Kanlı: Çoğulcu olmayan medya tiraj kaybeder

“Basın Özgürlüğü ve Medya Sahipliği” masaya yatırıldı

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcılarından ve “Özgürlük İçin Basın” Projesi’nin Genel Koordinatörü Yusuf Kanlı, Özgürlük Araştırmaları Derneği tarafından organize edilen “Politik Sohbetler” başlıklı sunumda konuşmacı oldu. “Basın Özgürlüğü ve Medya Sahipliği” konulu sunumda, Kanlı “İfade ve Basın Özgürlüğü Raporu 2018” ile “Medyada Sahiplik Yapısındaki Değişim ve Sonuçları Raporu”nu sundu

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcılarından ve “Özgürlük İçin Basın” Projesi’nin Genel Koordinatörü Yusuf Kanlı

SULTAN YAVUZ – Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcılarından ve “Özgürlük İçin Basın” Projesi’nin Genel Koordinatörü Yusuf Kanlı, Özgürlük Araştırmaları Derneği tarafından organize edilen “Politik Sohbetler” başlıklı sunumda konuşmacı oldu. Kanlı, sivil toplum kurumu temsilcileri, gazeteciler ve çeşitli meslek gruplarından kişilerin dinleyici olduğu sunumda, “Basın Özgürlüğü ve Medya Sahipliği” konusunda bilgi verdi.
Ankara Holiday Inn Otel’de gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını yapan Özgürlük Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bican Şahin, 2014 yılında kurdukları dernek hakkında bilgi vererek, amaçlarının Türkiye’de özgürlük ve refahın geliştirilmesine katkıda bulunmak olduğunu ifade etti.
Şahin’in ardından sunumuna başlayan Yusuf Kanlı, konuşmasına sivil toplum örgütlerinin bir ülkenin demokrasisinin gelişmesinde son derece önemli olduğuna vurgu yaparak başladı. “Özgürlük İçin Basın” projesinin medyanın kendi sorunları haricinde, ülkenin sorunlarına karşı da duyarlılığını simgeleyen bir yaklaşım olduğunu belirten Kanlı, 2014 yılından bugüne çok yol kat edildiğini ve ÖiB raporlarıyla tarihe not düştüklerini söyledi.

Yusuf Kanlı ve Özgürlük Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bican Şahin

