Meclis’teki tek görme engelli danışman: Ali İlhan

Ali İlhan, doğuştan görme engelli olan ve kendi deyimiyle “Hayata 1-0” yenik başlayan insanlardan… Toplumsal önyargılarla yaşamı boyunca mücadele ederek, iyi bir müzisyen, görme engelli teknolojileri bilişim uzmanı ve aynı zamanda milletvekili danışmanı olan İlhan, başarı basamaklarını nasıl tırmandığını ve Türkiye’deki engellilere dair üretilen politikalara dair eleştirilerini 24 Saat Gazetesi’ne anlattı

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ 

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak…”
Nazım Hikmet

Milletvekili danışmanı, görme engelli teknolojileri bilişim uzmanı ve aynı zamanda müzisyen olan Ali İlhan, doğuştan görme engelli. Hayatta yapmak istediklerini ve yaşamını el işi bir halı gibi sabır ve özenle dokuyan İlhan için özellikle yaşamının ilk yılları kolay olmamış. “Nazım Hikmet’in dediği gibi, ‘Yetmişinde bile zeytin dikeceksin’ sözü benim hayat felsefem” diyen İlhan, yaşamıyla herkese örnek oluyor.
Ali İlhan, Malatya’da 1968 yılında ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelir. Anne ve babası Almanya’ya çalışmaya giden İlhan’a babaannesi bakacak ve İlhan üç yaşına kadar onları göremeyecektir. Babaannesi, görme engelli bir çocukla nasıl iletişim kurulacağını, ona nasıl eğitim verileceğini bilemediği için İlhan için yaşamın ilk yılları oldukça zorlu geçecektir. “Hayat mücadelesine üç yaşında başladım” diyen İlhan, sekiz yaşına geldiğinde dünyayı ve çevreyi farketmeye başladığı anda yaşamsal zorlukları da başlar. Bu zorlu dönem için, “Daha doğarken 1-0 yenik başlıyorsunuz. Size çatal bıçak tutmayı öğreten yok, bunları kendiniz fark ederek, size nasıl kolay geliyorsa öyle öğreniyorsunuz. Kendi çözümünüzü kendiniz üretiyorsunuz yani. Beyin belki de normal insanlar için harcadığı enerjiyi sizde diğer duyulara harcıyor ve bazı becerileri normal insanlara göre çok daha çabuk öğreniyorsunuz” diyor.
Görme engelliler yatılı okulunda Naim Çavuş ve Muammer Ketencoğlu’yla tanışma
İlhan 10 yaşına geldiğinde, köyün ileri gelenlerinden birinin Ankara’da bulunan bir akrabası, görme engelliler için yatılı okullar olduğunu belirtiyor. O dönem az sayıdaki engelli okulundan biri de Gaziantep’tedir ve Malatya’ya yakın olduğu için de Milli Eğitim Bakanlığı, İlhan’ı buraya yollar. Yatılı okulun ilk yıllı hazırlık sınıfıdır ve burada görme engelliler için “braill” alfebesinin yanı sıra, bir görme engellinin destek almadan ihtiyaçlarını karşılaması için gerekli beceriler kazandırılır. İlhan, hazırlık sınıfını ve birinci sınıfı bir dönemde geçmeyi başararak, hem alfabeyi öğrenecek hem de her işini kendisi görecek yeterliliğe ulaşacaktır.
İkinci sınıfta yeni beceriler kazanan İlhan, resim yapmayı çok merak eder ve okulda modelaj denilen kilden şekillerle, canlıların ve nesnelerin biçimleri öğretilir. Yavaş yavaş ağaçları, cisimleri tanımaya başlayan İlhan, daha sonra yönlendirildiği sanatlar arasında el sanatlarını ve müziği tercih eder. Akordeon çalmaya başlayan İlhan, müzik yeteneğiyle, müzik ve İngilizce öğretmeni olan Naim Çavuş’un dikkatini çekecektir. Aynı zamanda kendisinden birkaç sınıf üstte olan müzisyen Muammer Ketencoğlu’nu da yeteneğini farkederek kendisine destek olacaktır. Orta birinci sınıfta okulun orkestrasına giren İlhan, okuldaki öğrencilerin moral ve motivasyonunu artıracak müzik etkinlikleri düzenleyecektir.
