Kınacızade Konağı’nın anlattıkları…

Kıvırcık Usta: İlgililer bilgisiz, bilgililer ilgisiz

1800’lü yılların sonunda inşa edilen, Ankara Kalesi’ndeki Kınacızade Konağı, 2007 yılında aslına sadık kalınarak Kıvırcık Usta (Abdullah Ülger) tarafından restore edilerek hizmete açıldı. Kafe, müze ve restoran olarak hizmet veren konakta beş özel oda bulunuyor. Odalar arasında “Akademisyenler Odası” olarak isimlendirilenlerden birincisi Prof. Dr. Halil İnalcık’a ayrılmış. Kadın Siyasetçiler Platformu Kurucusu ve Genel Başkanı Yurdusev Arığ ile TRT’nin ilk kadın spikeri Jülide Gülizar için de odaların ayrıldığı konak, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmuş. Kıvırcık Usta, Ankara Kalesi’ni ve onun önemli bir simgesi hâline gelen Kınacızade Konağı’nı 24 Saat Gazetesi’ne anlattı

Kıvırcık Usta (Abdullah Ülger)

SULTAN YAVUZ – Kınacızade Konağı, Ankara Kalesi’nde yer alan en özel mekânlardan birisi olma özelliğini taşıyor. 1800’lü yılların sonunda yapılan konak, 2007 yılında Kıvırcık Usta (Abdullah Ülger) tarafından restore edilerek hizmete açılmış. “Geçmişe özlem” diye nitelendiren Kıvırcık Usta, eski mobilyaların tadilatını yapan ve Kale’ye gönül veren kişilerden biri…
Kafe, restoran ve müze olarak hizmet veren konakta beş özel oda bulunuyor. Dünyaca tanınmış tarih profesörlerinden Halil İnalcık’a ayrılan çalışma odasında, İnalcık’ın daktilosundan cübbe ve ödüllerine kadar her şey mevcut. Vefatından önce burada misafirlerini ağırlayan İnalcık, Kale’ye büyük önem vermiş.
Konaktaki diğer odalardan biri de İsmet İnönü’nün özel kalem müdürlüğünü de yapmış, Kadın Siyasetçiler Platformu Kurucusu Yurdusev Arığ’a ayrılmış. Üçüncü oda ise TRT’nin ilk kadın spikeri Jülide Gülizar ismiyle hizmete açılmış. Gülizar, vefatında önce 45 bölümlük “Ankara Masalı” isimli belgeseli burada kaleme almış.
Kıvırcık Usta, bundan dört yıl önce yılda 15 bin kişinin ziyaret ettiği konağın ziyaretçi sayısında düşüşten duyduğu üzüntüyü ve Kale’nin sorunlarını şöyle anlatıyor:
“Tarihe ışık tutsun diye…”
Kıvırcık Usta 1964 Yozgat Akdağmadeni’nde doğsa da, uzun yıllardır Ankara’da yaşıyor. Siteler’de mobilyacılık yapan usta, daha sonra İtfaiye Meydanı’nda eski eşyaların tamir ve cilasını yapmaya başlamış. “Çok sevdiğim için, eskiyi yaşatmak amacıyla uzun yıllar bunu yaptım” diyen Kıvırcık Usta, 1930’lu, 1940 ve 1950’li yılların mobilyalarını keyifle onarmış. Atölyesinde yeni mobilyalar da yaptığını kaydeden Kıvırcık Usta, “Tarihe ışık tutması amacıyla, onların kaybolmasına gönlüm razı olmadı” diyor.
İtfaiye Meydanı’ndan sonra Pirinç Han’da, antikacılar çarşısında çalışmalarına devam eden ve bu dönem Prof. Dr. Halil İnalcık ile tanışan usta, Kınacızade Konağı boşalınca, “Böyle bir binanın yıkılmasına içim elvermediğinden” konağı alarak restore etmiş. Kıvırcık Usta bu süreci şöyle anlatıyor:
“O zaman, Ankara Kalesi’nde İnalcık Hoca için bir yer yapma projemiz vardı. Burayı alınca, İnalcık Hoca ile birlikte üç büyüğümüze oda hazırladık. Kültür evi olarak başladığımızda, odaları gençlere örnek olsunlar diye, mesleklerinde en iyi olanlara ayırmak istedik. Konağı restoran olarak düşünmemiştik aslında, kendiliğinden gelişti. Organik sebzeleri kullanarak yemekler yapmaya başladık, derken turlar gelmeye başladı.
Ben ve oğlum ahşaba devam ediyoruz. Son zamanlarda içimizi acıtanlardan biri de yok olmakta olan meslekler… Gerçekten son yıllarda çekirdekten yetişme mobilyacı kalmadı. Son kuşağız, ahşap tornacı, ahşap oymacı ve ahşabı bilen mobilyacı kalmadı. Bununla ilgili de meslek odasına başvurduk, oda kendi çabasıyla bir şeyler yaptığını söyledi.”
“Ama ilgililer bilgisiz, bilgililer ilgisiz” diye devam eden Kıvırcık Usta, “Bizim projemiz, Edirne’den Kars’a kadar her ile Kale’de bir ev yapmaktı. Dışı Ankara evi ama içi, yemekleri ve müziğiyle o yöreye ait olacaktı. Vali ve Kaymakam ile görüştük ama bunu sadece Bursa gerçekleştirdi” diyor.
“Kale hiçbir zaman hak ettiği konuma gelmedi”
Kıvırcık Usta, kalenin hiçbir zaman hak ettiği konuma gelmediğini ve kaledeki projelerde bilgisi yetersiz insanların yer aldığını ve sonuç alınamadığını kaydediyor. Hamamönü’ndeki çalışmaların sevindirici olduğunu düşünse de, ona göre uygun restorasyon yapılamamış.
Şöyle devam ediyor Usta:
“Bence ciddi bir tarih katliamı yapıldı. Kalede yıkılan iki evdeki 300 yıllık ardıç ve sedir ağaçları söküldü. Cami’nin restorasyonunda Ukrayna ve Rusya çamları kullanıldı. Aslanhane ve Alâeddin Camii dâhil… Ne yazık ki kimseye sesimizi duyuramadık. Ankara Kalesi sahipsiz… Büyüklerimizin “Tarihe sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkûmdur” sözü sadece söylemde kalıyor. Ankara Kalesi’ne duyarlı bir idareci gelmedi, gelelerin de tayinleri çıktı. Burası hiçbir idarecinin katkısı olmadan, şahısların çabasıyla ayakta duruyor.
‘Surları bize verin, turizm okullarından ücretli öğrenciler alalım. Sokak çocukları yerine bilinçli kişiler turistlere Kale’yi anlatsın” dedik ama olmadı.”
“Kale Altındağ’a bağlı olmalı”
Ankara Kalesi’ndeki mekânlar arasında rutin olarak tek açık mekânın Kınacızade Konağı olduğunu belirten Kıvırcık Usta, “Yaz, kış, bayram, tatil demeden açığız. Sabah 07.00’den akşam 12.00’ye kadar hizmet veriyoruz” diyor. Kıvırcık Usta, Kale’deki mevcut sorunları da şöyle sıralıyor:
“Sokakta çöpler, çöpleri dağıtan sokak köpekleri… Gelen turist ‘Burası Türkiye’nin başkenti” diyor ama sabah 06.00’da bu manzarayla karşılaşıyor. Kale böyle olmamalı. Ancak Kale’nin bir kaderi var; yarısı Büyükşehir Belediyesi’ne, yarısı Altındağ Belediyesi’ne bağlı. Kale Altındağ’a bağlı olmalı, o zaman bir şeyler değişebilir. Temizliği Altındağ Belediyesi’ne, diğer açılardan Büyükşehir’e bağlı… Biz üvey evlat gibiyiz. Bugüne kadar gelen Bakanların söylemleri çok iyi ama icraat yok. Kaleye gönül veren insanlar bile pes etti. Söylemde herkes Kale’yi seviyor ama kimse üzerine düşeni yapmıyor.
Seyyar satıcılar, işportacılar var ve ne yazık ki eğitimli esnaf yok. Biz Pirinçhan’dayken akademisyen ve esnaf buluşması yaparak, Kale hakkında bilgiler aldık. Şimdi önüne gelen esnaf ve hafta sonları dükkânlarını açmayan, akşamları kapatan bir grup var. Eskiden restoranlar varken, yabancı elçilikler ve konuklar hep Kale’deydi. Şimdi biz tek dükkânız ve talebi karşılamıyor. İyi tarafı şimdiki emniyet teşkilatı gece gündüz burada, güvenlik açısından her şey iyi durumda… Fakat bir olay olduğunda medya hemen Ankara Kalesi olarak yansıtıyor. Oysa olay Samanpazarı’nda gerçekleşmiş. Ankaralı da Kale’den tedirgin oluyor. Yabancı turistler ise sabahın 06.00’sında ya da gece 24.00’te gezebiliyor. Kale’nin yeniden güvenirliğini kazanması lazım…

