O’nun evi sokak yatağı bank

Serkan Soysal, Ankara Kızılay’da yaşayan ve parklarda uyuyan yüzlerce evsizden biri… Cezaevinde doğan ve çocukluğundan beri sokakta yaşayan Soysal’la, sokağı, insanları, esnafı, internet kafeden takip etmeye çalıştığı gündemi konuştuk. Soysal, “Herkesten yardım etmesini bekleyemezsiniz, ama insanlar kime yardım ettiklerini bilsinler” diyor

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – Ankara’da yaşayan yüzlerce evsizden biri Serkan Soysal… Konur Sokağı’nda ya da Karanfil’de rastlayabileceğiniz Soysal, kalabalığın içine karışıp giden “sıradan” insanlardan… Konur Sokağı’nda buluştuğumuzda, naif gözlerle bakan ve “Bu haber iyi bir şeye vesile olsun isterim” diyen Soysal, sokak yaşamını ve bir evsiz olmanın ne anlama geldiğini anlatıyor. Sohbet ettikçe, Soysal’ın sokakta yaşamaktan kaynaklı olarak insanları çok iyi gözlemlediğini ve ara sıra gittiği internet kafedengündemi takip ettiğini öğreniyorum.
Onun hayata başlaması, çok şanslı bir hikâyenin konusu değil. 1976 yılında cezaevinde doğan Soysal, bir yaşını tamamlayana kadar orada kalmış. Daha sonra babasına verilen Soysal, babası bakmadığı için dedesine teslim edilmiş. Henüz yedi yaşındayken hayattaki tek dayanağını kaybeden Soysal, o tarihte “düştüğü” sokaktan bir daha kurtulamamış.Sokaklarda yatıp kalktığını ve tanıdığı insanlardan topladığı birkaç lira ile karnını doyurduğunu söyleyen Soysal, bir poşet içinde yanında taşıdığı battaniyeyi göstererek, “Kışın sıcak tutsun diye bana bu battaniyeyi verdiler” diyor. Parklarda yatan Soysal, AŞTİ gibi evsizlerin yoğun bulunduğu yerlere gitmediğini, yaşamını Kızılay ve çevresinde sürdürdüğünü kaydediyor. Soysal, “Kışınüstü kapalı olan park yerleri var, oralarda kalıyorum ya da daha kuytu köşeler buluyorum. Doğma büyüme Ankaralıyım ve hep Kızılay’da yaşadım” diyor.
“Belediyenin barınma evlerinde sadece 15 gün kalabiliyorsun”
Soysal, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 75 kişilik bir barınma evi bulunduğunu, ama orada sadece 15 gün kalınabildiğini anlatıyor. Soysal, “15 gün orada, 15 gün de Valilik’te kalabiliyorsun, onun haricinde bir yer yok. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin bir sığınma evi var ve orası çok iyiymiş, altı ay boyunca kalınabiliyormuş. Hiçbir güvencemiz olmadığı için, mesela bir sağlık problemim olsa ve acile gitsem bakmayacaklar” diyerek, sokakta yaşayan insanların durumunu özetliyor. Daha önce iş hayatına da giren Soysal, amelelik, bulaşıkçılık, temizlikçilik ve tuvalet temizleyiciliği gibi pek çok işte çalıştığını, ancak sokakta yaşadığı için iş sahiplerinin kendisini ezmeye çalıştıklarını belirtiyor. Soysal, “Arkanda seni destekleyecek kimse olmadığını biliyorlar, eşin, dostun ya da dağ gibi arkanda duracak bir ailen yok. Bu nedenle seni ya karın tokluğuna çalıştırıyorlar ya da telefon faturalarını, dükkânlarını ya da vergiyi senin üzerinden göstermeye çalışıyorlar. İnsanlar, senin bu durumunu kullanmak istiyor ve gidip bir yere şikâyet de edemiyorsun” diyerek, durumun vahametini özetliyor.
