Mevlana’dan bugüne

İnsanı güzel yapan özellik nedir? Mevlana’ya göre yüzdür. Yüzü güzel yapan da gözdür. Mevlana bu tespiti, söze bağlar ve şöyle der:
“Fakat insanı insan yapan, ağzından çıkan sözdür..”
Bu deyim, bugünkü ortamla öyle örtüşüyor ki, Mevlana’nın büyüklüğü, daha gerçekçi bir şekilde ortaya çıkıyor.
Düşünün 13. Asırda yaşamış (12-07-1973) büyük Türk düşünürü Mevlana Celaleddin Rumi, aynı zamanda Mevlevi tarikatının öncüsü olarak da bilinir. Mevlana’nın şairlik yönü de, müteferrikliği kadar eşdeğerdir.
Tam bir varlık birlikçi olan Mevlana’nın hayâ, edep, terbiye, vefa, sabır, müsamaha ve anlayışı, bugünümüz yaşayanlarının gösterebildiğini söyleyebilir miyiz?
Hangi siyasetçimiz Mevlana’nın vurguladığı gerçek vefaya, sabra, müsamahaya ve anlayışa sahip olabildi?… Hayâ ve edep aşınmasını önleyebildik mi? Tam tersine, bunların tersini yapmayı adeta marifet saydık.
Mevlana’nın insana verdiği değer ve önemi anlayabilmek için yeni bir ruha ihtiyacımız var. Yenikapı ruhu, buna bir çağırışı oldu ama bu konuda hala emekleme dönemini aşamadık.
Umutlanıyorsunuz, sonra birisi çıkıp, güvendiğimiz dağlara kar yağdırıyor.
Bitmedi, Mevlana Celaleddin Rumu’nin, Kur-an ve hadislerin ışığında beliren İslam ahlakını kusursuz bir şekilde hangimiz yorumlayabildik?
Hangimiz, O’nun anladığı ve anlattığı kadar büyük ve içten halk dostu olabildik. Ve hangimiz riyadan uzak gerçeğe giden yolu bulabildik?
Bir defa sormadan edemiyorum; hangi siyasetçimiz, hangi diplomatımız; hangi bürokratımız ve hatta hangi askeri erkânımız (Asker derken, ebedi önderimiz Atatürk’ü, bu tasnifin dışında tuttuğumu özellikle belirtmeliyim.)
Mevlana Celaleddin Rumi, doğruyu, güzeli ve mükemmeli öğretmek için kendini halka adamıştı? Kim onun kadar Kur-an’ın bendesi olmuştu? Evet, O Kur-an hadis, fıkıh ve kelâm gibi İslam bilgileri içeren konularda çağının rakipsiz uzmanıydı. Hangimiz, onun İslamiyet alanındaki üstün meziyetleri kadar gerçekçi, samimi ve dürüst olabildik? Evet, yine soruyorum, hangimiz günlük hayatına mal edebilmişti? Dinlerin, felsefelerin, ahlak sistemlerinin insanı daha mutlu, daha değerli yapma yolunda birçok araç olduğunu acaba hiç düşündük mü?
Bir önemli hususu daha özellikle vurgulamak gerektiğini inanıyorum. Mevlana kadar, halka ve hakka yakın olabildik mi? Sofizmden ne anladık ve onun kusursuz safiliğini gerçekten anlayabildik mi? Ayırımcılığı değil, birleştiriciliği, yapaylıktan uzak sevgiyi, vefayı ve saygıyı onun dillendirdiği gibi benimseyebildik mi? Ne gezer zaten, Mevlana’nın sevecenliğine, sabrına ve müsamahasına bir nebze sahip olsaydık, manevi sıkıntı içinde kalır mıydık?
Ağzımızdan çıkan sözü, kulağımız duysaydı, elimize su dökemeyecek kişiler, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi diyebilirler miydi?
Siyaset lügatında edep ve terbiye tanımlamaları erozyona uğrar mıydı?
Velhasıl, Mevlana’nın düşünürlüğünü, insan sevgisini, sabrını, müsamahasını, vefasın, doğruyu ve mükemmel aramayı bir parça içimize sindirebilseydik, inanın güvendiğimiz dağlara kar da, yağmur da yağardı..