Orhan Saygıcı: “Gençlerde Türk Müziğine ilgi yok denecek kadar az”

Taner DEDEOĞLU

Müzik sevgisini kunduracı babasında alan, Erkek Sanat Enstitüsünü bitirdikten sonra da Astsubay okuluna giden, içinden atamadığı müzik tutkusu ile onsekiz yıl sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinden istifa ederek ses sanatçısı olan Orhan Saygıcı ile bu hafta Zaman Tüneline giriyoruz.
Yasa çıktığı zaman Isparta’da kunduracı Nuri Bey soy ad almak için Nüfus Müdürlüğüne gider. Bir soy ad belirlememiş olan Nuri Beye memur, ”sizden önce Berber Rıfat’a Saygılı dedik, sizinki de ‘Saygıcı’ olsun” deyerek ailede yeni bir dönem başlatır. Nuri ve Zekiye çiftinin üçüncü çocukları Orhan Saygıcı da 11 Ekim 1946 günü Isparta’da dünyaya gelir.Dinleyici olarak başlayan müzik yolculuğunu, Ankara Radyosu Ses Sanatçılığına kadar taşıyabilen Orhan Saygıcı, çocukluğunu şöyle anlatıyor:
“Çocukluğum radyonun popüler olduğu dönemde geçti. Babam, akşamüzerleri radyodaki fasıl programlarını kaçırmazdı. Beni de yanına oturtur, babamın, ‘bak bu şarkı şumakamda’ şeklindeki eğiticiaçıklamaları ile yayını dinlerdik.
Müzik ben de böyle, iyi bir dinleyici olarak başladı ve bu durum da yıllarca sürdü…
İlkokuldan sonra, benim hiç mizacım değil ama Erkek Sanat Enstitüsü,  Makine Torna-Tesviye Bölümüne girdim. 1963 yılında okul bitti, bu dalda yüksekokul; Ya Yıldız Teknik veya Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, ben bu okulların sınavları kazanamadım. Eğitimini gördüğüm dalda bir yıl Isparta’da çeşitli işlerde çalıştım, bu sektörün bana göre olamadığını anladım. Birkaç arkadaşım, Astsubay okuluna gitmişti, bir yıl sonra da ben sınava girdim ve kazandım. Eskişehir Hava Astsubay Okulunda birinci sınıfı, ardından da Gaziemir’deki mesleki eğitim bölümünde de Uçak Bakım sınıfını bitirdim, Astsubay olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldım. 1966 yılında ilk görev yerim, Kayseri Erkilet Hava Üssüne, dört motorlu kargo uçaklarının Elektrik Teknisyeni olarak atandım.
Birlikte benden bir yıl önce gelmiş, onun da adı Orhan olan bir Astsubay vardı, o da müzik tutkunu. Kayseri’nin müzik dünyasında çok önemli isim İsmail Ediz’den kanun dersi alıyor.Bando şefliğinin yanı sıra Türk Müziğinde de çok bilgili, çeşitli enstrümanlarıçalabilen çok kıymetli bir ismi olan İsmail Hocamla beni tanıştırdı, ben de ut dersi almaya başladım. İsmail Hocam Kayseri de halâ müzisyen yetiştirmeye devam ediyor.
Bir gün ben şarkı okuyunca hoca, ‘senin sesin güzel, şana eğil, udu çalarsan çal’ diyerek beni yönlendirdi.
1968 yılında Halk Eğitim Merkezi açıldı, İsmail Hoca oraya şef oldu, Orhan arkadaşım kanun sanatçısı olarak ben de solist olarak bu koraya geçtik, burada haftada iki gün derslere katıldık.”

