Keçiören’in tarihine samimi bir bakış

Terzioğlu: Keçiören bir Türkiye mozaiği değil, sıkı dokunmuş bir Anadolu kilimidir

Keçiören… Pers Kral yolunun geçtiği, Büyük İskender’in Doğu seferine giderken at izlerini bıraktığı, Ankara’nın tek kaya mezarının bulunduğu ilçe. Kurtuluş Savaşı yıllarında topçu karargâhının kurulduğu, Ziraat Mektebi’nde Atatürk ve arkadaşlarının Milli Mücadele’nin temellerini attığı yer… Keçiören Belediyesi’nde başkan yardımcılığı yaptığı yıllarda, ilçeyi gezerek röportajlar yapan ve sözlü bir tarih çalışmasına imza atan İbrahim Terzioğlu, kitabı “Keçiören Şehrengizi, Bir devletin doğduğu yer Keçiören”i 24 Saat Gazetesi’ne anlattı

SULTAN YAVUZ – Emin Antik Sanat Merkezi’nin kurucusu İbrahim Terzioğlu, özellikle kent tarihi konusuna meraklı bir araştırmacı yazar olarak, Ankara tarihinin izini sürüyor. Sözlü tarih çalışmalarından biri olan “Keçiören Şehrengizi, Bir devletin doğduğu yer Keçiören” de bu çalışmalarından birini oluşturuyor. 1994 ve 2009 yılları arasında Keçiören’de Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Terzioğlu, o dönem Keçiören’e ilişkin bir dergi çıkarmak için işe koyulduğunda, ilçeye dair çok az bilgi olduğunu görmüş. 10 yıl süren sözlü tarih çalışması sonucunda, Keçiören’e ilişkin hemen her konuda bilgiye ulaşarak, bu kaynak kitabı tarihe ve Ankara’ya ilgi duyanlara armağan etmiş.
Erzurum kökenli İbrahim Terzioğlu, dokuz çocuklu bir ailenin en küçük oğludur ve o dönem Ankara’nın sayılı müteahhitlik firmalarından birine sahip olan babası, onun gelecekte izleyeceği yolda belirleyici olacaktır. Üniversite dâhil, eğitimini Ankara’da tamamlayan Terzioğlu, Gazi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olur, ancak evin en küçük oğlu olarak, babası tarafından farklı illerdeki şantiyelere yönlendirilir. Türkiye’nin her yerini dolaşan Terzioğlu, bu sayede gittiği yerlerdeki tarihi ve sanatsal mekânları gezme şansını yakalamış. “İnsanın neye merakı varsa, ona yöneliyor” diyen Terzioğlu, bu gezilerin ve tarih merakının babası tarafından da desteklendiğini vurguluyor.
Daha sonra 15 yıl sürecek olan Keçiören Belediye Başkan yardımcılığı sırasında “belediyecilik anlayışı ile deneyimlerinin örtüştüğünü” kaydeden Terzioğlu, “Sanki birbirine seslenen iki duyguydu… Keçiören ile ilgili bir dergi çıkaracaktık ama yeterli kaynak bulamadık. Bir milyona yakın nüfusu olan böylesine önemli bir ilçe hakkında bilgi olmaması beni çok üzdü ve Keçiören’le ilgili bir çalışma yapmaya karar verdim. Keçiören bir Türkiye mozaiği değil, sıkı dokunmuş bir Anadolu kilimdir” diyor.
Cumhuriyet’in kurulduğu ilçe
Seksene yakın kaynak tarayan ama bu bilgiyle yetinmeyen Terzioğlu, sözlü tarih yönteminde karar kılmış ve “Cumhuriyet’in kurulduğu bu ilçe”nin gizli dehlizlerinde gezinmiş. Terzioğlu, Keçiören’in Cumhuriyet tarihindeki önemini şu sözlerle anlatıyor:
“Atatürk, karargâhını orada kuruyor. Cumhuriyet’in kurucu kimliğini oluşturan, askeri, siyasi, edebi, teknik, her ekolden şahsiyetler İstanbul’dan Ankara’ya daha Cumhuriyet kurulmadan önce yerleşiyorlar. Halide Edip Adıvar da bunlardan biri… Atatürk, Keçiören’de bulunan Ziraat Mektebi’nde olduğu için, İstanbul’dan gelenler de onun çevresine yerleşiyor. Ziraat Mektebi, 1905 yılında II. Abdülhamit tarafından kuruluyor. Abdülhamit, yüzünü Anadolu’ya dönen tek padişahtır ve o dönem Türkiye’nin birçok yerinde mektepler kurduruyor.
Ziraat Mektebi’nde oluşan bu mücadale halesi, Ankara’ya ve tüm ülkeye yayılıyor. Kurtuluş Savaşı mücadelesi, Cumhuriyet’in kurulması… Fakat Burgucuzadeler Konağı’nın Meclis tarafından Atatürk’e hediye edilmesiyle, önderin Çankaya’ya taşınması ve burayı Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak kullanması, Keçiören’deki gelişmeyi biraz sekteye uğratıyor.