Müziğin yanı sıra futbola da merak saran İlhan, doğuştan Beşiktaşlı olduğunu söyleyerek, okulda bir futbol takımı kurduğunu da belirtiyor. Küçük bir sahada beşer kişilik takımlar hâlinde oynadıklarını kaydeden İlhan, topun içine yerleştirilen bir zilin sesini duyarak futbol oynadıklarına dikkat çekiyor. İlhan, ilk maçta kalecidir ve 12-0 yenilince bu durumu hazmedemez. “Başarmak zorundaydım” diyen İlhan, orta son sınıfta takımının başarılı bir dereceyle bitirdiğini söylüyor. İlhan, “Hayat da futbol gibidir işte. Bazen gol atıyorsun, bazen gol yiyorsun. Bazen kırmızı kart, bazen sarı kart, çoğunlukla hakemin haksızlık yaptığını düşünüyorsun. Ama herşeye rağmen yapabildiğinin en iyisini yapıp, maçı sonuna kadar tamamlaman lazım” diyor.
Devlet parasız yatılı sınavını Gaziantep’te dereceyle kazandı
İlhan, ortaokulu bitirdiğinde ailesi hâlâ Almanya’dadır ve ancak Türkiye’ye geldiklerinde görüşebilmektedir. Devlet parasız yatılı sınavlarına giren İlhan, Gaziantep’te sınavı dereceyle kazanır. “Lise 3000 kişiydi ve burada iki görme engelli olarak sınavı kazandık” diyen İlhan, lise yıllarını şöyle anlatıyor:
“Lise birinci sınıf çok iyi gidiyordu ama kimya ve matematikten kaldım çünkü matematiği okuyacağınız bir materyal yoktur, dersi teybe alıyorsunuz, sonra diniliyorsunuz ama problemi nasıl çözaceksiniz? Kabartmalı daktilo ile derste yazsam, diğer öğrenciler rahatsız oluyor. Derken matematik ve kimyadan kaldım. Lise ikide ise eğitsel kollar seçildi ve ben de kültür-edebiyat kolu başkanı oldum. İlk etkinliğimi görmeden toprağa, suya, hayata dokunan Âşık Veysel’le ilgili yaptım ve bu, o zamana kadar hayatlarında engellilerle ilgili öğrenilmiş önyargıları olan insanlarda önemli bir farkındalık yarattı. ”
Lise son sınıfta ihtiyaçlarının arttığını hayatın daha da zorlaştığını ifade eden İlhan, “Toplum sizi dışlıyor ve toplumsal önyargılarla mücadele etmek dünyanın en zor işi. Başarınız, engelinizin arkasında kalıyor” diyerek sevimsiz bir gerçeğe de işaret ediyor.
1990’lı yıllarda Ankara’nın en popüler müzisyeni oluyor
Görme engellilerin üniversite bitirse dâhi iş alanlarının son derece kısıtlı olduğunu kaydeden İlhan, “Lise son sınıfın ikinci döneminde okulu bırakmak zorunda kaldım çünkü para kazanmak zorundaydım” diyor.
18 yaşına gelen İlhan, bir arkadaşı vasıtasıyla Mersin’de bulunan bir görme engelliler derneğinin müzik grubu olduğunu öğrenir ve okulun son dönemini Mersin’de okumaya karar vererek gider. Derneğe kısa zamanda adapte olur ve ses tonunun etkisiyle hem sunuculuk hem de müzisyenlik yapar. Dernekte üç yıl çalışan İlhan, dönemin Mersin Valisi’nin de dikkatini çekecektir. Çünkü engellilerin hayata katılımını artırmak için pek çok proje yapar ve yaptığı projelerle çeşitli ödüller alır.
