Prof.Dr. Taciser Onuk:″Çağdaş kadın varsa çağdaş toplum vardır″

Resim, süsleme alanında Sanatta Yeterlik aldı, İğne Oyası Yüksek Lisans tezi, Osmanlı Çadır Sanatı Doktora tezi oldu, Kadın ve Aile projeleri ile eğitim ve kalkınmaya destek aradı, Başbakanlık Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Atatürk Kültür Merkezinin ilk kadın Başkanı, bu gün de bir Türk kadını olarak Atatürk’e hala borcunu ödemeye çalışan Prof. Dr.Taciser Onuk ile Zaman Tüneline giriyoruz.

Mersin’in Toros Dağları tepesindeki Çamlıyayla (Namrun) ilçesinde marangoz Kemal Bey ve ev kadını Fikriye hanımın ikinci kızı olarak dünyaya gelir Taciser Onuk. Kız çocuklarına eğitimin pek düşünülmediği bir yöre ve dönemde, erkek çocuktan beklenen cesaret ve sorumlulukla, bisiklete binen, babasına ve çarşı esnafına çıraklık yaparak vakit geçiren Taciser’in kaderini annesinin arkadaşı Saniye öğretmen değiştirir.

İlkokula Toros Dağlarında ve geç başlayan, bu gün profesör unvanına sahip Taciser Onuk bu dönemi şöyle anlatıyor:

“Ben parayı hiç tanımayan ama sevgiyi çok iyi bilen güzel bir ailede büyüdüm. Çocukluğum bisiklete binerek ve babama çıraklık yaparak geçiyordu, annemin arkadaşı Saniye öğretmenin yönlendirmesi ile okula başladım. Yaşım ilerlemişti, okula kayıtsız başladım daha sonra da kayıtlı öğrenci oldum. İlkokuldan sonra öğretmenim Hasan Akyürek babama ‘bu çocuk okuyacak’ diyor ve lise olmadığı için ben Kız Meslek Lisesine gidip kendim kaydoluyorum.

İğne iplik ile aram hiç yok, ben resme meraklıyım, portre çalışıyorum… İlerleyen yıllarda, okul defilelerinde mankenlik yapmak, ilk kez sokakta şapka giymek, Tarsus’un kurtuluş bayramlarında izci olarak istiklal marşı eşliğinde bayrağımızı göndere çekmek, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında spor hareketlerinde liderlik yapmak gibi hareketli, mutlu, dışa dönük bir çocukluk ve gençlik geçirdim.

Bu davranışlarımla hep örnek olmuşum ki, ailemde ve çevremde benden sonra, kız çocukları okudu hatta yüksekokula gönderilmeye başlanıldı.

O zamanki uygulama ile lise sonrasında gidebileceğim tek yüksekokul, Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okuluydu, sınavına girdim. Türkiye genelinde aşamalı olarak yapılan sınavı kazanan altı kişiden birisi oldum ve Resim Öğretmenliği bölümüne yatılı öğrenci olarak Ankara’ya geldim.”

MÜZİĞE DEVAM EDEMEDİ

Yarışma, Taciser Onuk’un yaşamında okul öncesinde başlar, ‘Şişman Çocuk’ yarışmasında birinci gelen Onuk, daha sonra girdiği yarışma ile de ailesini üzer! Öyküsü şöyle:

“O dönemde değişik yarışmalar varmış, birisi de Şişman Çocuk Yarışması, beni de sokmuşlar kazanmışım. Bana armağan olarak kayık gibi bir şey vermişlerdi, herkese gösterdiğimi hatırlarım…

Ailemden ilk kez ayrılmış, gurbette yatılı öğrenciyim, Üniversitelerarası Türk Sanat Müziği Ses Yarışması’na katıldım ve birinci oldum. Yarışma fotoğraflarımı heyecanla aileme gönderdiğim zaman ‘biz seni oraya öğretmen olasın diye gönderdik, bizi mahcup etme’ diye bir cevap aldım. Ankara Radyosundan çok istemelerine rağmen müziğe devam edemedim, o burukluğu hala yaşarım.

1963-64 ders yılında, resim öğretmeni olarak çektiğim kura ile Gaziantep’te göreve başladım.