Prof. Dr.
Halil İnalcık

“Halil İnalcık’ı, yabancılar daha çok tanıyor”
Kıvırcık Usta, Prof. Halil İnalcık’ın odasını daha çok yabancı turistlerin ziyaret ettiğini ve hocanın yurt dışında daha fazla tanındığını belirtiyor. Kıvırcık Usta, “İsviçre Büyükelçisi, Hoca’nın odasına girerken kravatını düzeltti ve ceketini düğmeleyerek girdi. Fransa’dan bir heyet, odaya selam vererek girdi ve Amerikalı bir adam, hocanın sandalyesini öptü, elini sürdü, bunu hiç unutmam” diyor.
Kıvırcık Usta, geçmişte yapılan mobilyaların daha işlevsel ve sağlıklı olduğuna da dikkat çekerek, “Kimyasal boya yoktu. Amaç, halının rengine ahşabı uydurmak değildi, insanlar işlevi olan ürünleri aldıklarından, zanaatkârlar da buna göre yapardı. Konsollarda gizli bölmeler de yapılırmış mesela. Şimdi ise üzerine titrenen çocuk odalarının mobilyası araba boyasıyla boyanmış, kimyasal lake. Ama ecdatlarımız yaptıkları beşiğe sadece cila atar, odaya girince burcu burcu ahşap kokarmış. Şimdi boyadan dolayı burnunu tutarak içeri giriyorsun. Eskiden halılar insanın elektriğini alırdı, minder yündü, duvar kireçti. Şimdi her şey suni… Koltukların içi kalaylı, dışı vay vaylı… Üstüne Çin malı kumaştan giysi ile oturunca, sürtüşmeden dolayı kötü koku oluşuyor. Halı da aynı şekilde, sonra oda parfümünü sık dur. İlgililer bilgisiz, bilgililer ilgisiz kısacası…”