Pandemi sürecinde engelli bireylere yönelik aile içi şiddet arttı

İçli: Özellikle zihinsel engellilerin
aileleri çok sıkıntı çekti

SULTAN YAVUZ – Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Başkanı ve Engelliler Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Turhan İçli, pandemi sürecinde engelli gruplarının yaşadığı durumları ve vakıf olarak hangi çalışmalarda bulunduklarını anlattı. 24 Saat gazetesinin sorularını yanıtlayan İçli, engellilerin sorunlarına ilişkin medyaya çok önemli görevler düştüğünü belirterek, medyayı sorumlu yayıncılığa davet etti.
İçli’ye göre engelli bireylerin pandemi sürecinde yaşadıkları en büyük sorunlardan biri de aile içi şiddet… Bu konuda bir veri olmasa da, Türkiye genelindeki Engelli Meclisleri’nin whatsapp grupları ve şahsen görüşme yoluyla edindikleri bilgilerin, aile içi şiddet olaylarının artışını gösterdiğini kaydeden İçli, özellikle zihinsel engelli grupların hem aileleri tarafından şiddet gördüğünü hem de kendileri tarafından ailelerine şiddet uygulanıdığını ifade etti.
-Turhan Bey, pandemi sürecinde engellilerin durumuna ilişkin neler söyleyeceksiniz? Yeni bir durumdan bahsedilebilir mi yoksa mevcut sorunlar derinleşti mi? Bu minvalde CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın danışmanı Ali İlhan, bize medyanın bu süreçte sınıfta kaldığını söylemişti.
Turhan İçli: Biz medyanın COVID 19 döneminde, engellilere yönelik sosyal hükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin araştırılması ve izlenmesi konusunu önemsiyoruz. Medya Türkiye’de bilgi edinme hakkını koruması ve sağlaması gereken bir kurumdur.
Dünya nüfusunun ise yüzde 10 ila yüzde 15’ini engelli insanlar oluşturuyor. Bazı ülkeler engellilik tanımını genişletiyor, sayısı da artıyor, bazıları da daraltıyor ve sayıca daha az oluyorlar. Engelliler tarih boyunca diğer insanlarla eşit olmayan muamele görüp hep dışlanıyor ve toplumsal yaşamın, siyasetin dışına atılıyorlar. Bilim bile yakın zamana kadar engellilerle ilgilenmiyor, sosyoloji ya da psikolojinin konusu olmayı uzun yıllar başaramıyorlar. Sanat alanında ise aile koşullarıyla bağlantılı olarak kendilerine yol açabiliyorlar. Ama olağan yaşam içinde dünyanın en yeteneklisi de olsa tanınmıyor, hak ettiği yeri alamıyor.
Hizmetlere erişim konusunda da çok engel var, Türkiye’de engellilerin yüzde doksanından fazlasının erişim sıkıntısı var. Son 20 yıldır yasalar sayesinde yüzde beşi çözüldü diyelim ama fark o kadar büyük ki bir türlü kapanmıyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 90’nı okullaşmış ama bu sayı engellilerde yüzde 10. İstihdam konusunda da engellilerin yüzde 12’si çalışıyor. Yani çalışma çağı ve gücündeki engellilerin yüzde 88’i iş olanaklarından yararlanamıyor. Tüm bunlar düşünüldüğünde zaten eşitsizlik ve adaletsizlik risk dönemlerinde daha da artıyor.
“Eve hapsolma hınçlarını annelerinden çıkarıp saldırganlaştılar”
-Mesela bu süreçte ne arttı?