Bakanlık Müfettişinin, dersime girişini ve ‘kısa saçlarımı okşayıp, hadi kızım git ders öğretmeninizi çağır’ demesini unutmak mümkün mü? Benim de mankenlik yapmam şartıyla kız öğrencilerimi defileye çıkartışım, Suna Kan ve bazı klasik müzik sanatçılarının konserleri bir yıl kaldığım Gaziantep’ten unutamadıklarım. Buradan sonra memleketimde, annemin yanında da bir yıl öğretmenlik yapma şansım oldu ve 1965 yılında da Ankara Olgunlaşma Enstitüsüne atandım, aynı yıl eşim Tugay Onuk ile de evlendik.

1968 yılında seramik hocam Mine Seçkinöz ile R.C.D. bursuyla İran’a gittik. O dönemde İran belki dünyanın en büyük el sanatları merkezine sahipti, büyük bir alanda uygulamalı atölyelerde üretim, tanıtım, pazarlama yapılıyor ve bu da turistlerin ilgisini çekiyordu.

Dönüşte, ‘Türk El Sanatlarını Geliştirme, Araştırma, Tanıtma ve Pazarlama’ raporumu, götürdüğüm Milli Eğitim Bakanlığındaki ilgili kişinin, ‘kızım bu işlerle uğraşmaktan vaz geç, başıma iş mi çıkartacaksın’ sözleri meslekte karşılaştığım ilk bürokratik engeldi ve Türk El Sanatları Merkezinin kuruluşunu da yıllarca ileriye bıraktı.”

İLK KADIN GAZETECİ

Taciser Onuk, yaşamında önemli bir yeri olan gazeteci Dr. Nezihe Araz ile tanışmasını da şöyle anlatıyor:

“1976 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Yabancı Devlet Dil Okulundan mezun oldum, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Temsilcisi olarak İngiltere-Londra’ya gönderildim. Havaalanında sayın Dr. Nezihe Araz’la tanışmamızı hayatımın ve kariyerimin dönüm noktası olarak görüyorum. Daha sonra çok iyi dostluk kurduğumuz sayın Araz gazeteci oluşunu şöyle anlatmıştı: Babası Atatürk’ün milletvekili ve yakın arkadaşıdır, Nezihe Hanım yedi yaşında iken Atatürk‘ün ‘kızım sen büyüyünce ne olacaksın?’ sorusunu ‘Annem muallim olmamı istiyor ama ben muharrir olmak istiyorum’ şeklinde yanıtlayınca, Atatürk ‘annen haklı ama sen yine muharrir ol’ diyerek, Türkiye Cumhuriyetinin ilk kadın gazetecisinin de yolu çizilmiş olur.

Sayın Dr. Nezihe Araz’ın bana önemli bir katkısı da şöyle oldu:

İngiltere dönüşü, Kız Sanat Eğitimi Yüksek Okuluna öğretim görevlisi olarak atandım. Yaygın-halk eğitimi kurumlarında beş yıl öğretmenlik yapan, başarılı yetenekli öğrencilere yüksekokul mezuniyeti şansı veren bu okul akademik kariyerimin başlangıcı oldu. Okuma ve araştırmayı seven kişiliğim beni Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümünde yüksek lisansa götürdü. Gönül Göktekin ve Nihat Boydaş arkadaşlarımla gece gündüz derslere devam ederek lisans tamamlamama ve yüksek lisans derslerini bitirdik. Yüksek Lisans Tez Konusu aradığımı söylediğim de Nezihe Araz ‘Amerikalılar gelmiş, iğne oyalarımızı inceliyor, sen de onu seç’ dedi.

TEZ KONUSU, İĞNE OYASI

Gerçekten bir grup Amerikalı araştırmacı, ülkemizde iğne oyaları üzerine çalışma yapıyor ama benim bu konuyu seçmem akademisyenler arasında olay oldu. Üniversite senatosu karıştı, büyük tartışmalar sonunda Ankara Üniversitesi tez konumu kabul etti. Ben çalışmalarımı tamamladım ve yüz kişiden fazla dinleyicinin önünde de sunum yaptım, kabul edildi, böylece İğne Oyaları, halk bilimi, halk kültürü olarak üniversiteye, bilim dünyasına girmiş oldu.