Daha sonra Dernek Genel Kurulunda seçime girerek genel sekreter olur. Mersin Valisi Sabahattin Çakmakoğlu, daha sonra Emniyet Genel Müdürü olunca, onu Ankara’da ziyaret eden İlhan için artık farklı bir yol açılacaktır. Polisevinde kadrolu müzisyen olarak işe başlayan İlhan, burada piyano ve elektronik klavye çalmaya ve ses sanatçısı olarak program yapmaya başlar. 1990’lı yılarda artık o Ankara’nın en popüler müzisyenidir ve hem polis evinde hem de Ankara’nın en iyi restoranlarında çalışmaya başlayacaktır. Dönemin bakanları ve genel müdürleri yemekli toplantılarını polis evinde yapmaktadır ve bunların arasında aynı zamanda dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin de İlhan’ı desteklemektedir ve “Engellilerle ilgili bir şeyler yapalım” der. Sonrasında bir siyasi partide engellilerle ilgili ilk kez komisyon kurulur.
1999 ve 2002 yıllarında Milletvekili adayı oluyor
Türkiye’de siyasi partilerde engellilerle ilgili komisyon kurulmasını ilk kez kendisinin sağladığını ifade eden İlhan, 1999 yılında İsmet Sezgin tarafından milletvekili adayı olarak gösterilir. Parti kazanamasa da, İlhan adaylığıyla bir farkındalık oluşturmayı başarır. 2002 yılında tekrar aday adayı olan İlhan, siyasi partilerdeki çalışmalarına daha sonra da devam edecektir. Bu arada teknolojide yaşanan gelişmelerin engellilerin hayatını çok kolaylaştıracağını farkeden İlhan, öncelikle kendini bu konuda geliştirmek için, Almanya’ya gider. Görme engellilerle ilgili teknolojileri Almanya’da öğrenme ve inceleme fırsatı bulan İlhan, Almanya’da bilgisayar kullanımlarıyla ilgili donanım ve yazılım içerikli iki kurs bitirir.
Aynı zamanda bilişim uzmanı olan İlhan, bu teknolojiyi Türkiye’ye nasıl tanıttığını şu sözlerle anlatıyor:
“Kodlama ve bilgisayar dili İngilizce’ydi, ancak konuşma ve eğitim dili Almanca olduğu için ben ne öğrendiysem, akşamları evimde hem İngilizce hem de Türkçe olarak çalışıyordum. Bu programlar geliştikçe engelli dernekleri de bunu kullanmaya başladı. Engellilerin de bilgiye erişim hakkı var fakat 2004 yılında temel problem, programların dilinin İngilizce olması idi. Görme engellilerin neredeyse tamamına yakını bilgisayar kullanma konusunda herhangi bir bilgiye sahip değildi. Dernekler bu konuda kurslar açtı ve bundan sonra programların Türkçeleşmesi ve bilgisayar becerisi yayılmaya başladı. Görme engellilerin kullandığı ekran okuyucuların Türkçeleştirilmesi konusunda girişimlerde bulundum ve yazılımcılar bu konuda Türkçe bir program yazdılar.”
Dünyada engellilerle ilgili gelişmeleri takip etmek için Amerika, İngiltere, Japonya , Avusturya, Fransa, Almanya gibi ülkelere seyahatler yapan İlhan, oradaki düzenlemeleri yerinde inceleme ve deneyimlerini Türkiye’deki engellilerle ilgili kurum ve kuruluşlara aktarma imkânı bulmuştur. 2016’da Londra’da düzenlenen ve dünyanın birçok ülkesinden katılımcıların yer aldığı Erişilebilirlik Konferansı’nda, BBC İnternational kanalına da konuşmacı olarak katılır.
Milletvekili danışmanı oluyor
Polisevinden emekli olan İlhan, Kültür Bakanlığı lokalinde müzik yapmaya devam eder, kendisine ilgi gösteren kadınların sorularına ilişkin de şunları söylüyor:
“Hiç mi görmüyorsun, diye ilginç sorular geliyordu. Âşık olmak nasıl, diyorlardı mesela… Halbu ki, aşkın gözü kördür zaten, aşkı beyin bilir, yürek hisseder…”
2011 yılında CHP’den Ankara Milletvekili aday adayı olan İlhan ile Malatya’dan Milletvekili seçilen Veli Ağbaba’nın yolları kesişir. Ağbaba, ‘Hayatında hep fark yarattın, gel danışmanım ol ve birllikte fark yaratalım” der. Sekiz yıldır Ağbaba’nın danışmanı olan İlhan, Meclis’teki tek görme engelli danışman…
Meclis’te engelliler için düzenleme
İlhan, Meclis’te engelliler için pek çok eksiklik olduğunu fark eder. Örneğin, yürüme engelliler için düzgün bir rampa standardı yoktur. İlhan, bu durumu çözmek için Meclis Başkanlığı’na yazı yazar ve Meclis’te engelsiz hizmet bankosu açılmasını sağlar. Mecliste engellilerle ilgili yapılan tüm çalışmalarda öncülük eden İlhan, halkla ilişkiler görevlilerine uzmanlarla birlikte engellilere nasıl davranılacağı konusunda eğitimler verir ve gerekli teknik donanım konusunda destek olur.
