Kendi kendimizi yiyip tüketiyoruz, yazık bu güzel ülkeye!

Bu ülkede son dönemlerde her şey, “algı” üzerine konuşlandırılıyor.

“Baskı ve Algı” ise şundan ibaret:

“Cumhurbaşkanı ve onu destekleyenler ne derlerse doğrudur, ne dilerlerse haklıdır. Ama karşı çıkanlar ülkeye zarar verenlerdir, hatta bölüp parçalamak isteyen hainlerdir.”

Ben hain değilim, zaten olamam. Çünkü;

Doğuştan, aile yapımdan vatansever ve Atatürk milliyetçisiyim; O’nun devrimlerine ödünsüz bağlıyım, laik ve demokratik Cumhuriyete, çağdaş ve uygarlık anlayışına, ilime ve bilime yürekten ve sarsılmaz irademle sahip çıkıyorum.

Bu yüzden benden hain olamaz!

Ama Cumhuriyet değerlerimize ve laik yapımıza öyle yaygın bir kötüleme ateşi var ki, tek amaçları Laik Cumhuriyeti yıkmak ve yerine dinci bir Devlet oluşturmak.

Ne kurtuluş kahramanlarına saygı var, ne kuruluş mücadelelerine sevgi var!

Yandaş ekranları açın, yarım saat dinleyin, vallahi kafayı yersiniz.

Onlara göre, Devlet içinde Paralel bir yapı var. PKK ile, YPG ile, HDP ile de, CHP ile , DHKP ile, iç ve dış mihraklarla bu yapı iç içe ve tüm eylemleri bu yapı tezgahlıyor (!)

Yarım yüzyılı aşan gazetecilik hayatımda Fetullah Gülen’i zerre kadar sevmedim, hatta tehlikeli buldum. Yazılarıma çok üzülen, bir dönem Gülen’in resmi sözcüsü sayılan, hemşerim Hüseyin Güler, Hoca efendisini eleştirdiğim için telefonlar açıp sitemler etmişti.

Son dönemde ne göreyim, Hüseyin bey Hoca’ya düşman olmuş, aleyhinde atıp tutuyor. Ben hala Atatürkçü noktadayım. Bu iri çelişkiye bakıp da şaşıp kalıyorum. Ne oldu be hemşerim? Suları nasıl oldu da tersine çeviriverdin? Nasıl birdenbire dönüverdin?!

30 küsur yıl parlamento muhabirliği yaptım. Bir dönem, Hürriyet Meclis Bürosunun müdürü iken tam karşımdaki büroda iki genç vardı; Nuh Gönültaş ve Tamer Korkmaz..

Fetullahçı gazetede çalışıyorlardı. Utangaç, sessiz ve içe kapanıktılar. Yaşları benden çok küçüktü. Nuh ile sohbet ederdik. Ama Tamer sürekli ve dek-dik bana bakmasına rağmen suskundu., ama elbette mesleki sohbetlere de giriyorduk.

Son dönemde Nuh’u bilmem ama, katı Fetullahçı olan Tamer Korkmaz en müthiş paralelci karşıtı kesildi. Yandaş bir kanalda, üstelik de ana muhalefet partisinin nasıl ve ne ölçüde bu paralel örgüte destek verdiği ve Fetullah ile işbirliği yaptığı üzerinde yorumlar ve eleştiriler yapıyor(!) Düşmez kalkmaz bir Allah, demişler ya, tam öyle.

3 Temmuz öncesi ve sonrasında sıkı bir Fetullahçı da, Galatasaray amigoluğu adına bir spor programına çıkıyordu. Hala da çıkıyor. Sanki konuşmuyor da, adeta bağırıp böğürüyor. O da bir programda Fetullah ile ilgili eleştiri yapan bir gazeteciye, “Hop orada dur, Hoca efendi inançlarının gereğini yapar, ona laf ettirmem” yolunda sert tavırlar sergilemişti. Uyduruk iddianameyi ezbere anlatabiliyordu. Kim şike yapmış, nasıl yapmış, hangi asker darbeye nasıl katkı vermiş.. Tam tekmildi ve benzersiz bir bilgeydi. Savcıların sözcüsü gibiydi.

Şimdilerde Paralelci düşmanı kesildi. Önüne gelene Paralel yaftası takıyor. Dahası Türk Hava Kuvvetleri’nin kahraman savaş pilotlarını bile FETÖCÜ diye ihbar etmeye kalkıştı. Cumhurbaşkanı ve Hükümeti sanki O temsil ediyor(!)

Doğrultu tutarlılığı olmayanların, bugün başka, yarın başka davrananların kime ne yararı olmuş ki, bunun Cumhurbaşkanına ve iktidar mensuplarına ne faydası olur?

Bir dostum, “Onun kendine faydası çok oldu, boğazda villası varmış!” dedi. İşte buna inanırım. Hakkıdır hakka tapan, ailece yalakalık yapan, boğazda yalı da alır, tekne de!