Çalışmalarımı ve koleksiyonumu İş Bankası, Kültür Serisinden kitap yaptı, daha sonra Kültür Bakanlığı ‘Osmanlıdan Günümüze Oyalar’ adlı genişletilmiş bir prestij kitabı çıkarttı.

Böylece, Dünyanın pek çok ülkesi Türk Kadınını; kültürel kimliği, kişiliği, estetik zekâ ve yaratıcılığının en önemli maddi belgeleri olan, iğne oyaları ile tanımış oldu.

Meslek yaşamımda hep, Anadolu kadınına onun el sanatıyla ulaşmaya, özellikle kız çocuklarını yönlendirerek kadının eğitim ve ekonomik alanda güçlenmesine katkıda bulunmaya çalıştım. Çünkü Çağdaş kadın varsa çağdaş toplum vardır, kadın, gelişimin de çağdaşlığın da anahtarıdır. Atatürk’ün öngörüsü ile Türk kadınına zamanın çok ötesinde tanınan hakların günümüzde çağın gerisinde kaldığını görüyoruz. Çağdaş hakları elde etmiş şanslı bir kadın olarak ben de her zaman, Atatürk’e, ülkeme ve aileme borcumu ödeme gayretinde oldum.”

AKADEMİK KARİYER

1985 yılında, resim- süsleme alanında ‘Sanatta Yeterlik’ diploması alarak Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesine öğretim üyesi olarak atanan Taciser Onuk, aynı yıl Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümünde doktora çalışmalarına başlar.

Onuk, doktora çalışmalarını da şöyle anlatıyor:

“Doktora tez konusunu da Osmanlı Çadır Sanatı olarak belirledim, bunlara ulaşacağım tek yer Topkapı Sarayı Müzesi’ne Nezihe Araz Hanımla birlikte gittik. Müdür Bey ellerinde konuyla ilgili hiçbir şey olmadığını söylerken, Nezihe Hanım sert bir dille ‘Kanunî Sultan Süleyman’ın otağını ben elimle getirip koydum’ sözleri ortalığı karıştırdı. Bir gazeteci beyin de gayretleri ile çadırların varlığı ortaya çıktı ama kendileri yok. Ankara –İstanbul arası birkaç kez gidip gelmeler sonunda eşimle dışarıdan kiraladığımız yardımcılarımızla çadırların ve hurçları tozun toprağın içinden çıkartabildik.

Otağların ve çadır parçalarının açılıp süpürüldükten sonra altın işlemeler, süslemeler ortaya çıktığında gözyaşını tutamayan işçilerin halini unutamam.

Çalışmalarımdan sonra o eseler ve güzellikler olması gereken yerlerde korunmaya başlandı. Bu tarihi belgelerin ortaya çıkmasında az da olsa bir katkımızın olması mutlu anılarım arasındır. Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yılı nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı doktora tezimi ‘Osmanlı Çadır Sanatı’ adlı prestij kitabı olarak yayınladı.”

KARAKEÇİLİ’NİN KOLLARI

Orta Asya’dan günümüze Türkmen gelenek, görenek, el sanatları kültürlerini yaşatan Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti Ortak Kültür Projesi de Prof. Dr. Taciser Onuk’un önemli çalışmalarından.

1995 yılında başlayan ve hala devam eden bu projeyi de Onuk şöyle anlatıyor:

“Gazi Üniversitesi Öğretim üyelerinden Yar. Doç. Dr. Feriha Akpınarlı ile gerçekleştirdiğimiz projenin amacı; aynı kökenden gelip ayrı bölgelerde yaşamalarına rağmen aynı ortak kültüre sahip Karakeçililerin ortak değerlerini, el sanatları ürünlerini (kilimlerini) incelemek, özellikle kadın ve aileye ulaşmak, aynı zamanda Türkiye’de ayrı bölgelerdeki Karakeçilileri tanıştırmak, kaynaştırmak sosyal, kültürel ve ekonomik alanda gelişimlerine katkıda bulunmak.

Atatürk’ün 1924 yılında söylediği ve Ali Fuat Cebesoy’un kitabında yer alan, şayet güneydoğu ve Anadolu Bölgelerindeki vatandaşlarımıza Türkçeyi öğretemezseniz ileride başınıza çok önemli sıkıntılar açabilir’ sözünün doğruluğunu gördük. Ne yazık ki, kendi ülkemizde Türkmen kardeşlerimizle tercümanla konuşma ayıbını yaşadık.