Alman mimar ve şehir plancısı Hermann Jansen, aslında Ankara’nın merkezi olarak önce Keçirören’i düşünmüş. Çankaya’daki konak olunca, İnönü’den sonra Yenişehir’in, Bahçelievler’in kurulmasıyla, merkez güneye doğru kayıyor. 1980’li yıllara kadar Ankara Belediyesi’ne bağlı olan Keçirören ise 1984’te ilçe oluyor.”
Keçiören ismi
Keçiören’in eski yazılı kayıtlarda “Karye-i Kiçiviran Tabai Kasaba” olarak geçtiğini ve eski Türkçe’de “kiçi”nin, “küçük” anlamına geldiğini kaydeden Terzioğlu, Anadolu’ya gelen Türkler’in sıfırdan kurdukları yerleşim yerlerine kendileri ad verirken; daha önce kurulmuş ama viran olmuş yerlerin başına ise oranın fiziki özelliklerine uygun isim verdiklerini söylüyor. Terzioğlu, “Küçük bir yerleşimden kalan virane olduğun için “Kiçiviran” yani “Küçükviran” diyorlar ama zamanla Keçiören’e evriliyor” diyor.
İlk kaya mezarı Kabala köyünde
Terzioğlu, bugünkü Sanatoryum Hastanesi’nin yerinde, o yıllarda Katolik rahibe mektebi olduğunu belirterek, bu mektebin de Fransa’ya bağlı olduğunu söylüyor. Atatürk’ün ricası üzerine Fransa’nın binayı sattığını, ancak hastanenin 1950 yılına kadar kurulamadığını ifade ediyor. Ankara’daki karargâh komutanı Derviş Gürsoytrak’ın oğlu Fethi Bey ile Keçiören’i karış karış gezdiklerini ifade eden Terzioğlu, eski arazi adlarını, büyük bağ evlerini öğrendiğini ve onların sahiplerinin bir kısmıyla tanıştığını belirtiyor.
Bu sırada Frigler’e ait kaya mezarını fark eden Terzioğlu, “Yaşlılar delik kaya dermiş, oysa kaya mezarlarından biri. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne tescil ettirerek, görevim sırasında oraya yaptığımız şelale ile ışıklandırma da yaptım. Herkesin dikkatini çekmesini istedim” diyor.
Şişelenmiş ilk gazozlar
Fethi Bey’den sonra, Atatürk Orman Çiftliği’nin mühendisliğini de yapan Mehmet Kuşlu’nun kızı ressam Nalan Kuşlu ile röportaj yapan Terzioğlu, bu Balkan göçmeninin aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk şişelenmiş meyve suyunu ürettiğini de söylüyor. Keçiören’den pek çok ünlü simanın geçtiğini kaydeden Terzioğlu, Rahmi Koç ailesine ait yazlık evin, Kazım Karabekir’in, şarkıcı Tarkan’ın büyük babası Fethi Tevetoğlu’nun evlerinin de burada bulunduğunu ve akademisyen İlber Ortaylı’nın da ilkokulu Etlik’te okuduğunu belirtiyor.
Terzioğlu, genç Türkiye Cumhuriyeti’inin kurucu güçlerinin Balkan ya da Kafkas göçmenleri olduğuna dikkat çekerek, “Anadolu halkı hem az eğitimli hem de eğitimli olanlar savaşlarda şehit oluyor. Fakirlik ve sefalet içindeki bir milleti ayağa kaldırmak da büyük cesaret ve deha ister” diyor.
Tarhın bitkisinin yolculuğu…
Terzioğlu, sözlü tarih çalışması yaparken belediye başkan yardımcısı olmasının ona daha fazla güven duyulmasını sağladığını belirterek, Keçiören’i her boyutuyla işlediğini ifade ediyor. Keçiören yemek kültürünü de şöyle anlatıyor:
“Orta Asya’daki gibi pastırmadan, kavurma ve sucuğa, pekmezden dolmalık kurutmaya kadar Türk mutfağında övündüğümüz her şey var. Sebze yetiştiriciliği yaygın ve mesela tarhın bitkisi… Bu bitki Türkler’in Orta Asya’dan gelirken getirdiklerinden, roka, tere gibi ama anason tadı var. Azerbaycan’da her sofraya koyulur ve kurutup çorbalara da eklerler. Kalaba’da her sene yeniden fidelenirmiş ve Çubuk Çayı’nın geçtiği alüvyonlu topraktaki bu tarhın bahçelerinin bir hikâyesi de var. Erkekler, hiç giyilmemiş beyaz bir diz üstü don giyiyor ve dualarla dikiyorlar. Kendilerince kutsuyorlar.
Pekmez üretimi de çok meşhurdur ve içine beyaz toprak katarlar. Bağ o kadar bol ki, 35 çeşit üzüm var. Köme gibi pekçok besin yapılıyor.”