Yine bir yandaş ekranda, saçı sakalını tırmalayan F. Damga adlı biri, yıllarca Fetullah’ın dizi dibinde büyümüş, vücudunu irileştirmiş biriyle program yapıyordu. Fetullah yetiştirmesi şişman adam, Hocalık taslıyordu. Üstelik Paralel karşılığına soyunmuştu.

Bana ters ve sürpriz gelmez döneklik; çok gördüm. Başkaldırıyı bırakıp bohem hayatı sürenleri de tanıdım, sol uçtan dinciliğe soyunanları da. Şişman adam sürekli laik- demokratik Cumhuriyet aleyhine güya belgeler ortaya koyuyormuş gibi atıp tutuyordu.

Atatürk’ü o küçücük beyni ile küçümsüyordu. Utanmasa hain ilan edecekti. Bir dönem çevremizde dolaşan, bir türlü doğru dürüst bir gazetecilik yapamayan C. Kazdağlı ve Kankası F. Dağıstanlı da kafalarını usturaya vurdurmuşlar tarihsel bilgelere dönmüşlerdi)!) Ulemalar gibi tafralar atıyorlardı. Kurtuluşu ve Kuruluşu “hatalar zinciri” gibi göstermeye çabalıyorlardı.

Vah, vah, vah… Nelere kaldık!

İttihat ve Terakki’yi konuşacaklar ama, gaf yapıyorlar. Cumhuriyeti bunlar kurmuş. Dangalak adamlar!

Yahu, Mustafa Kemal orduya siyaseti soktukları için bunları sürekli eleştiren kurmay ve komutan değil miydi? Kemal Paşa ile Aklı bir karış havadaki Enver Paşa aslında bu yüzden birbirinden kopmamışlar mıydı? Siz neden bahsediyorsunuz. Cumhuriyet’i kuranlar İttihat ve Terakkiciler değildi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri idi hey domdom kafalılar. Benim dedem de, Trakya’da Kırklareli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucusu idi.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Yandaşların cehalet örnekleri ne bunlarla başlıyor, ne bunlarla bitiyor. Bir başka kanalda da Derin Tarih diye bir safsata programı var. İşleri güçleri Osmanlı’yı övmek, Batırılan imparatorluğun gölgesinde hurafeler yaratmak, buna karşın Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, Kurtuluşu ve Kuruluşu sağlayan, milleti esaretten çekip çıkaran kahramanları lekelemek üstüne konuşuyorlar, yazıyorlar.

Biri de gitmiş bizim Trakya’ya, Edirne’de ağzından salyalar akıtarak, “Burası Kemalist yuvası olmuş” gibilerden hakaretler savurmuş. Peki, ne olacak be eski kafa? Gerici, yobaz, çıkarcı ve Şeriatçı mı olacaktı? Yahu Edirne orası, Edirne; yani uygarlık demek!

Atıp tutuyorlar. 17/25 Aralık, bir darbe imiş(!) Bir türlü aklım almıyor. Meğer, hukuki açıdan yürütülen dinlemeler, para kasalarının sayımı, ayakkabı kutuları, hediye saatler falan darbe hazırlığı imiş. Peki, darbenin davası neden açılmadı? Üstü neden kapatıldı? Bizler mi kapattık? Vallahi bizim çevreden bunu bilen eden bir kişi bile yok. Siz nasıl öğrendiniz?

Gezi olayları da darbe hazırlığı imiş, iyi mi? İnsan buna nesiyle güler ayol. Şarkılarla türkülerle, doğuya ve güzelliklere sahip çıkmak nasıl darbe sayılır, anlatır mısınız lütfen!

O kanallardan birinde, “Menderes ve Özal surda delik açtılar, millet hava alabildi. Erdoğan sayesinde millet uyandı ve kurtuldu, Devlet kurtuldu” denildi.

Hey büyük Allah’ım, senin adını bile siyaset için kullanan, inancı siyasi araç haline getirenler milleti kurtarıyor ha? Vatanı kurtaranlar, milleti esaretten çekip alanlar, Atatürk ve arkadaşları sur inşa ediyor öyle mi? Pes.. Pes de değil, yuh artık. İyice azıttılar iyice. Erdoğan ile II. Abdülhamid’i bir elmanın iki yarısı sayıyorlar. Utanmıyorlar. Tekrar vurguluyorum, bunların tek amacı var; Laik ve Demokratik Cumhuriyeti yıkmak ve yerine Hilafeti, din devletini getirmek. Ama yapamayacaklar. Yapamazlar.

Bunca saldırı ve algı operasyonuna rağmen, bunu başaramayacaklar. Buna yürekten inanıyorum ve ben bu millete güveniyorum. Bizi asla geri döndüremeyecekler.

Kendi kendimizi boş hayallerle yiyip tüketiyoruz. Yazık bu ülkeye!