Bir dönem Görme Engelliler Vakfı’nın Başkan Yardımcılığını da yürüten İlhan, şimdi ise Rehber Köpekler Derneği’nin genel sekreterliğini yapıyor. Medyada engellilere ilişkin farkındalık yaratmaya çalışan İlhan, “Hayatla barışık olmak zorundasınız, mutsuz olmayın. Mümkün olduğunca hayatın her alanını deneyimlemeye, bilgi ve tecrübe biriktirmeye çalışıyor, bunları toplumda engelliler adına bir farkındalık yaratmak için kullanıyorum. Biliyorum Türkiye’de çok zorluklarımız var ama engellilerle ilgili bir nebze katkım olduysa bundan çok mutluyum. İnsan nasıl yaşayacağını kendisi belirler. Ben bu felsefeyi uyguladığım için keyif alıyorum ve enerjim yüksek kalıyor” diyor.
Engellilere ilişkin devlet politikaları nasıl olmalı?
Eğitimde kaynaştırmalı eğitimi desteklediğini savunan İlhan, bazı engel gruplarının öğrenim güçlükleri nedeniyle bunun zor olduğunu da dile getiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, engellilerle ilgili ilk öğretimden başlayarak ders koyması gerektiğini belirten İlhan, “İşaret dilini öğretmeliler. Engelsiz insanların görmeyen ya da işitmeyen arkadaşları da olacaktır. Ben kaynaştırmalı eğitimi destekliyorum ama bunun için ciddi bir müfredata ihtiyaç var” diyor.
İlhan, devletin engellilerle ilgili atması gereken adımları da şöyle sıralıyor:
“Devletin bu konuda ciddiyetle ulusal politikalar üretmesi lazım. Toplumun bu konudaki duyarlılığını geliştirmek devletin işi… İnsanlar sokakta bir engelliyle karşılaştıklarında, ‘Ya bunun da kaderi buymuş’ diye duygusal bakıyor. Engelliler tüm dünyada ve Türkiye’de bir gün değil, 365 gün yaşıyor, sadece kendilerini ilgilendiren Engelliler Günü’nde yaşamıyor ki… Görüyorum ki engelliler haftası hâlâ bir kutlama haftası gibi mesajlar veriliyor. Oysa ki bu hafta bir kutlama haftası değil farkındalık haftasıdır. Neyi kutluyorsunuz? Gözlerinizi bir dakika kapatmakla görme engellileri, tekerlekli sandalyede fotoğraf çektirmekle ortopedik engellileri anlayamazsınız. Biz bu toplumda hep birlikte yaşıyoruz, çalışıyoruz, eğleniyoruz, seviyoruz, âşık oluyoruz, üzülüyoruz, ağlıyoruz… Kısacası acısıyla tatlısıyla bu hayatı birlikte yaşıyoruz. Ayrıştırılmış bir hayatımız yok ve olmamalı. Toplumun yüzde 12’si engelli. İhtiyacımız olan tek şey biraz empati biraz daha farkındalık.”
Bir de mutlaka engellilerle ilgili kamu spotları oluşturulması lazım. Yerel yönetimlerin göstermelik engelliler müdürlüğü kurmak yerine, en azından ayda bir gün engellilerle ilgili sorunları dinlemesi ve çözüm yollarını da onların ağzından dinlemesi gerekiyor.