AMERİKADA EĞİTİM
Orhan Saygıcı, müzik tutkusunu böyle sürdürürken, esas mesleğinde de büyük atılımlar yapar. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, C 130 Kargo Uçaklarında kullanılacak Otomatik Pilot Sistemlerinde eğitim almasıiçin Orhan SaygıcıyıAmerika’ya gönderir.Saygıcıbu dönemi şöyle anlatıyor:
“Sanat Enstitüsünden sonra Astsubay Okuluna gidişim, başarılı mezuniyetim ve çalışmalarım sonucu büyük imkânlar sunuldu bana. 1970-71 döneminde,  İzmir-Üçkuyular, Hava Lisan Okuluna İngilizce eğitimi aldım. 1972 yılında da Amerika’ya gönderildim, altı ay eğitim aldım, dönüşümde branşım değişti, Otomatik Pilot Teknisyeni oldum. Bu olayla sadece branşım değil hayatım da değişti. Kısa bir süre sonra, 1975 yılında Etimesgut’a atanmam ile Ankara müzik dünyasına da adım attım”.
Orhan Saygıcı, şans eseri çıkan Ankara atanması ile kendini müzik dünyasının ortasında bulur. Kayseri’de ünü yakalayan Saygıcı’nın kafasında müzikle ilgili, hep daha ilerisi, radyo sanatçılığı yatmaktadır. Saygıcı, ona söyleneni yapar ve Ankara Radyosunda Erol Sayan’ı arar, işte öyküsü:
ANKARA RADYOSUNA GİRİŞ
“Kayseri’deki müzik çevreleri bana Ankara’da Erol Sayan’ı bul, ondan ders almaya çalış demişlerdi. Etimesgut’ta işlerimi düzene koydum ve ilk fırsatta Erol Sayan’ı bulmak içinAnkara Radyosuna gittim. Danışmaya söyledim, telefon ettiler ve Erol Sayan aşağıya geldi, tanıştım ama sonuç iyi değil. Erol Sayan, İstanbul Devlet Konservatuarına hoca olmuş bununla birlikte de İstanbul Radyosuna atanmış, Ankara’daki son günleri. Bana Ankara Türk Müziği Derneği iledershanesi de olan Ankara Radyosu sanatçılarından Turhan Toper’i önerdi. Önce, çalışmalarını Milli Kütüphane Salonunda yapan derneğe gittim, Ahmet Ayhan, Necati Çağman gibi kıymetli hocalarımız vardı ama çok kalabalıktı, burada yakın zamanda kaybettiğimiz sevgili arkadaşım, Ali Osman Akkuş ile tanıştık.
Turhan Toper’in dershanesine gittim, Bekir Reha Sağbaş kanun, Demir Karabaş keman, Osman Erkahveci ney ve Doğan Dikmen ile ben de solist olarak ders alıyoruz, ekibe yeni birisi katılırsa ders başa dönüyor… Tam istediğim gibi bir eğitim dönemi geçiremiyorum derken, 1976 yılında TRT, ilk defa ‘Ön Dinleme’ diye bir sistem için sınav açıttı. Bu sınavda başarılı olan sanatçılar kadroya girmeyecekler ama ayda bir defa dört şarkılık programları TRT radyolarında yayınlanacak, bununla birlikte televizyonda da program yapabilecekler, hemen sınava katıldım.”

RADYO STÜDYOSU
Orhan Saygıcı için beklenen gün gelmiştir, sırası gelir, stüdyoya girer.  Radyonun ünlü üstatları; Selahattin Altınbaş, Gültekin Aydoğdu ve Selahattin İnal ellerinde enstrümanları ile ona eşlik etmek üzere stüdyoda beklemektedir.  Camın arkasında, tonmayster Ahmet Hatipoğlu’nun yanında da Alaattin Yavaşça, Ferit Sıdal, Tarık Kip ve Yılmaz Pakalınlar’dan oluşan sınav heyeti oturmaktadır, Orhan Saygıcı o günü şöyle anlatıyor:
“Camlı bölmede, Alaattin Yavaş çatonmaysterin kullandığı mikrofona eğilerek ‘evladım beni tanıyor musun?’ deyince ‘tabi tanıyorum, Alaattin Yavaşça hocamızsınız’ cevabını verdim. Hocamın, ‘benim şarkılarımdan neler biliyorsun’ sorusunu da ‘hangi makamdan’ şeklinde yanıtladım, o da ‘mesela hicaz’ dedi. Ben o kadar doluyum ki, saymaya başlayınca ‘artık bu solan bahçede’ olur dedi, okudum, kaç oldu hatırlamıyorum,  hoca istedi, ben okudum. Sonra Tarık Kip stüdyoya geldi ve ‘hoca seni içeriye istiyor’ dedi, ben sınav heyetinin yanına geçtim. Sayın Yavaşça benimle sohbet etti ve o sırada TRT Müzik Dairesi Merkez Müdürü olan Ferit Sıdal’a dönerek ‘Hoca, bu çocuğa sahip çıkalım’dedi.

