Mermerci: Türkiye’de yılda 14 bin ton tiftik üretilirken, artık 4 bin ton üretiliyor

Kale’nin en eski esnaflarından derici Ahmet Mermerci’nin gözünden yakın tarih

Kale’nin en eski birkaç esnafından biri olan derici Ahmet Mermerci’nin Kale ile ilişkisi 1950’li yıllara dayanıyor. Bu süreçte Kale’nin eski şaşaalı günlerinin, seçim dönemlerinin, sel felaketinin ve darbe zamanlarının birinci elden tanığı olan Mermerci, hem sektörün eski günlere kıyasla nasıl gerilediğini hem de Kale’nin tarihçesini anlatıyor. Mermerci, hikâyesini 24 Saat Gazetesi’yle paylaştı

SULTAN YAVUZ – Derici Ahmet Mermerci, ailesiyle birlikte Kızılcahamam’ın Taşlıca köyünden Ankara’ya geldiğinde, tarih 1948’i göstermektedir. O tarihte Kale’de kiracı olarak 1952’ye kadar oturan Mermerci ailesi, daha sonra gelirlerinin artması üzerine Güzelkız Sokak’ta bir ev alıyorlar. Mermerci, baba mesleğine ilişkin, “Babamın o zaman bir dükkânı yoktu, bizim mesleğimize ‘böçekçilik’ de derlerdi ve babam perakende tiftik, deri ve yün alarak toptancılara satardı. Durumu biraz iyileşince de 90 liraya bize bir ev aldı ama çok konforlu bir ev olduğunu söyleyemem. Üç kardeşin en küçüğüyüm ve abim ile ablam okudular ama ben ise lise mezunuyum. Bu süreçte Atpazarı ve Samanpazarı’ndaki her olaya şahit oldum” diyor.
Çocukluğundaki Kale’yi anlatan Mermerci, 1950’li ve 1960’lı yıllarda Atpazarı’nda toptan gıda, tiftik, ham deri gibi sektörlerin yanında, ayakkabı tamircisi, bakırcı ve kalaycı gibi küçük esnafın da olduğuna dikkat çekiyor. Şimdiki Divan Oteli ve yanındaki eski Çukurhan’da Ankara’nın en büyük gıda toptancılarının yer aldığını kaydeden Mermerci, Çengelhan da ise dericilerin yanı sıra, elbiselik pazen kumaş satan köylülerin olduğunu belirtiyor. Birbirine yakın olan Koyunpazarı’nda koyun; Samanpazarı’nda saman ve Atpazarı’nda da at ve eşek satıldığını söyleyen Mermerci, o yıllarda Kale ve civarının büyük bir iş merkezi olduğunu vurguluyor.
Süreç içinde babasının bir dükkân kiraladığını ifade eden Mermerci, Ankara’nın civar köylerinden at ve eşekle gelen insanların tiftik ve yün getirdiklerini; eşlerinin ise yoğurt, süt, yumurta ve tereyağı gibi ürünleri sattıklarını dile getiriyor. Salı günleri kurulan yeme, içme ve giyim pazarının ise ne kadar yoğun olduğunu sözlerine ekliyor.
Mermerci, 1953 yılında Gençlik Parkı’nda, Atatürk’ün naaşının top arabaları eşliğinde Anıtkabir’e taşındığını da hatırlıyor ve dönemin siyasetçileri Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu sık sık Kale’de geçerken görüyor. Seçim zamanlarında ise Menderes’in ve Osman Bölükbaşı’nın ellerinde mikrofonla arabaların üstünde miting yaptıklarını anımsıyor.
1957’deki sel felaketi ve bir dönemin bitişi
Mermerci, 1957 yılında Ankara’da meydana gelen büyük sel felaketini de şöyle anlatıyor:
“Elma Dağı ve Kayaş’tan gelen suların Bentderesi’ne ilerlemesi sonucu çok sayıda insan ve hayvan öldü. Bizim burası yüksek olduğu için, Ankara halkı buraya kaçtı. Rahmetli Menderes daha sonra o kanalı kapattı. O zaman televizyon yok, her şeyi radyodan öğreniyoruz. 1960 İhtilali olduğunda da, Alparslan Türkeş’in radyodan anons yaptığını hatırlıyorum. 1971 muhtırasında ise İstanbul’daydım iş için…”
Kale’de iş hacminin daralmasının nedenlerinden birinin, 1975 yılında kurulan Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Ankara Toptancıları Derneği (GİMAT) ile toptancıların Kale’den çekilmeleri olduğunu belirten Mermerci, 1992 yılında iş hacminin iyice daraldığını söylüyor.
1990’lı yılların sonunda, derici ve tiftikçilerin de OSTİM ve İvedik’te site kurmalarıyla, bu sektörün de Kale’den ayrıldığını kaydeden Mermerci, 2000 yılıyla birlikte Kale’nin sektörel açıdan “temelli bittiğini” savunuyor. Mermerci, Kale’nin şimdiki durumunu şöyle özetliyor:
