Kekkonen’in sarayı

Mehmet Necati GÜNGÖR

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’nün işine bisikletle gidip geldiğini okuyunca bu ülkede gördüklerimi, bildiklerimi yazmak istedim.
Bizde “Beyaz Zambaklar Ülkesi” olarak da bilinen Finlandiya, benim çok merak ettiğim ülkelerden birisi idi.
Nasip oldu, Başbakanlıkta bir Devlet Bakanımıza danışmanlık yaparken resmi bir ziyaretle bu ülkeye gittim.
İlk merak ettiğim husus, o dönem ismi dünyanın sayılı devlet başkanları arasında geçen, mütevazı yaşamıyla adından çokça söz ettiren Finlandiya Cumhurbaşkanı Kekkonen’in sarayı nasıl bir yerdi, onu görmek istedim.
Götürdüler.
Gösterdikleri yer, bizim Çankaya ve Dikmen’deki herhangi bir vatandaş dairesinden farklı bir yer değildi. Şaşırmıştım. Gayri ihtiyari, biraz da şaşkınlıkla “Burası mı?” diye sorduğumu hatırlıyorum.
Sonra dediler ki; “Şu karşı kahvehanede de dostlarıyla briç oynardı.”
Finlandiya Enerji ve kâğıt üretiminde hayranlıkla izlenen bir ülke idi.
Bizim SEKA’mız, ö dönemin Devlet Bakanına bağlı olduğu için, gezi heyetimizde SEKA Genel Müdürü Rahmetli Sabahattin Yalınpala da vardı. Sevip saygı duyduğum bir bürokrattı. Sonradan bir ara seçimde Özal onu Ulaştırma Bakanlığı’na atamıştı.
Finlandiya, aynı zamanda bir enerji devi.
Ülkenin en önemli enerji şirketinin genel müdür yardımcısı bakanımıza kapsamlı bir brifing verdi.
Daha önce Tarım Bakanını ziyaret etmiştik.
Bu ülkede bakanlar bizdeki gibi gece mesaileri yapmıyorlardı. Kadroları da öyle kalabalık değildi. Akşam üzeri Bakanlıkta bizi Tarım Bakanı ile Özel Kalem Müdürü ve Basın Müşaviri karşılamışlardı. Saat 17.30’da da mesaisinin biteceği söylendi bize.
Finlandiya sonradan Nokia adlı bir telefonla dünya cep telefonu piyasasına girdi.
Ülke, kutup bölgesinde. Gölleriyle, ormanlarıyla meşhur.
Bir zamanlar bu ülke “bataklık ülkesi” anlamına gelen Soomi diye anılıyormuş.
Halkı bitik vaziyetteymiş. Eğitim sıfır, sosyal hayat dağınık. Zavallı bir toplum.
Dönemin yöneticileri 20 kişilik bir öğretmenler kadrosunu ülkenin kılcal damarlarına kadar sokmuşlar, bu öğretmenler ülkeyi kısa zamanda ayağa kaldırmayı başarmışlar.
Önce eğitim ele alınmış. Kaliteli bir eğitim sistemiyle uzmanlar yetiştirilmiş.
Sonuçta, bu bataklık ülkesi ekonomi devi haline gelmiş.
Ülkeyi yönetenler mütevazı yaşamlarıyla dikkati çekiyorlar.
Batı ülkelerinin kalkınması hep, israftan kaçınan, mütevazı yaşamı seçen yöneticiler eliyle olmuş.
Bu yöneticilerin ne özel uçakları, ne sarayları olmuş.
Finlandiya’da Kazan Türkleri önemli bir ekonomik güç haline gelmiş.
Halı ticareti yapıyorlar.
Önemli bir caddede baştanbaşa Kazan Türklerinin mağazaları var.
Bir de Camileri vardı.
Onlarla birlikte Cuma namazı kıldık.
Hepsi Müslüman.
Sorduk, “oruç meselesini nasıl hallediyorsunuz?” diye.
Dediler ki; yaşlılarımız 22-23 saat oruç tutuyorlar.
Bu ülkede gece bir-iki saat.
Gündüzleri de geceye dönüşüyor zaman zaman.
Işıkları yanık vaziyette trafiğe çıkan araçları ilk defa orada görmüş, sebebinin aniden bastıran karanlıklar olduğunu öğrenmiştim.
Bisiklete binen Cumhurbaşkanı var şimdi bu ülkenin.
Keşke bizimkiler de bisiklete binseler.