Ortaylı: 1982 Anayasası referandumuna hükümet içinde bile ‘evet’ veren oldu

Taylan YILDIRIM/İZMİR (DHA) – Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “1982 Anayasası referandumuna ‘hayır’ verenlerden birisi benim. Ama o zamanın hükümeti içinde bile ‘evet’ veren oldu. Bunu ben biliyorum” dedi.
Ege Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Topluluğu’nun davetlisi olarak İzmir’e gelen Prof. Dr. İlber Ortaylı, üniversiteli gençlerin tamamen doldurduğu salonda konferans verdi. Türkiye’de tarihin bilinmediğini söyleyen, televizyonlarda yakın tarihle ilgili konuşmaları eleştiren Prof. Dr. Ortaylı, “Tarih okumamış, tarih terminolojisiyle alakası yok bu insanların. Televizyon kanallarında da bunlar için ciddi denetimler yapılması lazım. Denetim sadece televizyonların pornografi yapıp yapmadıklarıyla ilgili değil, dille de ilgili olmalı. Bunlar cahil insanlardır. Zeki insanlar değiller. Dillerini nasıl konuşulur bilmiyorlar. Telaffuz etmekten haberdar değiller. Şive her memlekette vardır. Televizyonlarda insanlar ya hakikaten cahil oldukları için ya da bilinçli şiveli konuşuyorlar” dedi.
“BİLGİSİZ İNSANLARA LOZANLA İLGİLİ UYDURUYORLAR”
Bazı kişilerin ya da tarihçilerin bilgisiz oldukları halde uydurduklarını da ifade eden Prof. Dr. İlber Ortaylı, Lozan Anlaşması’na yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Lozan Antlaşması’nın Türkiye’nin kurucu anlaşması olduğunu söyleyen Prof. Dr. İlber Ortaylı, şöyle konuştu: “Lozan eskimiş eskirse tamir edilir. Bir tarafta kalır. Ebedi bir vesika olamaz, hiçbir anlaşma olamaz. Türkiye’yi tayin eden anlaşmalar, Karlofça Anlaşması, Paris Anlaşması, Sevr bu arada tatbik edilmedi. Lozan Antlaşması. Bu anlaşmalar bizleri tayin eden anlaşmalar, hayatımızı kültürümüzü tayin etti. Ancak bu anlaşmalardan hiçbiri müstakil araştırma konusu olmadı. Lozan’a taktılar. Eskiyor, çok açık. Bir takım maddelerin tamir edilmesi lazım. Mesele Boğazların iki tarafında 16 milyon insan yaşıyor. Bunlar gidiyor geliyor. Bu kadar yoğun trafiğin hakim olduğu Boğazdan bütün dünyanın tankerlerini nasıl geçirirsiniz? Bunun değiştirilmesi lazım. Oradan o gemiler adamlar, geçemez. İlla kazaları mı bekliyorsunuz?. 16 milyon insan yaşıyor orada” dedi. Lozan Antlaşması’na yönelik değerlendirmesini sürdüren Prof. Dr. İlber Ortaylı, şöyle dedi: “Mesele ‘100 sene sonra sona erecekmiş’ diyorlar, öyle bir şey de söz konusu değil. Lozan’ın aksayan maddeleri biter. ‘Hezimete uğramışız’ diyorlar, öyle bir şey yok. Ama sana kim dedi zafer olduğunu? Süngümüzün girmediği yerden bize toprak vermediler. Onu Yunanistan’a yaptılar. Ne aldıysak ordu nereye girdiyse o bizim oldu. Burada zafer yok. Diplomasiyle zafer kazanılmaz ama Lozan’da hezimet falan da olmadı. Petrol yataklarını vermişiz güya. Yalan, Musul’da değildik o zaman biz. Lozan’da gizli maddeler varmış, yok. Yani bu kadar açık maddeleri. Gizli maddesini kim yapacak. Sen memnun değilsen bunu açıkça söyle.”
“REFERANDUM CİDDİ İŞTİR”
Referandum tartışmalarına da tarihten örnekle katılan Prof. Dr. İlber Ortaylı, 1982 Anayasası’na kendisinin ‘hayır’ oyu kullandığını açıkladıktan sonra önemli bir de iddiayı da paylaştı. Prof. Dr. Ortaylı, “Referandum ciddi bir şeydir. İstanbul’daki gudubet binalar için referandum yapılması lazım. 1982 Anayasası’na yüzde 92 ‘evet’ demiş, yüzde 8’i ‘hayır’ demiş. ‘Hayır’ diyenlerden biri benim, çok açıktır. Ama o zaman hükümette olanların bile ‘evet’ dediğine eminim” dedi.
“MUHAFAZARLIKTA SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAMAK LAZIM”
Dünyada bir muhafazakarlaşma eğiliminin olduğuna yönelik öğrencilerden gelen soruyu yanıtlayan Prof. Dr. İlber Ortaylı, şunları söyledi:
“Bazı şeyleri sapla samanı karıştırmayalım. Sap ayrı, saman ayrı şey. İslam dünyasında dindarlaşmanın hiç de öyle ileri yapılması mümkün değil. Paris’te o büyük gece kulübü suikastında ne tipler çıktı. Birisinin barmenlik yaptığı çıktı. Birisinin kafası bozuluyor kamyonu insanların arasına sürüyor. Belli ki batı proletaryası da içerisinde Müslümanlar da var, bunlar artık hızlı hareketlerin içerine giriyorlar. DAEŞ’te bir sürü Hıristiyan doğan, sonradan Müslüman olan insanlar var. Bir tür fanatizm gelişiyor. Bütün dünyada da var, batıda da var. Vatikan’ı, Katolik Kilisesi’ni asıl tehdit eden ataistler değil, komünistler değil, yeni dini hareketlerdir. Meksikalı köylü, Müslüman oluyor. Artık Avrupa’ya insanlar tek rahipli liberal mahalle kiliselerine gidiyorlar, Vatikan’ı asıl korkutan o. Batıda din artıyor. Bu din bildiğiniz gibi bir fonksiyonel kurum gibi gitmiyor. Kitleler fakirleşiyor. Ümitsizleşiyor bunlardan ileri geliyor.”