İçli: Örneğin pandemi döneminde devlet bir takım önlemler aldı, kurallar, maske ve mesafe gibi ama tüm bunlara engellilerin erişimi başta sorun oldu. Televizyondan izledikleri kadarıyla bir şeyler öğrendiler, işitme engelliyseler televizyonların çoğu alt yazı ya da işaret dili kullanmadığından bu bilgilere sahip olamadılar. Çoğu eksik bilgi sahibi oldu ve özellikle de zihinsel engellilerin aileleri çok sıkıntı çekti. Mesafeyi algıtlamaları, hijyene uydurmaları çok zordu, aile çocukla senli benli olduğundan, otoritesi olmuyor. Onlar daha çok öğretmen otoritesinden etkilenen ve şekillenen bireyler.
Eğitim olanakları ortadan kalkınca, öğretmenlerin fiziki etkileşimi olmayınca aileler çok sıkıntı çekti. Zihinsel ve ruhsal olarak engelli olan şizofreni hastaları ya da otizmli bireyler zaten kapalı alanda duramaz, iyice eve kapandılar ve meşgale ortamı da olmadığından aile içi şiddet iki yönlü arttı. Bu bireyler enerjilerini atamadılar ve eve hapsolma hınçlarını annelerinden çıkarıp saldırganlaştılar. Eğitimsiz aileler de çocuklarının aşırı tavırları karşısında şiddet uyguladı. Dolayısıyla aile içi şiddet olayları da arttı. Veri yok ama bunlar bize ulaşan bilgiler ve gözlemlerimiz.
-Peki bu bilgiler size nasıl geliyor? Doğrudan sizi mi arıyorlar?
İçli: Bu bilgileri birkaç kanaldan ediniyoruz. Aileler beni hâlâ konfederasyon başkanı sanarak arıyorlar ve sıkıntılarını anlatıyorlar. Bir de iki yıldır var olan Türkiye Engelli Meclisimiz var. Her ilde engelli meclisleri kurduk, tüm sivil toplum kuruluşları da içinde yer aldı. Türkiye’de örgütlü engelli yakınlarının yüzde sekseni bir araya geldi ve ortak whatsapp grupları oluşturdu. Oradaki paylaşımlardan öğreniyoruz. Her bölgeden sorunları tartışıp çözüm önerisi arıyoruz. Bir de yer yer devletin açıklamaları ile az sayıdaki haberlerden elde ediyoruz.
Rakam vermemekle birlikte çok ciddi bir artışın olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Aileler de bunu destekliyor. Şu anda bir projemiz var, bu dönemde COVID 19’un engellilere etkisi diye 25 örgüt online görüşmeler yaptık ve her engel grubu yaşadığı sıkıntıları ve verilerini aktardı. Yakında raporlaştırıp kamuoyuyla paylaşacağız. Uluslararası Engelliler İttifakı üyesiyiz aynı zamanda, onlarla da uzun bir görüşme yaptık. Dünyadaki durum ne, bizdekiyle karşılaştırmalı olarak COVID 19 öncesi ve sonrasını paylaşacağız.
“Medya ancak sansasyonel konuları gündeme getiriyor”
-Medya bu süreçte neyi yapmadı?

İçli: Sorumlu medya olmalı… Engellilerin toplumun önemli bir kesimi olduğunu ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve ilgi göstermesi lazım. Haberlerin çoğaltılması, konunun uzmanlarının davet edilmesi ve haberleştirilmesi gerekiyor. Eskiden TRT bir eğitim kurumuydu aynı zamanda, klasik müzik örneklerini ilk orada dinledik, yurttan sesleri orada dinledik. Gençliğin sorunlarını orada öğrendik, İsmail Cem zamanında gençlik içindeki siyasi yapılaşmalar bile TRT’de rahatça tartışıldı. Tabana dönük bir yüzü vardı medyanın. Görme engelliler içinse TRT radyosu çok önemli bir araçtı, Pazartesi günleri radyo tiyatrosunı dinler, arkası yarınları takip ederdik. Çok önemli bir kaynak olan TRT, sabahları da köylülere yönelik programlar yapardı, ürünün nasıl verimli hâle getirilebileceği gibi… Aslında sorumlu yayıncılık böyle bir şey. İnsanları sıkmadan, iyi bir ambalajla kitleyi buluşturmak. Kamuoyu oluşturmada çok önemliydi medya şimdi ise medya ancak sansasyonel konuları gündeme getiriyor.
Bir konu sansasyonel olunca ilgileniyor ve bu nedenle biz de kara kara düşünüyoruz; nasıl bir eylem yapalım ki gündeme gelelim diye. 1997 yılında ilk kez maskeli yürüyüş yapmıştık, Tansu Çiller ve Necmettin Erbakan dönemiydi. Bizler onların maskelerini yaptık, Çiller’i korsan gözlü, Erbakan’ı kulağında tıkaçlı olarak gösterdik, hani sorunlarımıza kör ve tıkalı demek için. Bizi zorla soytarılığa sevk ediyorlar. Ama bu kez de mesaj değil eylemin kendisi olay oluyor. Yüzeyselleştirip araçsallaştırıyor medya. Örneğin bir görme engelli haberi şöyle, “Kör bir genç dört yıllık üniveristeyi başarıyla bitirdi”Burada haber değeri nedir? Körler yıllardır okuyor ve mezun oluyor. Dört yıllık üniversiteden ise yüzbinlerce kişi mezun oluyor, vurgu kör olması! O zaman halkta şaşkınlık oluyor, “demek ki körler okuyamıyormuş, bu genç okumuş, helal olsun” diyor. Bilgi karartması yapılıyor ve ayrımcılığı derinleştiriyor. Yani medya haber yapıyorsa bile karikatürleştirerek veriyor ve onu da ara sıra yapıyor.
“Kimsenin eylem planı yoktu”
-Yurtdışında tablo nasıl? Benzer ya da ayrışılan noktalar neler?