BU ÇİZGİDEN SAPMA!
Bu sınav sonunda Ankara’da tek ben olmak üzere Türkiye’de altı kişi TRT Radyoları ve televizyonunda program yapma yetkisi veren, ‘Ön Dinleme’ sınavını kazanmış olduk, heyecandan uçuyorum… Ben Etimesgut’ta görevimi yapıyorum,  çağrıldığım zaman Ankara Radyosunda dört şarkılık bant dolduruyorum, bu bantlarla televizyon programlarına da katıyorum. 1977 yılında yine bir bant kaydı sırasında, tonmaysterin yanında uzun boylu birisinin baştan sona kadar beni dinlediğini gördüm. Program bitti, stüdyodan çıktığımda o adam kapıya geldi ve ‘beni takip et’ diyerek önden yürümeye başladı, ben de peşinden gidiyorum. Bir odaya geldik, kapıda ‘Türk Sanat Müziği Müdürü’ yazıyor, içeri girdi, masasına oturdu, bana yer gösterdi ve ‘beni tanıyor musun?’ dedi,  tanımadığımı söyledim, ‘ben CinuçenTanrıkorur ‘dedi… Merhum Tanrıkorur, çizgimi beğendiğini, bu çizgide devam ettiğim sürece de arkamda olacağını, saptığım zaman da desteğini çekeceğini açıkça söyledi ve bir tomar nota verdi ve al bunları çalış,on gün sonra gel dinleyeceğim deyerek beni yolcu etti. Ben dersimi çalıştım, odasına gittiğim zaman, kapısını kapattı, udunu aldı ve bana eşlik etti. Hatalarımı düzeltti, yönlendirdi. Bu çalışmalarımız sırasında, ‘sen şan dersi aldın mı?’ diye sordu, almadığımı öğrenince de telefona sarıldı ve konuştuğu kişiye ‘sana göndereceğim’ deyerek telefonu kapattı. Operadan İhsan Şenol’du beni gönderdiği hoca. Üç ay Pazar günü sabahları İhsan Hoca evinden geldi, odasında bana ders verdi, ses nasıl çıkartılır, nefes, diyafram nasıl kullanılır gibi teknik bilgiler öğretti. İhsan hocama bir gün ücret teklif ettiğimde de ‘sakın ha, böyle bir şey yok, Cinuçen aile dostumdur, rica etti, sen de iyi bir insansın, yardımcı olacağım’ demişti.
1978 yılında bir rastlantı sonucu Metin Everes’le tanıştım ve 1981 yılına kadar da onun öğrencisi oldum.”


RADYO SANATÇISI
Orhan Saygıcı, Hava Kuvvetleri Komutanlığındaki görevine devam ederken müzikte de önemli aşamalar kaydeder, onun hedefi artık radyo sanatçılığıdır ve beklenen sınav açılır. Saygıcı, yaşamında değişiklik yapan bu dönemi de şöyle anlatıyor:
“1981 yılında iki sınav açıldı, birisi yetiştirilmek üzere Stajyer Sanatçı sınavı idi ki; Ayşegül Durukan, Nalan Altınörs, Yıldırm Bekçi gibi gençler sınav ardından yıllarca eğitim gördükten sonra müziğe kazandırıldı. Yetişmiş Sanatçı sınavını da Ankara’da Ali Osman Akkuş ile ben kazandık.
Biz doğrudan sanatçı kadrosunda göreve başlayacağız, Ali Osman Akkuş hemen başladı. 12 Eylül Askeri Harekâtına bağlı olarak Silahlı Kuvvetlerden ayrılmaya izin, sadece Kuvvet Komutanları tarafından verilebiliyordu ve ben ordudan 1984 yılına kadar ayrılamadım. Yıllarca süren maceradan sonra Ankara Radyosu Ses Sanatçısı kadrosuna girdim.
Uzun zaman sahne çalışması yapma iznimiz vardı, bununla Ankara’da birçok yerde programlar yaptım, TRT’nin,  sayısız yurtiçi ve Tunus, İngiltere, Makedonya, Kosova gibi ülkelerdeki konser ekiplerinde görev aldım, 11 Ekim 2011 tarihinde de yaş sınırından emekli oldum.
Ispartalı olmayı, hemşerilerimi severim,  Ankara’da Ispartalılar Vakfımız var (ISVAK) emeklilik dönemimde de vakfın korosunu çalıştırmaya başladım.
GENÇLERDE İLGİ ÇOK AZ
Eğitim sistemimizden mi, medya kuruluşlarının yayınlarından dolayı mı bilemiyorum, günümüzde Türk Müziğine karşı gençlerde ilgi çok az, hatta yok denilebilir.  Durumu hiç iyiye gidiş olarak görmüyorum, birilerinin ‘Kültür Politikasını’ elden geçirmesi gerekiyor, kültür değerlerimizin acilen korunması, geliştirilmesi için önlemler alınması gerekiyor, çok yazık olacak!
Eskişehir Halk Eğitim merkezi Koro Şefi Hüseyin Erbay’ın davetlisi olarak iki ay önce bir konsere katıldım. Renkli bir sunum yaptık, çok güzel bir çalışma sergiledik, konser sonrasında gençler geldi, ‘Türk Müziği bize böyle sunulmadığı için konsere sıkılacağız düşüncesi ile gelmek istemiyorduk, bundan sonra Türk Müziğini takip edeceğiz’ dediler. Ben kendi çabamla üç beş gence milli kültürümüzü tanıtmış olmaktan, onların bu müziği tekrar dinlemesini sağlamış olmaktan mutluyum. Bu mücadelede esas görev eğitim kurumlarına ve medyaya düşüyor.Bir zamanlar adını dahi anmayan TRT’nin müzik kanalında bu gün, ‘Arabesk’ diye bir program yayınlanmasını da bir türlü anlayamıyorum.”