Kovid-19 yardımlaşmayı artırdı, aile bağlarını güçlendirdi

Ankara – Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zekiye Demir, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşamı büyük ölçüde değiştiren yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) ev hayatına etkilerini mercek altına aldı. Sokağa çıkma yasakları, şehirler arası yolculuk kısıtlamaları ve birçok kişi için iş ortamının eve taşınması ile ev hayatının çeşitli yönlerini ele alan araştırmada, evdeki gündelik hayatın ne ölçüde değiştiği ve bireylerin Kovid-19’a yönelik kanaatleri sorgulandı.
Araştırma, 24 Nisan-4 Mayıs’ta internet ve sosyal medya üzerinden, Türkiye’nin her bölgesinden 15 yaş üzeri her eğitim düzeyi ve meslekten toplam 4 bin 181 kişinin katılımıyla anket yöntemiyle gerçekleştirildi.
Ankete katılanların yüzde 76’sı Kovid-19’un “Allah’ın insanlara bir uyarısı” olduğu kanaatini dile getirirken, yüzde 41’i ”biyolojik bir silah”, yüzde 24’ü ise “büyük ilaç firmalarının kar amaçlı bir oyunu” olduğunu düşündüklerini belirtti.
Kovid-19 ile ilgili haberler karşında katılımcıların yüzde 14’ü korku ve paniğe kapıldığını beyan ederken, yüzde 40’ı yakın çevresi ile ilgili kaygı taşıdığını, yüzde 88’i ise yetkililerin konuya ilişkin açıklamalarına itibar ettiklerini kaydetti. Virüsün Çin kaynaklı olduğuna inananların oranı da yüzde 76 olarak gerçekleşti.
Tedbirini alan ve tevekkül edenlerin oranı yüzde 93
Katılımcıların yüzde 93’ü Kovid-19 tehdidine karşı tedbirini aldığını ve tevekkül ettiğini belirtirken, yüzde 74’ü ölümü ve ahiret hayatını daha sık düşündüğünü, yüzde 84’ü Allah’a daha çok dua ettiğini, yüzde 61’i hayır yapmayı, sadaka vermeyi artırdığını, yüzde 75’i ise hatalarını düşünerek daha çok tövbe ettiğini vurguladı.
Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü bu süreçte yardımlaşmanın önemini anladığına dikkati çekerken yüzde 81’i yaşamın ve sağlığın değerini anladığını, yüzde 62’si dünyevi hayatın değerini sorguladığını, yüzde 49’u eşyaya, mala ve mülke sahip olma arzusunun azaldığını, yüzde 74’ü ise ölümün yakın olduğunu hissettiğini beyan etti.
Kovid-19 aile bağlarını kuvvetlendirdi
Kovid-19 sonrası ailesi ile daha çok yakınlaştığını ifade edenlerin oranı yüzde 73, eşi ile olan iletişiminin kuvvetlendiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 68 oldu. Katılımcıların yüzde 54’ü akrabalarını daha sık aradığını, yüzde 87’si çocuklarına daha çok vakit ayırdığını, yüzde 23’ü daha çok yalnızlaştığı aktardı.
Bu süreçte eşi ile tartışmalarının artığını bildirenlerin oranı yüzde 13 olurken, yüzde 90’ı çocukları ile birlikte olmaktan bunalmadığını aktardı.
Her üç kişiden biri kilo aldığını belirtti
Katılımcıların yüzde 40’ı yeme-içme alışkanlığının etkilenmediğini belirtirken, yüzde 73’ü öğün sayısında bir değişiklik olmadığını ifade etti. Değişik yemekler yapmayı deneyenlerin oranı yüzde 41 olurken, her üç kişiden biri daha düzenli ve sağlıklı beslendiğini, her üç kişiden biri de kilo aldığını kaydetti.
Araştırmaya göre, kısıtlı günlerde normal zamandan daha çok uyuduğunu belirtenlerin oranı yüzde 50’ye ulaşırken, ankete katılanların yüzde 68’i daha çok haber yayınlarını takip ettiğini, yüzde 65,5’i daha çok kitap okuduğunu, yüde 58’i daha çok temizlik-yemek-ütü gibi evi işi yaptığını, yüzde 43’ü ise yabancı dil ve bilgisayar öğrenmeye çalıştığını bildirdi. Katılımcıların yüzde 42’si ise uyku düzeni ve gece-gündüz dengesinin değiştiğini vurguladı.
Ankete katılanların yüzde 58’i görüntülü telefon görüşmelerinin, yüzde 56’sı sosyal medya hesaplarında geçirdikleri zamanın, yüzde 46’sı telefonla görüşme süresinin arttığını, yüzde 51’i ise internet aracılığı ile video konferans programları üzerinden eğitim gibi etkinliklere daha çok katılım sağladıklarını paylaştı.
Temizlik alışkanlığında pek değişiklik olmadığını belirtenlerin oranı yüzde 48 olurken, yüzde 65’i daha çok el-yüz yıkamaya başladığını, yüzde 57’si ev-eşya temizliğine daha çok önem vermeye başladığını, yüzde 10’u ise temizliğin kaygı ve takıntıya dönüştüğünü ifade etti.
Aile, akraba, arkadaş ziyaretlerini özledik
Aile, akraba, arkadaş, komşu ziyaretlerini özlediklerini belirtenlerin oranı yüzde 81’e ulaşırken alışveriş merkezlerine gitmeyi, rahat alışveriş yapmayı özleyenlerin oranı yüzde 42, camiye gitmeyi özleyenlerin oranı yüzde 66, dışarda çay kahve içmeyi ve yemek yemeyi özleyenlerin oranı ise yüzde 55 oldu. Ankete katılan çalışanların yarıdan çoğu işe gitmeyi, öğrenciler ise okula gitmeyi özlediğini kaydetti.