İçli: Yurt dışında bize göre daha güçlü STK’lar var ve veriler geliyor. Bizde her zaman en temel sıkıntı verilerin olmayışı, onları ayrıntılandıramayışımız. Engelliler Sözleşmesi’ni takip eden Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi her hükümetten dört yılda bir engelli raporu ister ve bu rapora karşılık da STK’lar bir gölge rapor hazırlar; orada öneri ve eleştiriler yer alır. Bu gölge raporları inceleyerek mesela Türkiye’ni fotoğrafını çekmeye çalışır. En son 2018’de benim de başkanlığım döneminde biz gölge rapor hazırlamıştık. Hükümetler genelde çok pembe bir tablo çizer ancak STK’lar onların eskiklerini gösterir. Fakat ne yazık ki ülkemize ilişkin veri toplanamıyor. Bizi en çok bu nedenle eleştiriyorlar. Avrupa’nın bize üstünlüğü bu, fakat bu süreçte erişim anlamında her ülke sınıfta kaldı. Çünkü BM’nin Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesini kimse ele almamış. O maddeye göre risk gruplarının olağanüstü durumla karşılaştıklarında ülkelerinin hazırlıklı olması lazım. Bu süreçte ülkelerin bu maddeyi hiç ele almadığı anlaşıldı. Kimsenin eylem planı yoktu. Fakat pek çok aksaklık olsa da, Türkiye ilk başta aldığı önlemle engelli çalışanları idari izinli saydı, bu çok önemli ve iyi bir karardı.
Fakat eğer mümkünse idari izin yerine diğer insanlar gibi evden esnek çalışma yapabilmeleri daha iyi bir yol olur. Engelli bireyin evine sesli programlar yüklenmiş bilgisayarlar koymak ve bunun eğitimi vermek mümkün.
-Sizin vakıf olarak bu süreçte çalışmalarınız neler oldu?
İçli: Haftada iki-üç kere online eğitim yaptık. İlk günden itibaren whatsapp üzerinden örgütlendik ve team talk gibi programlar üzerinden eğitimler yaptık. COVID 19 bilgisi verdik ve hükümetin söylediklerini paylaştık. Ayrıca sanatçılarımız da haftanın belli günlerinde canlı müzik yaptı, böylece bir araya gelerek eğlenme fırsatı doğdu. Eskiden sosyal medyayı daha az kullanırdık. Bu sayede daha çok öğrendik ve yaygınlaştırdık. Önceden toplanıp oturma eylemi yapardık şimdi bunu twitter üzerinden yapabiliyoruz. 1 Haziran’dan sonra TCDD’nin engellilerin ücretsiz ulaşım hakkını kaldırmasına ilişkin hak ihlali yapılınca, demir yollarının önünde de eylem yaptık ve üç gün içinde hakkımızı geri aldık.
-Özellikle vurgulamak istediğiniz bir mesajınız var mı?
İçli: Medyanın bu konuyu çok ciddi bir sorumlulukla ele almasını ve taleplerimizi, mesajımızı kamuoyuna karikatürleştirmeden vermesini, doğru iletmesini istiyoruz. Engelli arkadaşlarımıza ise yeni dijital teknolojiyi hızlıca öğrenmelerini tavsiye ediyorum, çünkü hem dünyanın gidişi böyle hem de dünyadan kopmamak için bu alanda kendinizi yetiştirmeniz lazım.