MUSTAFA SALİHOĞLU: GÜÇLÜ İNSANLARLA ÇALIŞ BİRŞEYLER ÖĞRENİRSİN.

İlkokulu Kilis’te bitirip Galatasaray Lisesine gelmek  için ilk defa trene bindi. Paris’te iki yıl kaldıktan sonra gazeteciliğe başladı.  Kuruluş döneminde TRT’ye geçti. Dünyanın birçok ülkesinde spor organizasyonları  izleyen ekipte yer aldı. Mustafa Salihoğlu ile anılara uzandık.

Kilis eşrafından Salihefendizadelerden Sadettin ile Kavalalı Mehmet Paşa’nın üçüncü kuşak torunu Sabiha’nın ikinci çocuğu olarak 1938 yılında Kilis’te dünyaya geldi Mustafa Salihoğlu. İlkokulu burada tamamladıktan sonra, ailenin isteği ile teyzesinin oğlu gibi Galatasaray Lisesi’ne yöneldi. O yılı yapılan seçimlerde ülkede iktidar değişmiş, liseye giriş için sınav getirilmişti. Mustafa Salihoğlu, kendi yazdığı başvuru mektubu ile Galatasaray Lisesi sınavlarına davet aldı.

Ulaşımın zor yapıldığı o günlerde, ülkenin bir ucundan öbür ucuna eğitim için gidişin öyküsünü şöyle anlatıyor Salihoğlu.

“Kilis, Osmanlı Döneminde Halep’e bağlı ve yakınında, bu nedenle diğer Anadolu kentlerine göre farklı bir yapıya sahip, daha modern, eğitime önem verilen bir yer. Eski fotoğraflar var, müderris olan dedem Muharrem Efendinin kızları modern giysiler içinde, sararmamış olmasalar bugün diyebilirsiniz. Halamın birisi yatılı okula gitmiş, o zamanki insanların ne kadar çağdaş olduğunun göstergesi, birçok yönetim kadrosuna gelen hemşehrilerimizden de belli değil mi? Küçücük bir şehirde bu kadar aydının toplanması rastlantı olamaz, Kilisliler her zaman bir adım önde olmayı bildi.

GALATASARAYA GİRİŞ

Teyzemin oğlu İhsan Topaloğlu, yıllar önce Galatasaray Lisesi’ne gitmiş, genel müdürlük yapmış sonrada bakan olmuş, yakınımızda bir de böyle örnek var. Yine annelerimiz çok iyi görüşen Mehmet Ali Kışlalı benden önce bu okula gitti, üstelik de gazeteci oldu!

Bana da iki tercih sunuldu, ya Galatasaray ya da Robert Kolej. O yıl sınav konulduğunu da bilmiyoruz, ‘kayıt kabul şartlarının bildirilmesi’ diye bir mektup yazdım okula, sınav tarihini bildirdiler, gittik. Daha deniz görmemişim, tren Feyzi Paşa ve Narlı’ya kadar geliyor. Günlerce süren yolculuktan sonra İstanbul ve denizi aynı anda gördük, amcamın kaldığı pansiyona yerleştik. İki sınav geçirdim, büyükelçi, bakan, mebus çocukları gibi ‘özel-güzel öğretmenlerim’ yok. Sınav ikincisi olarak 1950 yılında Galatasaraylı oldum. Kilis’te öğretmenim Özden Güres Hanım bizi iyi yetiştirmiş ki, girdim okula, hem de dereceyle.”

Daha Türkçeyi tam anlamı ile kullanamazken Fransızca konuşmak zorunda kaldığı ortamda babası, ‘sen başarırsın, çalış’ diyerek yüreklendirmiş ve onu yatılı okulda bırakarak Kilis’e dönmüş.

Salihoğlu 1958 yılında liseden iyi bir Galatasaraylı! olarak mezun olmuş, iki yıl Paris’te dil eğitimi yaptıktan sonra Ankara’da aile yakını, hem Galatasaraylı ağabeyi, hem de gazeteciliği ile örnek aldığı Mehmet Ali Kışlalı’nın kapısını çalmış.