Kırıkkale-Karakeçililer ile Şanlıurfa-Karakeçililerin dokudukları kilim motif ve renklerin farklı dillerdeki benzerlikleri, ortak kültür değerlerinin önemini göstermekteydi. Birbirlerini hiç görmeyen aynı kültürün insanları kilim motiflerinde hemen hemen aynı renk ve aynı biçimleri kullanmışlar fakat farklı dillerde ama aynı isimleri vermişler.

Her yıl Mayıs ayında Şanlıurfa ve Eylül ayında da Kırıkkale de yapılan şenlikler ve bilimsel toplantılarda Karakeçili kilimleri ve el sanatlarının yurt içi ve dışına tanıtılması benim için de ayrı bir mutluluk.”

KADIN VE AİLE PROJESİ

Prof. Dr. Taciser Onuk, el sanatları, kadın ve aileye yönelik çalışmalarını da şöyle anlatıyor:

“1991 yılında Sayın Semra Sezer hanımefendinin himayelerindeki, Ulusal Eğitime Destek Projesinde çalışmamız istenildi. Beş uzman öğretim üyesi arkadaşım; Feriha Akpınar, Serpil Ortaç, Deniz Ayda, Saime Küçükkömürler ve Hülya Köklü ile ‘Ankara İli El Sanatları ve Beslenme Kültürü’ projesinde görev aldık.

Ankara Valiliği tarafında seçilen on beş ilçeye her hafta sonu Semra Sezer başkanlığında yaptığımızı araştırmada; Başkentin susuz, bitli pireli köylerinde, hiç okula gitmeyen, Türkçe konuşamayan, eğitimdeki eşitlik ilkesinden yararlanamayan kadınlar bulduk. İl Milli Eğitim Müdürlüğü okuma-yazma kursları açtı, başta sağlık olmak üzere ihtiyaç duyulan konularda, Üniversite kadrolarının katkıları ile seminerler ve uygulamalı çalışmalar yapıldı, el sanatları üzerine yeni boyutlar kazandırılarak üretilip sergilendi ve pazarlanmaya başlanıldı, beslenme kültürü konusunda kurmaya çalıştığımız bir lokanta ne yazık ki son anda gerçekleşemedi. Bu çalışmalar ‘Ankara İli El Sanatları ve Beslenme Kültürü’ isimli kitapta toplandı.

2005 yılında da yine Ankara’da Ulusal Eğitime Destek projesi kapsamında, Üniversite Halk Buluşması adlı özgün bir proje uyguladık. Yerel kalkınma girişimindeki bu projeyle, üniversitelerde üretilen bilgilerin halkla paylaşılması, halka ulaştırılması amacıyla, konferanslar, paneller, sağlık taramaları, tarım ve hayvancılık üzerine uygulamalı programlar gerçekleştirdik, bu projenin devamı da en büyük dileklerimdendir.

1997 yılında İçel yöresindeki el sanatlarını araştırmak, geliştirmek, tanıtmak, Türk kültür ve turizmine kazandırmak amacıyla ‘İçel El Sanatları Araştırma, Geliştirme, Üretim, Eğitim v Pazarlama Projesi’ni başlattık. İçel Valiliğinin katkıları ve Feriha Akpınarlı, Serpil Ortaç ve Özlem Alp isimli üç uzman arkadaşımla, memleketimde, on ilçenin, elli pilot köyünde iki bin aile ve binlerce insanla yüz yüze yaptığımız çalışmadan da olumlu sonuç aldık. Bu proje kapsamında kurulan İÇEV Vakfı, doğal boyacılık atölyeleri oluşturdu, iğne oyaları, yeni tasarlanmış kumaşlar ve kilimler dokutarak pazarlamaya başladı.

‘İçel El sanatları’, ‘Tarsus El Sanatları’ ve ‘Silifke El Sanatları’ da Atatürk Kültür Merkezi yayınları olarak kitaplaşmıştır.”

ATATÜRK’ÜN KIZI

2005 yılında, Atatürk Kültür Merkezince dört yılda bir düzenlenen, Türk Kültür Kongresinin altıncısı, Avrupa Birliği müzakere süreci nedeniyle, ‘Türk Kültürünün Dünya Kültürlerine Etki ve Katkıları’ adıyla düzenlenir, Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile yapılan çağrıya 43 ülkeden 353 bilim adamı katılacak, bildiri sunacaktır.