“Anırgan eşeğin mi var, Etlik’te bağların mı var, ne gubarıyon?”
Eskiden Ulus ve İtfaiye Meydanı’nda oturan zenginlerin hepsinin Ayrancı, Dikmen, Etlik ve Keçiören’de bağ evleri olduğuna dikkat çeken Terzioğlu, şunları anlatıyor:
“Halk arasında şöyle denilirmiş, “Anırgan eşeğin mi var, Etlik’te bağların mı var, ne gubarıyon (çalım satmak)?” Bağa gitmek ve bağdan dönmek âdeta bir seromoni havasında gerçekleşiyor. Sonbaharda yeniden merkeze dönen bağ sahipleri, Cumhuriyet’in ardından kente bürokratların gelmesiyle, merkezdeki evlerini bu insanlara kiraya veriyor ve temelli bağ evlerine yerleşiyorlar. Hatta çoğu konak şeklinde olduğundan, bu evleri ikiye, üçe bölüyorlar. Kınacızâde, Kalıpçızâde gibi konaklar ise kendilerini hâlâ muhafaza eden konaklar arasında yer alıyorlar.
Ermeni ve Rumlar’ın da Keçiören ve Etlik’te bağları olduğunu ifade eden Terzioğlu, bu konudaki araştırmasına ilişkin açıklamada bulunarak, şunları söylüyor:
“Aslında Osmanlı’nın son dönemine kadar Ankara’daki gayrimüslimlerin çoğu yoksul. Fakat Fransa ve Polonya’nın tiftik ticareti nedeniyle, Ankara’da acenta açma gerekliliği duyuluyor ve Katolik oldukları için de bu insanları görevlendiriyorlar. Daha önce orta gelirli esnaf olanlar bir süre sonra zenginleşiyor ve Keçiören’de, Etlik’te bağ evleri yaptırıyorlar. Bu evlerin bakımında da oradaki köylüleri görevlendiriyorlar.
Bizim bazı akademisyenlerimiz, bu bölgeleri Ermeni ve Rum yerleşkesi olarak görüyor ama ben 1563 döneminin, Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman zamanlarının tapularını inceledim. Son döneme kadar gayrimüslim adı geçmiyor. Elbette olabilirdi, onlar da bizim vatandaşımız ama yok. Selçuklu döneminden beri Türkler oturuyor. Doğru bilgileri paylaşmak lazım.
Bir de Hergele Meydanı’na, ‘Hergelen Meydanı’ diyor bazıları. Bu da yanlış, biz köy kökenli toplumuz ve köylerde hergele meydanları olur, büyükbaş hayvanlar burada toplanır ve buradan ahırlara dağılır. ‘Eşek herif, hergele herif’ adı da buradan gelir; büyükbaş hayvan adı yani…”
Gizemli kuyunun yeraltı tüneli
Dutluk’ta bulunan ilginç bir bağ evinden de bahseden Terzioğlu, evin son sahiplerinin Kayserili tekstilciler olan Tarmanlar olduğunu belirterek, eskiden burada Katolik bir pazazın oturduğunu söylüyor. Cumhuriyet’in ilanından sonra evin Polonya Büyükelçiliği olduğunu kaydeden Terzioğlu, evin bahçesinde bir kuyu bulunduğunu ve o kuyudan Ovacık köyüne kadar bir yeraltı tüneli geçtiğini ifade ediyor. Geç Hristiyanlık döneminin de merkezi olan Keçiören’in yeraltı şehirleri olduğunu ve turizme açılmasının faydalı olacağını savunan Terzioğlu, şimdiki Bağlum’un ilerisindeki arazide de taşlar üzerinde fosilleşmiş midye ve balıklar olduğunu söylüyor. Fosil bilimciler için önemli olabileceğini kaydeden Terzioğlu, Türkiye’de bulunan en güzel Zeus heykelinin de Keçiören’de bulunduğunu vurguyor.
Bağlum’daki Horosan erenlerine ait iki türbe, 1929 yılında çıkarılan dergi, ilk resmi Nevruz kutlaması, üzümün yolculuğu, Ankara çiğdemi, Çubuk Barajı, Koç Ailesi, ünlü yazarlar, köy anıları, Sürsefa Bağları, İş Bankası Keçiören Kolu, Keçiören’de Türk dünyası gibi onlarca başlık altında, çok yönlü bir Keçiören’in tasvir edildiği kitapta, Terzioğlu’nun belediyecilik döneminde yaptığı çalışmalar da yer alıyor.
İbrahim Terzioğlu, Keçiören’e katkı sağlayan insanlara da yer vererek, hemen herkesten söz ediyor ve kitabının önsözünü şu mutevazı cümleyle noktalıyor, “Bu kitapta bir güzellik görürseniz hepsi onlarındır. Biz sevimsizlik hissederseniz bendenizindir efendim…”