MESLEĞE İLK ADIM

Kışlalı Yeni Gün Gazetesinde yazı işleri müdürüdür, Cihat Baban da genel yayın müdürü. Baban, siyasete girer yerine gelen Selahattin Sonat kısa bir süre sonra görevi Emin Karakuş’a bırakmıştır. Salihoğlu’nun mesleğe giriş öyküsü de şöyle:

“Yıl 1960, Kışlalı’ya isteğimi söyledim, ‘Salihoğlu, bu zor bir meslek, gönderirim ama ondan sonrasına karışmam’ dedi, ben Karakuş ile çalışmaya başladım. Bana önce röportaj yazdırdı, ‘Cezayir Cezayirlilerindir’. ‘Uyanan Afrika’ gibi bir taraftan da gazetenin diplomatik muhabirliğini yapıyorum. 1961 yılında Emin Karakuş Yeni Sabah’ın Ankara temsilcisi oldu ve beni de transfer etti. Çok cevval, çok iş yapmak isteyen birisiydi bana ‘ kimleri önerirsin’ dedi ben de Güneş Tecelli’yi önerdim, o da geldi…

Gazete,  Kızılay da Foto Apartmanında, Hürriyet bürosu da karşı daire. 1961 seçimleri öncesi, Güneş, İnönü’yü ben de Bölükbaşı’yı izliyoruz, bu seçim hiçbir partiyi öne çıkartmadı, seçim öncesindeki idamlar da çok kötü görüntüler olarak akıllarda kaldı.”

GAZETE KAPANIYOR

Yeni Sabah, çok iyi satışı olan saygın bir gazete olarak akıllarda yer etmiştir. Safa Kılıçoğlu’nun gazeteyi bir anda kapatmasındaki sır perdesini Mustafa Salihoğlu şöyle aralıyor.

“Gazetenin satışı yüksek ve içeriği ile de etkin, Hakkı Devrim ‘Sabiha Deren’  ismi ile dedikodu yazıyor aynı zamanda da gazetenin görünmeyen genel yayın müdürü, Orhan Koloğlu yazı işleri müdürü, Nezih Demirkent spor şefi…

Gazetecilerin her türlü hakkını koruyan 212 sayılı yasa yeni çıktı, hatta gazeteciler bir de toplu eylem yaptık ve bir gün gazeteler çıkmadı, bu olaylar onu korkuttu. ‘Ben pazarlık masasına oturmam’ diyerek gazeteyi bir günde kapattı ve basında çekildi. Boşta kaldık.

Gökhan Evliyaoğlu, Hami Tezkan, Kemal Pekün Son Havadis gazetesini çıkartmaktadır. Aydın Köker arkadaşı Mustafa Salihoğlu’nu transfer eder fakat kendisi gider.

“Tam ben transfer oldum ekipte kopmalar oldu, Aydın da gitti, ben hiç tanımadığım insanlarla kaldım. Vehbi Ünal var, basın yayından gelen Fethi bey var. Bir dalgalanma sonunda gazete Turhan Dilligil’in yönetimine geçti. İstanbul gazetesi ama Dilligil, Ankara Sayfası koydu ve tek başına mücadele verdi, bu sayfa yıllar sonraki Adalet gazetesinin başlangıcı oldu.

Burada yapılan gazetecilik siyasi yaklaşımından dolayı benim hoşuma gitmiyordu.

Edebiyatçılığı, gazeteciliği ve kişiliği ile çok sevdiğim Fethi Giray da ortakları ile Kudret Gazetesini çıkartıyorlardı, oraya yazı işleri müdürü oldum 1962 yılında, kısa bir süre sonra da gazete kapandı.”

PATRON OLUYOR

Rüzgârlı Sokaktaki kapanmalar yaşanırken bir de yeni gazete çıkar. Doğan Kasaroğlu, Basri Balcı, Necdet Onur ve Sungar Taylaner ortaklaşa Ekspres adlı gazeteyi çıkartırlar, Mustafa Salihoğlu da para koyar fakat Basri Balcı’nın hisselerini alır. Genel Yayın Müdürü Muammer Yaşar Bostancı olur, Öcal Uluç yazı işleri müdürü. Gazete çok iyi satışa ulaşır fakat onun da ilan sıkıntısı vardır. Büyük gazetelerle girilen rekabette sadece satış gelirleri, gideri karşılayamayınca gazete zararla kapanır. Kasaroğlu, bazı arkadaşlarını alarak, Haber Merkezini oluşturmak üzere TRT ye girerler.