Ankara’da iki binin üzerinde evsiz bulunduğunu söyleyen Soysal, sokakta yaşayan insanlar arasında dayanışma olmadığını ve genellikle insanların birbirlerine güvenmediğini belirtiyor. Soysal, sokakta yaşamanın nasıl olduğunu, sokağın insana neler kattığını şu sözlerle anlatıyor:
“Sokaktaki insanlar birbirlerini pek sevmezler, doğru, ama birbirlerini koruma açısından bazen gruplaşma olur. Sokak, insana dirayetli ve güçlü olmayı öğretir. Doğruyu ve yanlışı daha kolay öğrenirsin, öğrenmek zorundasın. Eğer bunları çok çabuk kavrayamazsan, yok olup gidersin… Mesela bir insanın yalan söyleyip söylemediğini, art niyetli yaklaşıp yaklaşmadığını bilmezsen, o dakikada seni yok ederler. Herkese güvenmemek gerektiğini öğretir sokak, gözünle gördüklerine inanman gerektiğini… Senelerini sokakta geçirmiş bir insan olarak diyebilirim ki, bir insanın davranış biçiminden, gözlerinin hareketlerinden, ses tonu ve konuşma tarzından rahatlıkla o kişinin iyi mi, kötü mü olduğunu anlayabilirim. Ama ‘Ben insan sarrafıyım’ diyen insan da yalan söyler, çünkü bunu bilen insan kendini belli etmez. Eğer karşısındaki insanda kötülük seziyorsa, onunla en fazla on dakika oturur. Sonra allem eder, kallem eder orada durmaz, çeker gider.”
“Sokaktaki varlığımızdan rahatsız oluyorlar”
Sokakta yaşamanın iki tür zorluğu bulunduğunu ifade eden Soysal, bunlardan birinin açlık; diğerinin kişisel temizlik olduğunun altını çiziyor. Soysal, “Bu iki temel ihtiyacını göremediğin zaman sıkıntılar başgösteriyor. Yemediğin zaman sağlık problemlerin ortaya çıkıyor, banyo yapmadığın zaman da dışsal sağlık problemleri oluşuyor ve ikisi de birbiriyle bağlantılı” diye anlatıyor.
Bazı günler topladığı paradan artırdığı iki-üç lirayla internet kafeye gittiğini söyleyen Soysal, yurtdışındaki evsizlerle ilgili izlediği videolar üzerinden bir karşılaştırma yaparak şöyle konuşuyor:
“Almanya, Fransa ya da Amerika’daki evsizlerin videolarını izlediğimde, bizden çok daha iyi durumda olduklarını görebilliyorum. Örneğin branşına göre iş veriliyor, psikolojik altyapı olarak da seni o işe hazırlıyorlar. Evsizleri bir araya getirdikleri gruplar oluyor; orada insanlar birbirlerinin dertlerini dinliyor ve kimin neye ihtiyacı olduğu belirlendikten sonra, ona göre iş veriliyor. Bizim ülkemizde ne yazık ki böyle bir durumdan bahsetmek imkânsız. Valilik, daha önce iyi- kötü yardım ediyordu, ayda birkaç kuruş elimize geçebiliyordu, ama onu da kestiler. ‘50 yaşını doldurunca geleceksin, o şekilde yardım edebiliriz’ diyorlar. Aynı sokakta üç gün yatmaya başlasam, insanlar mırın kırın etmeye başlar. Elin memleketinde evsizler de saygı görüyor ve kaç gün yatarsa yatsın, onu tehdit olarak görmüyorlar. Türk toplumunda neye saygı var ki? Üç gün yatsam, beni buradan kovarlar. İnsanlar sokaktaki varlığımızdan rahatsız oluyorlar.”
Sokaktaki insanların büyük çoğunluğundan tepkiler aldıklarını kaydeden Soysal, iyi insanların da bulunduğunu, ancak bazı evsizlerin davranışları yüzünden onları da kaybettiklerini belirtiyor. Soysal, “Mesela iyi bir insan geliyor, yardım ediyor, işe alıyor.Ama bazı arkadaşlar, iki gün sonra o işten kaçıp gidiyor. Fatura yatırmaya yollasa, parayı alıp kaçıyor ya da kendisine emanet edilen dükkânı soyuyor. Yardım eden adam da bir daha kimseye güvenmiyor ve yardımda bulunmuyor” diyor.