Ne yazık ki seçim sürecinde engellilerle ilgili yeterli söyleme rastlamadım. Ekrem İmamoğlu ve eşinin söylemleri ise çok güzel bir duyarlılık. Ancak genel olarak Türkiye’de yerel yöneticilerin dedikleri sadece lafta kalıyor, eyleme dönüştürmüyorlar. Siz eğer sadece Engelliler Haftası’nda ‘Sizi çok seviyoruz’ der ve hatta üstüne ‘Engelliler Gününüz kutlu olsun’ gibi bir saçmalıkla durumu ajite ederseniz, çözüm üretemezsiniz.”
Kamuda hâlâ 14 bin engelli kadrosu boş
İlhan, Devlet İstatistik Kurumu’nun dâhi engelli verileri konusunda sağlıklı olmadığını vurgulayarak, eleştirisini şu şekilde dile getiriyor:
“Bir bakanlık oluşturmuşsunuz ve adına da “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” demişsiniz, buna engellileri de dâhil etmişsiniz. Yani neredeyse 80 milyonu bir bakanlığa bağlıyorsunuz, bu kadar saçma bir durum olabilir mi? Devlet ciddiyetle davranmazsa, bu iş elbette sadece söylem düzeyinde kalır. Türkiye’nin mutlaka İsveç’i örnek alması lazım, bu konuda çok gelişkinler. Mesela Almanya’da, mahallelerde engellilerle ilgili danışma merkezleri kurmuşlar, engelli bir vatandaşın sorunu olduğunda 24 saat hizmet alabiliyor. Bizde engelliler çalışma hayatına hâlâ katılamıyor, yüzde üç-dört gibi kotalar koymuşuz ama kamuda 14 bin kadro boş…”
“Hissedilebilir yüzeyi Türkiye’nin her yerine rant olarak koydular”
Görme engelliler için sokaklara konulan hissedilebilir yüzeyin, Türkiye’nin her yerine rant olarak konulduğunu söyleyen İlhan:
“Bunu şehrin her yerine koymak zaten çok yanlış, ancak insan trafiğinin çok olduğu yerlere koymak gerekir. Bunu da plastikten değil, kırılmaz metal ya da taştan yapmak gerekiyor. Dünyada bizdeki gibi değil mesela, bizde her yerde var. bu, engellilerin sorununa çözüm bulmak değil, birilerine rant sağlama amacını taşıyor. Bunun bir standardı olmalı, mesela yüzeyi takip ediyorsunuz, geliyor ve ağaçta bitiyor ya da kanalizasyon kapağında sona eriyor. Soruyorum, kim engelli? Bunu kullanacak olan mı, onu yapan zihniyet mi? Aynı şeyi engelli ramparları için de söyleyebiliriz.”
“Mühim olan neyi gördüğünüz değil, ne kadar mutlu hissettiğiniz”
İlhan, engellilere yönelik toplumsal önyargıdan bahsederek, insanların engellileri fikir ve düşünceleriyle değil, engelleriyle tanımladıklarını ve bu nedenle kendisinin de zaman zaman Meclis’te sıkıntı yaşadığını belirtiyor. Kafasındaki olumsuz düşünceleri silmeyi başardığını kaydeden İlhan, “Çevremdeki arkadaşlarım beni engelli olarak görmez. Mesela ‘Bilgisayar mavi ekran verdi, ne yapmam gerekiyor’ diye soranlar da oluyor. İşte mühim olan şey gözünüzle gördüğünüz değil, kendinizi ne kadar bilgi ve donanımla geliştirdiğinizle ilgili bir durum.” diyor.
Ali İlhan’ın bir de mesajı var; “Engellliler saklanmamalı, mutlaka sokağa çıkmalı. Ben evdeki tüm işlerimi kendim yapıyor, akıllı telefon, bilgisayar ve navigasyon kullanıyorum. Elektrikli aletleri kendim çalıştırabiliyorum. Evimin düzenini kendim sağlıyorum, kıyafetlerimi kendim seçebiliyorum. Teknoloji hayatımı çok kolaylaştırdığı için uygulamalardan faydalanıp buna göre renk uyumumu yakalayabiliyorum. Hayatı yaşamak ve paylaşmak için engel yoktur.”
Ali İlhan’ın mücadele ve başarı dolu yaşamı, belki de “engelli” nitelemesini bir kez daha sorgulamaya sevk ediyor. Onun da dediği, önemli olan bu hayatı nasıl yaşadığımız ve kendimizi nasıl ifade ettiğimiz…