Salihoğlu, Fethi Giray’ın çıkarttığı Ankara Telgraf gazetesinde yazı işleri müdürü olarak kapanana kadar çalışır ve 1966 yılında da Doğan Kasaroğlu’nun da çağırısı ile TRT’ye geçer.

KURULUŞ KARMAŞASI

Siyasilerin göz bebeği, ihtilallerin ilk durağı TRT yeni kurulmaktadır. Devlet memuriyeti ile yayıncılığın bir potada eritilmeye çalışıldığı bu kuruma 1966 yılında gidişi de şöyle Mustafa Salihoğlu’nun:

“Kasaroğlu’nun çağırısı ile gittim fakat ben ne yapacağım diye düşünüyorum, bilmediğim bir düzen. ‘Şarkı söyleyemem bari beni spora verin!’ dedim. Kemal Deniz müdürümüz, Güneş Tecelli de geldi.

Galatasaray Lisesi, spor salonu olan tek okuldu, futbolda,  kulübün alt yapısı gibi bir durumu vardı ama her öğrenci de mutlaka bir spor yapardı. Spor ilgim ve bilgim buradan geldiği için oraya geçtim.  Arman Talay geldi daha sonra,  her daldaki spora yön veren bir adamdı o, spor ansiklopedisiydi. Önceleri radyoda spor programı yapıyoruz, Kasaroğlu yenilikten yana, haberlerde bir şey yapamazsın ama sporda yapabiliyorsun, hoş programlar çıkıyor.

Hiç unutmam 7 Aralık 1967 tarihli Milliyet Gazetesinde İnsanlar ve Olaylar köşesinde Hasan Pulur benden söz ediyor ve ‘TRT nin soğuk programlarının yanında bu çocuğu alnından öpmek istiyorum’ diyor. Gazeteciyken, gazeteye haber olduk… Bu yazıdan çoğu hoşlanmadı ve bana ‘yazdırma böyle şeyler, aleyhine olur’  bile dediler. Ben Pulur’u tanımıyorum, adını da ‘müstear’ sanıyorum, Sabiha Deren gibi. Yıllar sonra tanıdım, muhterem bir insan, muhteşem bir gazeteci.

TRT özerk,  Öztrak ve Kasaroğlu, ‘siz yayıncısınız’ diye biz yüreklendiriyor. Biz o kadar yüreklendik ki, kadro bile istemedik! Örsan Öymen Almanya’dan geldi,12 Mart’a kadar çalıştı, televizyonu bilen tek kişi, bizlere çok şey öğretti. Güneş Tecelli, Haluk Tuncalı ve Zeki Sözer gitti ardından BBC’ye. Biz, ‘burası devlet dairesi fakat siz memur değilsiniz’ diye yetiştirildik. Bir daktilo bayan var, saat 12’de toplandı gidiyor, 13’ de bülten var. Kasaroğlu sakin bir adam ama canavarlaştığı da olur,  ‘git de bir daha gelme’ dedi, o hanımı bir daha görmedik…

Son dönemlerde TRT farklı bir yapıya büründü ama Öztrak ve Kasaroğlu’nun ruhu hala kurumda var   ‘yıllarca programlara dışarıdan gelen sanatçıya karşı olduk. Sizin maaş alan kendi elemanınız dururken neden para vererek sanatçı getiriyorsun diye. Sen alıp yetiştiriyorsun, yatırım yapıyorsun ama yayına çıkartmıyorsun! TRT Müzik bence bu ruh ile çıkan bir yayın.

Bu dönemde, Tansu Polatkan, Öztürk Pekin, Ertan Yüce ilk sınavla alınan spikerleri oldu spor servisinin.

Kasaroğlu 1974 yılında, arkadaşları ile Basın Yayın’a gitti, yerine gelen Mehmet Barlas da gazeteci kökenli olduğundan yine önümüz açıktı. Bu dönemde de TRT’de çok şey değişti ama yayıncılık anlayışı değişmedi.”

