gibi kaçar,
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.
İzmir’in dağlarına bomba koydular,
Türk’ün sancağını öne koydular.
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular,
Kader böyle imiş ey garip ana;
Kanım feda olsun güzel vatana.
İzmir’in dağlarında oturdum kaldım;
Şehit olanları deftere yazdım,
Öksüz yavruları bağrıma bastım,
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.
Türk oğluyum ben ölmek isterim;
Toprak diken olsa yatağım yerim;
Allah’ından utansın dönenler geri;
Peygamber kucağı şehitler yeri,
Çalındı borular haydi ileri.
Bozuldu çadırlar kalmayın geri,