Kabak tadı

Anadolu’da boş laflar ve boş işler için kullanılan bir deyimdir.
“Kabak cennet taamıdır” diye bir sözümüz bile var.
Bunu söyleyen hoca bin pişman oldu ama Ramazan boyunca davet edildiği her evde kendisine kabak yemeği ikram edilince sonunda isyan etti.
“İmam bayıldı” adının yemeğe verilmesi belki de bundandır.
“Cennet taamıdır, doğru da” bu hacı hoca yemeği değildir aziz cemaat.
“Hoca yemeği etli pilav ve baklavadır.”
“Kabağın sevabı baklava ile bir değildir.”
Salgın, her tarafımızı sarmışken, “salonlar lebalep dolu” şeklindeki övünmeler de sağlıkçılara kabak tadı vermiş bulunuyor.
Ülkenin Sağlık Bakanı, uyarılarının aksine, katıldığı bir cenaze namazında “mesafe”yi sıfırlayınca bu özür dileme işi de kabak tadı vermiş olmalı ki, pek dikkate alınmadı.
Kimi söylemler aklımızı, beynimizi yakarak kabak tadı vermeye devam ediyor ne yazık ki.
“Bizden önce şu yoktu, bu yoktu”
Sözleri ve de iktidar karşıtlarına kabak tadı verdi.
“Kanal İstanbul” tartışması ise İstanbullulara….
CHP’nin “damat nerede?” sorusu eşliğinde rezerv sorgulayan söylemleri de iktidar açısından kabak tadına tekabül ediyor.
İstanbul teşkilâtının başına da isminde kabak olan biri atanmış.
Dikkat ederseniz, kabak yeniden değer kazanıyor.
Pazarda kabağın fiyatı da artmış.
Parasızlıktan boynunu büken vatandaş, kabak üzerindeki etiketi görünce “Vay kabak! Sen de mi adam oldun?” diye hayıflansa da durum bu.
Ülkenin çok iyi yolda olduğu, başka ülkeler tarafından kıskanıldığı sözleri de bazıları için artık değer taşımaz oldu.
“Huksızlıklara karşı suskunluk ve tepkisizlik de kabak tadındadır.”
“Damağa uymaz.”
Terörle arasına mesafe koyamayan partinin söylemleri de milletimize kabak tadı veriyor.
Hayatınız kabak tadındaysa hacı hocanın sevdiği etli yemeği unutun.
Etin yanına yaklaşılmıyor.
Baklava deseniz, o da lüxe giriyor.
İyisi mi, hocanın ilk söylediğine bakın:
“Kabak cennet taamıdır.”

Pandemiye inat

“İnat, inadı besler” diye bir söz var.
İnatçılık için kullanılan bir deyimdir.
“Senin inadın, karşındakinin inadını besler.” Sözü buradan neşet etmiş olmalı.
Malûm bütün insanlığı ve ülkemizi tehdit eden bir salgınla karşı karşıyayız.
Salgından korunmanın çaresi: “Maske, mesafe, hijyen.”
Bu slogan kalabalık toplantıların girişlerine asılıyor ama nafile.
Herkes bildiğini okuyor.
Sokaklarda maskesiz insanlara rastlıyoruz.
Bu kavramlara riayet edilmeden yapılan parti kongrelerini görüyoruz.
Kongreleri tertipleyenler. Salonların lebalep dolu olmasıyla övünüyorlar.
İktidarın İstanbul gençlik kolu biraz fazla coşup sazlı sözlü kutlama yapınca “bu kadarı da fazla” diyen parti yöneticileri gençler hakkında soruşturma açmışlar.
Onlar da, “lebalep”li savunma yapacaklarmış.
Salgınla inatlaşmanın sonu felâketle biter, Allah korusun.
Onunla inatlaştıkça yayılım hızını arttırmaktan başka bir sonuç alınmaz.
Anadolu’da büyük inatlar için kullanılan bir deyim de var:
“Katır inadı.”
Bu arada, eşek sütünün nelere faydalı olduğu yolunda haberler de çıkıyor basında.
Anadolu’da bazı köylerde astım, boğmaca gibi hastalık geçirenlere eşek sütü içirirlermiş.
Eşek sütünün kansere de iyi geldiği yolundaki uydurma haberler yayılınca, Bursa’da uyanık bir köylü iki eşekle başladığı süt ticaretini 22 eşeğe çıkarıp, litresi 100 liradan büyük kazançlar sağlamış.
Eşek sütünün bilimsel olmayan faydası o kadar yayılmış ki, Antalya’da eşek çiftlikleri kuranlar bile olmuş.
Bilim adamları ise eşek sütünün hiçbir faydasının olmadığını ileri sürüp insanlara bu sütün içirilmemesi konusunda uyarılarda bulunuyorlar.
Hatta, bu sütü içen bir kadının ölümden döndüğü de bildiriliyor.
O halde eşek sütü üzerine yürütülen bu katır inadını anlamak mümkün değil.
Katırla eşek arasında biyolojik bağlantı olduğuna inananlar, eşek sütü içenlerin de inat olduğunu iddia ediyorlar.
Bu da bilim dışı.
Ne olursa olsun;
İnatlaşmak, iyi bir davranış şekli değil.
İnadına yaptığınız iş, karşı tarafın inadını besler, unutmayın!