ÖLENE AĞLARIZ AMA

Toplum olarak insanların ölümünden sonra kıymetini anladığımıza dikkat çeken Mustafa Salihoğlu örnekler veriyor:

“12 Mart’tan sonra kurumdan çıkartılan arkadaşlarımızdan birisi de Adem Yavuz. İşsizliği döneminde kimse imkân sunmadı, solcu diye atıldı, solcular başa geldi, yine işe giremedi. Çocuk öldü, adını sokağa, gemiye falan verdik. Kurtuluş savaşına en güzel destanı yazan Nazım Hikmeti de hapishanelerde çürütmedik mi? Birçok örneği var, ölene ağlarız ama sağlığında iş vermeyiz.”

Mustafa Salihoğlu; 1967 yılında Tunus Akdeniz Oyunları, 1974 Dünya Kupası, 1975 Cezayir Akdeniz Oyunları gibi birçok ülkeden yayınlar yapar. 1968 yılında da Meksika Olimpiyatlarını da, ilk televizyon yayını yapacağız, televizyon yeni biz yeni, dünyanın bir ucundayız. Esen Ünür muhabir, Kemal Gonca ve Ekmel Kabuloğlu da kameraman. Zorlandık ama çok güzel yayınlarımız oldu. Ekmel, görev süremiz içinde, bir kızla yıldırım aşk yaşadı, evlendi ve kaldı, biz döndük” sözleriyle anlatıyor.

Kasaroğlu 1979 yılında TRT’ye Genel Müdür olarak dönüşünde, Kemal Deniz ile Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne geçen Mustafa Salihoğlu. 12 Eylül sonrasında babasını ve kardeşini kısa aralıkla kaybedince, aile işleri ile uğraşabilmek için 1982 yılında emekliye ayrılır. ‘Spor Tarihi’ adlı bir kitap yazan Salihoğlu’nun Mısır Devlet Başkanı Nasır’dan ‘Felsefem’ adlı bir de çevirisi var.

TSYD’ DE BAŞKANLIK

Mustafa Salihoğlu, Spor Yazarları Derneği Ankara Şubesindeki bir dönem başkanlığını şöyle anlatıyor. “Erol Yaşar’ın ikinci kez seçildiği döneminde ben de ikinci başkandım, onu zamansız kaybedince görev bana kaldı. Geceler yaptık, turnuvalar düzenledik tüm arkadaşlarımın da gayreti ile yarım kalan inşaatları tamamladık.”

Türkiye’de rastladığım en güçlü yönetici ve gazeteci dediği Beyhan Cenkçi için de “Cemiyetin bu güne gelmesinde büyük emeği var, gazetecilere maddi manevi imkanlar sundu, her sabah dua ederim” şeklinde konuşuyor.

Günümüzde gelişen teknoloji ile birçok sorunun çözüldüğüne dikkat çeken Salihoğlu, genç meslektaşlarına “ yakalanan kolaylıklar yanında kendinizi iyi yetiştirin, haberciliğin doğruluk olduğunu unutmayın ve hep bu yönde ilerleyin” öğüdünü veriyor.

Meslekte çok görülen çekememezlik ve ‘senden üstün olmasın’ anlayışı aksine her zaman üstün nitelikli insanlarla çalışmaya dikkat ettiğini belirten Salihoğlu “benden daha iyi insanlarla çalışarak bir şeyler öğrenmek varken, onları harcayarak bir yerlere gelmeyi anlayamam. İyi, bilgili insanlarla bir yerlere gelmeyi düşünürüm. ‘Güçlü insanlarla çalış yenilirsen dahi bir şey öğrenirsin’ sözüne inanırım” diyor.

Salihoğlu Rüzgârlı Sokak döneminde maaşların zamanında ve tam ödenmesini olağanüstü bir durum olarak tanımlıyor ve “gününde ve tam maaş inanılmaz bir şeydi, TRT’nin eleman aldığı günlerde, ‘maaşları zamanında ödüyorlar mı’ diye soranlar da oluyordu! İnsanların neler çektiğini düşünebiliyor musunuz?

“Rüzgârlı gazetecilerinin’ parasal sorununu bilen sokağın eğlence sektörü de borç yazardı. Güneş Matbaası’nın karşısında, İsmail Efendi’nin meyhanesi vardı, aylık borç yazardı. Burada o zaman ‘langırt’ denilen masa toplu da vardı, geç saatlerde, takımlar halinde iddialı maçlar yapılırdı” diye ekliyor.

!976 yılında spiker Emine Hanımla evlenen Salihoğlu’nun Umut isimli oğulları diş doktoru.