“Ekonomik kriz zenginlere sıçramıyor”
Gelir dağılımındaki eşitsizlik nedeniyle oluşan adaletsiz durum için, “Biz zenginleri sevmiyoruz, ama onlara bulaşmıyoruz da… Uzak duruyoruz, zaten bize yardım etmek zorunda da değiller.Babamızın oğlu mu ki onlar” diyor. Sokakta yaşayan insanların ekonomik krizi daha iyi gördüklerini vurgulayan Soysal, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Dar gelirliler zaten batmış durumda… Küçük esnafın hepsi kan ağlıyor, o yüzden daha sinirli oluyorlar. Orta halliden daha düşük bir ailenin yanına git, evine doğru düzgün yiyecek bir şey girmiyor, bir sürü borcu var. Ailesiyle bir yere gidebilmesi ya da iyi yemek yiyebilmesi çok zor. Ekonomik kriz çok derin, ama bu durum zenginlere sıçramıyor,onlar hatta daha fazla kâr ediyorlar. Fırsat buldukları için ceplerini daha kolay doldurabiliyorlar, ama küçük esnaf her zaman batıyor, dükkânını kapatıyor. Geçen gün buraya bir Hatay künefecisi açıldı, neredeyse hiç müşteri gitmiyor. Kafeler dolu, iş yapıyorlar, özellikle de ünlü olanlar. Ekonomik kriz onlara sıçramış gibi gözükmüyor.”
Soysal, sokakta gördüğü sığınmacılarla ilgili olarak da gözlemlerini paylaşarak, çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor:
“Son yıllarda gelen mülteciler arasında evsiz yok, ama evsizliği seçenler var. Ben bu dediklerimi ispat da edebilirim. Ülkelerinden kaçıp gelen insanların çoğu oranın uyuşturucu bağımlısı, dilencisi, kaçakçısı ya da mafyası… Burada kira yardımı, çocuk yardımı alıyorlar. Devletimizden aylık olarak para alanlar var ve bunun üstüne yırtık pırtık giyinip sokakta dileniyorlar. Böyle Suriyeliler de var yani… Sokakta dilenen mülteci çocukları da görüyorsunuz zaten…”
Yardım alabilmek için dernekleri takip eden Soysal, evsizler için her hangi bir çalışma yapılmazken, mevcut yardımların ağırlıklı olarak sığınmacılara yönelik olduğunu kaydediyor. Özellikle dernekler tarafından yapılan yardımlarınsa şeffaf olmadığını söyleyerek, bunun toplumsal algıda neye yol açtığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
“Sokakta yaşadığım için gözlemleme şansım çok oluyor ve bence insanlar mülteciler seviyormuş gibi gözükse de aslında içten içe bileniyorlar. Toplumun belli bir kesimi onlar üzerinden nemalanıyor. Bu nedenle yardımların nereye ve ne miktarda gittiği konusunda şeffaflıktan söz edemeyiz. Bu yardımları Türk vatandaşları alamıyor. Bizim suçumuz ne? Bize verilen üç kuruş da onlara verilen yardımlar yüzünden kesilmiş olabilir. Mülteciler, Dikmen’de ya da Çankaya’da oturabiliyorlar, biz onları sevmiyoruz, görünce kovalıyoruz çünkü ekmeğimize taş koyuyolar.”
“Herkesten yardım bekleyemezsiniz, ama insanlar kime yardım ettiklerini bilsinler”
Genellikle gününün büyük kısmını uyuyarak geçirdiğini belirten Soysal, kalan zamanında da tanıdığı insanlardan karnını doyurabilecek kadar para aldığını ve iki-üç lirayla da internet kafaye gidip haberlere baktığını ve Youtube’dan video izlediğini anlatıyor. Takip ettiği ve gözlemlediği kadarıyla ülkenin iyiye doğru gitmediğini kaydeden Serkan Soysal, yardımlar konusunda da şunları söylüyor:
“İnsanlar, ihtiyaç sahiplerine yardım etsinler, ama bunu temkinli bir şekilde yapsınlar. Yardım ettikleri insanın da ne olduğunu bilsinler yani. Mesela sokakta yaşayan birine yardım ediyorsun, o gidip kötü bir şeye harcıyor, üst-baş yardımı yapıyorsun, ama o bu kıyafetleri alıp İtfaiye Meydanı’nda satabiliyor. Bunu sonradan görüp üzüleceklerine baştan önlemini alsınlar. Ben bunun dışında insanlardan bir şey istemiyorum. Herkese yardım etmelerine de gerek yok. Herkesten yardım bekleyemezsiniz, ama insanlar kime yardım ettiklerini bilsinler. Bu haber iyi bir yere ulaşsın, başka bir şey istemiyorum…”