Kiminle dans ediyorsunuz?

Diploması dilimiz zenginleşiyor.
“Siz kiminle dans ediyorsunuz?”
Dış politikaya bu deyimi reisimiz armağan etti.
Başta Fransa ve Hollanda olmak üzere ABD’ye bile hadlerini bildirdi.
“Siz kiminle dans ediyorsunuz?” diyerek.
Haklıdır.
Fransa Cumhurbaşkanı Makron haddini aştı.
Peygamberimizin karikatürlerini binaların dış yüzeylerine asarak güya İslâmı aşağılamak istiyor.
Hollanda da aynı edepsizliği yaptı.
Tabii ki, Müslümanlar olarak bu davranışlara isyanımız var.
Bunlara hadlerini bildirmek lâzımdı, sayın reisimiz münasip bir dille uyardı.
Amerika derseniz;
Kafayı S-400’lere takmış,
Bizi, yaptırım uygulamakla tehdit ediyor.
Bu Amerika reisimizi iyi tanıyamamış galiba.
Ne dedi?
“Kullanmak için sizden izin mi alacağız?”

Reisimiz bunlara postasını koyarken, doğrusu hepimiz gururlandık.
Hele AKP’liler, iyice gururlandılar.
“Maşallah, reis dünyaya posta koyuyor.” Duygusallaşıp ağlayanlar da olmuştur.
Reis sadece dışarıya meydan okumadı elbet.
İçerideki muhaliflerine de ihtarını yapmış oldu bu diplomatik dille:
“Kiminle dans ediyorsunuz?”
Resimiz bu soruları hak edenlere soruyor.
Önümüzde bir erken seçimin olduğuna artık biz de inanmaya başladık.
Reis içe ve dışa had bildirerek oylarını artırmak istiyor.
Ey anketçiler, siz de kiminle dans ettiğinizin farkında mısınız?
Herkes kendine gelsin.

Sanatın inceliği

Sanatı ve sanatçıları çok severim.
Sanatı yapanların hepsine saygı duyarım.
Tabii ki, sanatını sanat için, aynı zamanda toplum için yapanlara.
Sanat, inceliktir; öncelikle ruhlarımızı inceltir.
İnce ruhluluk, sanata aşinalıkla başlar.
Sanat bir asalettir.
Çıkar uğruna başkalarının ayaklarına serilemeyecek ölçüde bir asalet.
Sanatçı diye geçinenler, bu asaleti ne taşıyabilir, ne anlayabilirler.
Bekir Coşkun’a o ince ruhu kazandıran, belki de kemanıydı.
Bekir Coşkun, aynı zamanda bir sanatçıydı.
Böylelikle kelimelerin efendisi olmayı başardı.
Bu arada Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’i kutlamak istiyorum.
O da sanatçı ruhu taşıyan bir belediye başkanı.
Çankaya’yı değerli sanatçılarımız adına yaptığı parklar ve kültür merkezleriyle donattı.
Bekir Coşkun için de bir park yaptıracağının müjdesini verdi.
Çankaya’da büyük bir yüzme havuzu ve sosyal tesis inşa ediyormuş.
Adını lâyık olan bir değerli koymuş:
“Mustafa Kemal Atatürk.”
O sevgi de bitmez.
O da harp sanatının virtüzöydü.
Savaştı ama yeri geldiğinde savaştıklarını da yücelttti.
Onların haysiyetini ve bayraklarını koruyarak.
Önüne serilen Yunan Bayrağını çiğnemeyerek.
İşte asalet.
Baş düşmanının, denize döktüğünün bayrağını çiğnemeyen o asalet, bayrağın bir milletin haysiyeti olduğunu söylemişti.
Evet, bayrağımız haysiyetimizdir.
Onu yere düşürmek isteyenlere, onunla birlikte sahip olduğumuz değerlere pervasızca meydan okuyan pervasızlara yazıklar olsun.
Bir sanatçımızın sözüyle bitirelim bu yazıyı:
“Kuruş, duruşu bozar.”
Bu sözler, duruşunu hiç bozmayan Belkıs Akkale’ye ait.
Kuruş uğruna duruşunu bozanlar, ne yazık ki sanatı da bozdular.
Onlara da yazıklar olsun.