Kanlı, “Geleceği medya patronunun veya siyasetin iki dudağı arasında olan bir sektörden kimse doğru dürüst gazetecilik beklemesin”
Türkiye’de basının temel sorunlarından birinin sendikaların vahim durumu ve örgütsüzlük olduğunu belirten Kanlı, şunları ifade etti:
“Türk medyasında birinci sorunumuz maalesef sendika üyeliğindeki acı durumdur. Bakınız, medya sektöründe sendikalaşma 1984’te yüzde 50.66’yken, 1995’te yüzde 66.38’e ulaşmış ama 2002’de yüzde 34.57, 2013’te yüzde beşe, bugün ise sadece yüzde yedi seviyesinde… Bu yüzde yedinin, çok önemli bir bölümü de ‘sarı sendika’ dediğimiz hükümetin beslediği sendika… Yani gerçek rakam çok daha az. Fakat, yüzde yedi de olsa fark etmez, bu oranda bir sendikalaşma ile herhangi bir sektörde iş güvenliği olması mümkün değildir.
İş güvenliği olmayan bir sektörde, çalışanın geleceği medya patronunun veya siyasetin iki dudağı arasında olan bir sektörde kimse doğru dürüst gazetecilik beklemesin. Temel sorunların bence en önemlisi budur. Bunu Türkiye bir şekilde aşmalı ve tekrar basın sektöründe sendikalaşmayı sağlamalıdır. Bu çok ciddi bir durumdur.”
Sansür vakaları…
Medyada akreditasyon ve sansür uygulamasından da bahseden Kanlı, 2016 yılının 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle özel bir yıl olduğunu ve sansür vakalarında büyük bir sıçrama olduğunu kaydederek, “2017’de müthiş bir tırmanma gösteren sansür sonra azalmış ama sonra 2018’de tekrar 464 vaka görebiliyoruz. Tekrar akredite sorunları başlamış. Medya sektörünün ikinci önemli sorunu olarak, dolayısıyla, sansürü ve onunla birlikte ve daha korkunç otosansür gösterilebilir. Ne yazık ki, doğal nedenlerle otosansürü statistiksel olarak, verilerle gösteremiyoruz burada, çünkü otosansürü Yusuf Kanlı kendisi yapıyor. Ülke şartları, editoryal tercihler, patronun beklentileri hep önemli etkenler. Uyulmazsa, olmaz. Niye? Çünkü medya sahibinin ekonomik ilişki içinde olduğu siyaset ona çıkarının nerede olduğunu gösteriyor. Vitrine kimi koyup koymayacağını açık açık söylüyor. Dolayısıyla, yazı yazabilmek istiyorsan demek ki belli konulara girmeyeceksin.
“Birisinin hürriyeti engellendiği zaman, sizin de hürriyetiniz engellenmiş gibi davranın”
En ciddi sorunlardan birinin de tutuklu ve hükümlü gazeteciler olduğunu vurgulayan Kanlı, 2012 öncesinde de durumun çok iyi olmadığını hatırlatarak, Ergenekon ve Balyoz davalarına dikkat çekti. O dönemde tutuklu gazeteci sayısının bir ara 178’e çıktığını belirten Kanlı, döneme ilişkin şunları kaydetti:
“O dönem tutuklu olanlar başka kişilerdi, şu anda içerde olanların birçoğu o dönemde içeriye alınanlar için ‘Aa ne iyi oldu’, ‘Ya şunlar da var, bunları da alın’ gibi yayınlar yapıyorlardı. Biz o zaman da diyorduk ki, “Yapmayın arkadaşlar, önemli olan basın hürriyetidir. Hürriyetleri tanımlarken eminim siz de aynı şeyi söylüyorsunuzdur; hürriyetin sağcısı, solcusu, dincisi, dinsizi olmaz. Tıpkı kan gibi, her kesin damarında kırmızı kan akar. Kimsenin damarında mavi ya da yeşil değil. Hürriyetler de öyle, herkes için hürriyetler ve haklar aynıdır, kişiden kişiye ya da siyasi görüşüne, derisinin rengine ya da konuştuğu lisana göre değişemez. Hürriyetlerin hepsi aynıdır. Dolayısıyla birisinin hürriyeti engellendiği zaman, sizin de hürriyetiniz engellenmiş gibi davranmalısınız.”
Geçtiğimiz yıla göre hapisteki gazeteci sayısında belirgin bir azalma olduğunu ifade eden Kanlı, Temmuz ayı itibariyle 176 olan tutuklu sayısının Aralık ayında 150’ye ve 2019’un Mart ayında da toplam tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısının 138’e düştüğünü dile getirdi. Kanlı “Tabii ki bu rakamlar belirgin bir azalmayı gösterse de korkunç ve üzücü. Biz tüm gazetecilerin serbest kalmasını, gazeteciliğin suç olarak görülmesine son verilmesini talep ediyoruz” dedi.
“Çoğulculuk muhalefette de yok”
Medya sahipliğinin, haber özgürlüğünün ve insanların ilgilenme hakkının çok önemli bir öğesi olduğunu belirten Kanlı, 2000 yılında Türkiye’de beş önemli yayın grubu olduğunu ve hepsinin de etkili ve ses getirir nitelikte olduğunu kaydetti. O dönemde bütün sorunlara rağmen medyada çoğulculuk olduğunu vurgulayan Kanlı, gelinen noktada bu sorundan fazla bahsedilemediğini çünkü medya sahiplerinin kim olduğunun bilinmediğini ifade etti. Kanlı şunları söyledi:
“Karmakarışık bir sistem var. Yani birisi başında oturuyor da, o kurum onun mu, onu bilmiyoruz. Ama burada önemli bir sorun daha var; Doğan Grubu’nun el değiştirmesiyle, medyada sahipliğinde zaten ciddi olan durum iyice kötüleşti, iktidar yanlısı basın %81’e ulaştı. Bu, çoğulculuk açısından ciddi bir sıkıntı. Ancak büyük bir sıkıntı daha var, iktidara yakın duran gazetelerin dağılımı… Dört tanesini topladığınız zaman, ilk üçü neredeyse aynı büyüklükte, dördüncüsü biraz daha az. Dört gazete yüzde tirajın yüzde ellisinden fazla . Bu ciddi bir sıkıntı çünkü çoğulculuk yok. Yani bu gazetelerin hepsinin aynı günde, aynı başlığı atması ayrı bir sorun, 12-13 tane köşe yazarının aynı günde, aynı başlığı, aynı büyük ve küçük harflerle, aynı giriş paragrafıyla, aynı yaklaşımla görmesi ayrı bir sorun…
Bu durum muhalif basın için daha da kötü. Yani şu anda Türkiye’nin ikinci gazetesi durumunda olan gazete, muhalif basının yüzde 60’ından fazla. Çoğulculuk muhalefette de yok. Geri kalan da en fazla yüzde 13’e gelen gazeteler, bu çok ciddi bir sıkıntı. Türkiye’de basının geleceği açısından ciddi bir sıkıntı. ‘Peki çıkış nerede?’ diye sormak lazım burada. Çıkış aslında kişisel gazeteciliğin geliştirilmesinde. Gazetecilerin yapılarının ve serbest gazeteciliğin güçlendirilmesinde. Her ne kadar bugün kapatmalar ve engellemelerle çeşitli zorluklarla karşı karşıya olsa da, internet medyasının bir şekilde canlandırılması lâzım. Bir diğer önemli alan da yerel medya. Yerel medyanın da yapısının güçlendirilmesi lazım. Ancak o şekilde biz tekrar Türk basınını çoğulcu yapabiliriz.”
“Türkiye’de gazetecilik giderek halkla ilişkiler mesleği hâline dönüşmekte”
Kanlı, çoğulcu olmayan yazılı basının tiraj kaybetmeye mahkum olduğunu kaydederek, halkın mevcut medya yayınlarından memnun olmamasının doğal sonucu olarak bu günlerde tirajların hızla düştüğünün altını çizdi. Kanlı, “Bugün bütün tiraj rakamlarını verirsek: iki milyon 100 bin civarında bir tiraj var, altı ay önce iki milyon altı yüz bindi, belki birkaç ay sonra çok daha az tiraj rakamlarından bahsediyor olacağız çünkü kimse okumuyor. Okumamakta da haklı, çünkü gazetelerde bir şey yok. Çoğulculuk yok, bu Türk basını ve Türkiye açısından çok büyük sıkıntı. Türkiye’de gazetecilik giderek halkla ilişkiler mesleği hâline dönüşmekte. Gazeteci yapısı itibariyle eleştirel olmalıdır. Kamu adına yönetimi, yöneticileri, güç sahibi olanları eleştiren bir gözle bakıp, denetlemelidir. Tabi denetimi istiyorsanız…” ifadesini kullandı.