Salgın sonrası alışveriş harcamaları düştü
Araştırma Kovid-19 salgını sonrası para harcama miktarının önemli ölçüde azaldığını ortaya koydu. Ankete katılanların yüzde 73’ü para harcama miktarının azaldığını, yüzde 10’u bu süreçte ilk kez internetten alışveriş yaptığını ifade etti.
Daha öncesine oranla internetten alışveriş yapma sıklığının arttığını beyan edenlerin oranı yüzde 36 olurken, kitap alanların oranı yüzde 26, daha çok kuru gıda alanların oranı yüzde 42, ”abur-cubur” olarak nitelendirilen hazır ve kolay tüketimi olan yiyecekleri alanların oranı yüzde 32 olarak kayıtlara geçti.
Giyim ürünü alanların oranı yüzde 4’te kalırken, yüzde 43’ü ise daha önce aldığından daha çok temizlik ürünü aldığını bildirdi.
Doç. Dr. Zekiye Demir: ”Yaşadığımız dönem çok özgün bir süreci dokuyor”
Araştırmayı gerçekleştiren Doç. Dr. Zekiye Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Bir yıl öncesine kadar insanların sokaklara çıkamadığı, çıktığında maske ile dolaştığı, doktorların robotik kıyafetlerle hasta baktığı bir kesit gösterseler bilim kurgu filmlerinden bir sahne diye düşünürdüm.” dedi.
Birçok kişinin hayal dahi edemediği olağanüstü bir dönemin yaşanmaya devam ettiğini ifade eden Demir, ”Bu süreç insanlık için bir anlamda eve dönüş ve evi yeniden keşfediş süreci. Yaşadıklarımız bizlere her ne kadar şu günlerde baharın da etkiye kendimizi sokağa atma ihtiyacı hissettirse de evde halen birçok faaliyetin yapılabileceğini, yaşanabileceğini gösterdi. İnsanlık yaklaşık son 300 yıldır evde yapılanı dışarıya taşıdı durdu, bugün ise tam tersi dışarıdakini eve taşımak durumunda neler yapabileceğini tecrübe ediyor. O yönüyle içinde yaşadığımız dönem çok özgün bir süreci dokuyor.” diye konuştu.
Bu dönem içinde kendisi de dahil birçok kişinin ilk defa evde ekmek pişirdiğini, yeni yemek tarifleri denediğini dile getiren Doç. Dr. Demir, Kovid-19 salgını sonrası evdeki hayatın yansımalarını ve algıları tespit etmek amacıyla bu araştırmayı yaptığını belirtti. Demir, ”Araştırmanın Türkiye’yi temsil ettiği iddiası olmamakla birlikte Türkiye’nin her bölgesinde katılımın olduğu, neredeyse illerin tamamına ulaşan bir çalışma oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Din sosyolojisi açısından sonuçların değerlendirilmesi
Kovid-19 dünyayı tehdit eden bir salgın haline geldiğinde bunun biyolojik bir silah olduğu veya ilaç firmalarının kar amaçlı bir oyunu olabileceği şeklinde iddia ve yorumlarda bulunulduğunu hatırlatan Doç. Dr. Demir, şunları kaydetti:
“Bu yorumlardan birisi de ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, ilahi bir uyarıyı insanoğlunun hak ettiği yönündeydi. Koronavirüsün çıkışı ile ilgili bu yorumları yazdım ve bu konuda fikirlerinin her bir yorum için ayrı ayrı değerlendirilmesini istedim. Bunlar içinde virüsün Çin kaynaklı olduğu ile Allah’ın insanlara bir uyarısı olduğu kanaati eşit derecede, yüzde 76 çıktı. Bu, ciddi bir orandı.”
Bu sonucun, insanları rahatsız eden sapma ve yanlışlıkların “ilahi bir uyarı”ya muhatap olacağı inancının toplumda diri olduğununun bir göstergesi olduğunu belirten Demir, “Bunu aslında yanlışlık ve haksızlıkların farkındalığının bir sonucu olarak görmek lazım. Bu nedenle bunu toplumun içinden gelen çok olumlu bir mesaj olarak okuyorum. Aynı zamanda bu zaman zaman Allah’ın, dünyanın gidişine büyük dokunuşlarla müdahalelerde bulunduğuna dair bir inancının varlığını gösteriyor. İnsanlığı çaresiz bırakan bu virüs de raydan çıkıldığında bir uyarı sinyali olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı.
Araştırma sonuçlarını “din sosyolojisi” perspektifinden de değerlendiren Doç. Dr. Zekiye Demir, insanların kendi güçlerinin yetmeyeceği bir sorunla karşılaştıklarında inançlarına sarıldığını belirterek, ”Virüs sonrası yaşananlar, kontrol etmekte güçlük çekilen salgının yayılması, hastalığın çaresinin bulunamaması gibi çaresizlik hissi karşında toplumun dinden yani Allah’tan medet umması gayet anlaşılır bir şeydir. Bu sadece bizde değil tüm dünya için benzerdir. Amerika ve Çin’deki hastanelerde dua seanslarını izledik televizyonlarda, bizde de hastanede Kur’an okuyan doktorların fotoğraflarını gördük sosyal medyadan. Bunların hepsi aynı kaygıdan, aynı ümitten kaynaklanıyor.” diye konuştu.