“Ömrümü sinemaya verdim”

Senarist, yönetmen Önal: Türkiye ağacının dalları, yaprakları ne tarafa gidiyorsa, ne haldeyse, sinema da onun dışında düşünülemez. Benim bugün emekli maaşım bile yok. Çünkü 62 sene emek verdiğim ve çalıştığım 53 firmayı trilyoner eylediğim Yeşilçam’da hiçbir firma, benim için bir lira prim yatırmadı. Bir yaştan sonra yavaş yavaş cenaze yaşı gelmeye başlıyor. Gidiyorlar, siz kalıyorsunuz

İSTANBUL – Ünlü ve başarılı senarist, yönetmen Safa Önal, Türkiye’yi bir ağaca benzeterek, “Türkiye ağacının dalları, yaprakları ne tarafa gidiyorsa, ne haldeyse, sinema da onun dışında düşünülemez” dedi.

İlk senaryosu “Kanlı Para”nın ardından, 1950’li yıllardan itibaren Türk sinemasına 400’ün üzerinde film kazandıran Önal, senaryolarını “star” sistemine göre yazdığını belirtti.

Safa Önal, o yıllarda film anlaşmalarının 21 gün için olduğunu kaydederek, “Kadın veya erkek, birinden biri, beğenmedim, derse, tashihine filan oturursanız, 22. gün hiçbirini tutamazsınız. Başka anlaşmaları vardır. Tazminat ödememek için gitmek zorundadırlar. Türkan Şoray, Kadir İnanır, Tarık Akan, Selda Alkor, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Tamer Yiğit, Ediz Hun. Hep onlarla çalıştım ve hiçbirinden, bir tanesinden dahi, ‘bir dakika duralım düşünelim’ lafı çıkmamıştır” dedi.

Emekli maaşım bile yok

Türk sinemasının kült eserlerine imza atan Önal, ekonomik anlamda yaşadıklarına ilişkin, “Benim bugün emekli maaşım bile yok. Çünkü 62 sene emek verdiğim ve çalıştığım 53 firmayı trilyoner eylediğim Yeşilçam’da hiçbir firma, benim için bir lira prim yatırmadı” ifadelerini kullandı.

Senarist Önal, 12 yıldır televizyon kanallarıyla telif konusunda yaşadığı sorunlara da değinerek, şu bilgileri verdi:

“Günde ortalama 6-8 filmim oynuyor kanallarda. Yalnız Yeşilçam filmleri oynatan kanallar bile var. Devletin, sinema birimleriyle belirterek biçtiği bir fiyat üzerinden, bana 160-320 lira arasında iki kategoride para ödeyecekler. 12 sene bitti, davalar bitmedi. Önce, hakları yoktur, eser sahibi değil deniyordu. Anayasa Mahkemesi bir karar çıkarttı, eser sahibi saydı bizi. Yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzikçi ve varsa eğer diyalog yazarı, eserin asıl sahibidir dedi. Eskiden bir eserin sahibi, onu imal ettirendi, yaptırandı. Şimdi, ‘onu yaratandır’a döndü. Bu defa, ‘biz o filmi yayınlamadık. İlan ettik, evet var ama onu oynatmadık’ dediler . O zaman hakimler, ‘onun yerine ne oynattın’ demediler. Davayı ben açtığım için, ‘sen ispatla’ dediler.”

Film yapılsın da nasıl olursa olsun

Günümüz Türk sinemasını da değerlendiren Önal, Türkiye’nin bir ağaç olduğunu ifade ederek, “Birkaç dalı yukarılara doğru çıkıyor, tomurcuklar, yapraklar, çiçekler açıyor. Birkaç tanesi de aşağı düşüyor. Türkiye ağacının dalları, yaprakları ne tarafa gidiyorsa, ne haldeyse, sinema da onun dışında düşünülemez. Bugün seyretmekte zahmet çekeceğiniz bir Türk filmi, bir trilyondan aşağıya çıkamaz. Nerede o para. Bu çocukların canı çıkıyor” diye konuştu.

Önal, dizileri izlemediğini ancak filmleri izlediğini vurgulayarak şunları aktardı:

“Ömrümün 62 senesini sinemaya vermiş biri olarak, film yapılsın da nasıl olursa olsun, düşüncesindeyim. Bugün iyi çekmeyebilir, iyi yazmayabilir, iyi oynamayabilir. Yavaş yavaş mutlaka en iyisini bulacaktır. Çok yaşasın hepsi. Sinema yapsınlar. Hiçbir filme karşı değilim. Eleştirmek kolaydır. Çok biliyormuşuz gibi. Öyle değil bu işler. Başarısızlığı 2-3 defa sürüyorsa, ondan sonra siliniyor zaten. Kendi kendine zaman onu eliyor. Elimine ediyor ve yok ediyor. Tadında bırakmak lazım. Sinema kendini arıyor ve bulmakta.”

Cenaze Yaşı diye bir öykü yazacağım

Sadri Alışık, Çolpan İlhan, Attila İlhan, Ekrem Bora, Ayhan Işık gibi ünlü yıldızlarla yakın arkadaş olduğunu ancak hepsinin vefat ettiğini kaydeden senarist Önal, Cahit Sıtkı Tarancı’nın. 35 yaş şiirinden alıntı yaparak, şunları kaydetti:

“35 Yaş şiirinde, ‘gittikçe artıyor yalnızlığımız’ diyor. Sen benim yaşıma gel de bak gör, yalnızlık nasıl birşey. 35 yaş nerede? Bir kere herkes sağ. Anam, babam, bütün arkadaşlarım ve akrabalarım sağ. Cenazeler başlamamış. ‘Cenaze Yaşı’ diye bir öykü yazacağım. Bir yaştan sonra yavaş yavaş cenaze yaşı gelmeye başlıyor. Gidiyorlar, siz kalıyorsunuz. Onların her ölümünde, gidişinde, biraz da kendinizi düşünüyorsunuz. Size de olacaktır. Cenaze yaşı var. 20 yaşında adamın ne cenazesi olur. Geç 60’ını, bak ne oluyor.”

Benim böyle bir iddiam olamazdı

“En Üretken Senarist” başlığında, 2005’te Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Önal, oğlu ile Prof. Dr. Orhan Kural’ın girişimleri sonucunda aday olduğunu, Kültür ve Turizm Bakanlığı arşivlerindeki eserlerini tasdik ettirerek yaptığı başvurunun ardından törenle sertifikasını aldığını dile getirdi.

Önal, Amerikan sineması ve Hint sineması varken rekoru kendinin kazanacağını tahmin etmediğini kaydederek, “Benim öyle bir niyetim, öyle bir iddiam zaten olamazdı. Hollywood var, Bollywood var. Hint sineması var. Nasıl baş edersin” ifadelerini kullandı.

Safa Önal

Yönetmen ve senarist Safa Önal, 1931’de Nevşehir’de doğdu. Haydarpaşa Lisesi’ni bitiren Önal, 1945’te kısa öykülerle yazarlığa başladı. Önal yazdığı öyküleri, “Dünyanın En Güzel Gemisi” adlı bir kitapta topladı.

Önal meslek hayatı boyunca, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen “Kültür ve Sanat Hizmet Ödülü”, 1969’da “Menekşe Gözler” ile 1. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde “En İyi Senaryo Ödülü”, İtalya’da verilen “Gümüş Palmiye Ödülü” ve Yaşam Boyu Onur Ödülleri dahil çok sayıda önemli ödülün sahibi oldu. 1973’ten itibaren yönetmenlik de yapan Önal, bugüne kadar 420 senaryoya imza attı.