Atatürk Kültür Merkezindeki son çalışmasını da Prof. Dr. Taciser Onuk şöyle anlatıyor:

“Türk Dünyası, Dünya Üniversiteleri ve kamu kurum ve kuruluşlarımızla başarılı projeler gerçekleştirerek, Atatürk Kültür Merkezi’ni adına yakışır örnek bir bilim kurumu olarak tanıtmaya çalıştık. Atatürk’ün ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’ özdeyişinden yola çıkarak, düzenlediğimiz, ‘Türk Kültürünün Dünya Kültürlerine Etki ve Katkıları’ Kongresinin açılışına bir hafta kala görevden alındım. Ne ilginçtir ki, idari Mahkeme, iki gün içinde karar verdi, Başbakanlığın uygulamasını yanlış bularak beni görevime iade etti.

Altı gün süren kongrede okunan bildiriler ve bunlar üzerine açılan tartışmalar Türkiye, Türk Dünyası ve Dünya Kültür Tarihi açısından önemli sonuçlar ortaya çıkarttı. Başta TRT olmak üzere tüm kanallar yayınlarında kongreye geniş zaman ayırdılar. Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığımıza konuk ülkelerden teşekkür ve kutlama mesajları geldi, meslek hayatımın en mutlu günlerini yaşadım. Atatürk’ümün vasiyeti olan konuda ilk kez kongre düzenlemek bana ve arkadaşlarıma nasip olmuştu. Bu mutluluğu yaşarken, Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer beni makamına davet ederek ‘Hocam çok güzel çalıştınız, aynı güzellikte bir kongre ile kendinize güzel bir jübile yaptınız, sizi tebrik ederim, Bütün dünya Türk Kültürünü ve Atatürk’ü anladı, yeter hocam buraya kadar’ dedi. Ben de hayatım boyunca Atatürkçü düşüncenin bir misyoneri olarak çalıştığımı, kadın ve aile projeleri ile ‘Atatürk’ün kızı’ unvanı aldığımı, az da olsa Atatürk’e borcumu ödediğimi fakat bu yolda çalışmaya devam edeceğimi söyleyerek memuriyetimi noktaladım.”

YAYINLARI

Birçok gazete ve dergide onlarca makalesi yayınlanan, onlarca Ulusal ve Uluslararası bilimsel toplantılara bildiri sunan, birçok kanalda radyo ve televizyon programlarına katılan, TRT’nin birçok kanalında kadın, eğitim, sanat ve toplum konularında danışmanlık üstlenen, bir çok bilimsel ve sosyal kuruluşlara üyeliğinin yanı sıra, Unesco Milli Kültür Komisyonu Üyeliği ve Başkanlığı, Dünyanın en eski bilim kuruluşlarından ICANAS Yönetim Kurulu Üyeliği ve Türkiye Temsilciliği gibi görevlerde bulunan, Prof. Dr. Taciser Onuk; İhsan Hıncer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü, Türkiye Kazakistan Dostluk Ödülü, Maddi Folklor Ürünlerini Derleme ödüllerinin de sahibi. ‘İğne Oyaları- Needleworks’, ’17-18 Yüzyıl Osmanlı Çadır Süslerinde Çağdaş tasarımlar’, ‘ Osmanlı Çadır Sanatı’,’ Osmanlıdan Günümüze Oyalar’ Onuk’un adına yayınladığı kitaplar.

Prof. Dr. Taciser Onuk; F. Feriha Akpınarlı, H. Serpil Ortaç ve K. Özlem Alp ile birlikte, ‘Tarsus El Sanatlar’,’ İçel El Sanatları’, ’Silifke Folkloru’, H. Feriha Akpınarlı ile Şanlıurfa Karakeçili Kilimleri’ ve ‘El Sanatları İmgelerinde Nevruz’ ile Feriha Akpınarlı, Serpil Ortaç, Saime Küçükkömürler, Deniz Ayda ve Hülya Köklü ile birlikte ‘Ankara El Sanatları ve Beslenme Kültürü’ adlı kitapları da hazırladı.