“Birkaç lokanta var, bir de belediye biraz tadilat yaptı ama Kale söndü. Zaman içinde yavaş yavaş emekli kadın ve erkekler burada antikacı, takıcı gibi dükkânlar açtılar. Ben 65 yıldır bu sokaktayım, en eskilerden birkaç kişi kaldık; ben, aktar Ali Rıza, kasap Mahmut ve Nurettin arkadaşım. Beşinci yok…”
“Angora tiftiğimizin kalitesi dünyaca meşhurdu”
Baba mesleğinde başarılı olduğunu belirten Mermerci, 30 yıl boyunca Türkiye’nin ünlü tekstil firmalarıyla çalışmış. O yıllarda Ankara ve İç Anadolu’dan tiftik alan Mermerci, Türkiye’nin tiftik üretimine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunuyor:
“Ankara’da 1980 yılına kadar yıllık 14 bin ton tiftik olurdu. Bir keçi ortalama bir kilo 200 gram tiftik verir, bolluğu siz düşünün. Angora tiftiğimizin kalitesi dünyaca meşhurdur. Kaşmirlerimizi İngiltere ve Rusya’ya ihraç ederdik. Fakat ormanlara zarar vererek, gazelleri yedikleri gerekçesiyle keçi üretimini azalttılar ve bu arada bizim tiftiğimizi gören Kuzey Amerika, Türkiye’den keçi ithal ederek orada tiftiği kendisi üretmeye başladı.
Türkiye’de Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ni kurdular ama köylü bundan yararlanamadı, üreticiyi bıktırdılar. Şimdi yeniden üretmek için uğraşıyorlar; Ankara’da Güdül, Ayaş, Beypazarı ve Nallıhan’da üretiliyor ama eskiden Afyon, Çankırı, Kastamonu, Yozgat ve İç Anadolu’da çok çıkardı. Şimdi 400 ton çıkıyor, siz kıyaslayın.
Ben yılda en az 1000 ton alırdım ve esnaf tiftiğini satar, bu parayla alışveriş yapılır, hanımlar pazen denen kumaşları satın alırlardı. Köylü tiftik getirsin diye iki ay evvelinde avans verirdik.”
“Üretim kalmadı”
Ham dericiliğin de tükendiğini vurgulayan Mermerci, eskiden mezbahalar ile Et ve Balık Kurumu’ndan deri aldıklarını, ancak 1994 yılında Tansu Çiller zamanında mevcut 27 kurumun özelleştirildiğine dikkat çekiyor. İhracata yönelik tiftiğin de kuzu ve koyun derisinin de bittiğini vurgulayan Mermerci, artık bunların ithal edildiğini belirterek, şöyle bir yakarışta bulunuyor:
“Ben geçen yıl aldığım kurban derilerinden zarar ettim. Bu sene de deri almayacağım. Ankara’da 1984 yılında vergide 282. sıradaydım ve bakan plaket vermişti. 13 kişiyi emekli yaptım, maaşlarını erken yatırarak çalıştırdığım 30 kişi vardı. Şimdi hepsi bitti…”
Deri ayakkabı sektöründe Çin üretiminin mesleği sekteye uğrattığını ifade eden Mermerci, “30 liraya ayakkabı mı olur? Ya mantar yapıyor, ya iki güne parçalanıyor” diyor. İthal deri gelmediği takdirde iç piyasaya deri yetmediğini vurgulayan Mermerci, “Hayvancılık yok, samanı, yemini dışarıdan alırsan, mazot ve girdiler pahalı olursa köylü de üretim yapmaz. Artık yetiştirici de yok, bir süre sonra et fiyatları daha da artacak” diyor.
İçkili restoranlar kapanınca…
Mermerci, belediyenin Ulus ve Kale’ye ilişkin projelerini hayata geçirdiği takdirde, toparlanma olacağını söyleyerek, bölgedeki gecekonduların kaldırılması gerektiğini savunuyor. Yerli ve yabancı turistlerin alışverişten ziyade lokantalara fayda sağladıklarını kaydeden Mermerci, şöyle konuşuyor:
“Eskiden içkili, büyük restoranlar vardı, kapattılar. Oysa turistler bazen bira içebilecekleri yer soruyorlar. Başka illerdeki kale bölgelerinde bu tarz mekânlar vardır. Kale’ye de yeniden açılması gerekiyor. Divan Otel ve Erimtan Müzesi’nin açılması Kale’ye fayda sağladı ama insanların artık alım gücü de çok azaldığı için canlı bir alışverişten söz edemeyiz.”
Ankara Kulübü Derneği üyesi olan Ahmet Mermerci, kendisine ait olan mekânı, Emin Antik Sanat Merkezi’ne verdiği için mutlu olduğunu, merkezin Kale’nin canlanmasına katkı sağladığını da belirtiyor.