Salgın alarm veriyor

Can PULAK

Koronavirüs, pandemi, covit 19 ne derseniz deyin, dünyanın başına bela olan bu salgın hastalık tırmanışını sürdürüyor.
Baştan iyi yönetilen ama sonradan kontrolden iyice çıkan salgın, ülkemizi ciddi biçimde zorlamaya başladı. Hastalığa yakalananların sayısı da çok artıyor, ölenlerin sayısı da… Hastaneler tıklım tıklım dolu, yoğun bakımlar yetersiz, hastalar eve yollanıyor artık.Kural tanımayan cehalet, önlemleri de etkisiz hale getirince,olanlar oldu işte…
Hükümet de ne yapacağını şaşırdı. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Ama kontrol direksiyonunu elden kaçırdığını hepimiz görüyoruz. Düğünlerde halay çeken,asker uğurlayan, konserlere giden ve maske-mesafe tedbirlerine uymayan insanımızdan şikayet ediyoruz ama,bizi yönetenlerin sorumsuzluğuna ne demeli? Ayasofya’ya yüzbinleri yığıyoruz, Ahlat’ta ve çevresinde kalabalık törenler yapıyoruz,Giresun’da topladığımız büyük kalabalıkların üzerine çaylar atıyoruz.Oldu mu şimdi.? Örnek olması gereken yönetim böyle davranırsa, insanımızdan kurallara uymasını nasıl bekleriz?Zaten artık beklemiyoruz da…
Şimdi asıl korkumuz,yorgun ve bıkkın sağlık personelinin moralsizliği. Onlar canlarını dişine takarak çalışırken, doktorlar peşpeşe can verirken,bizler tüm tedbirleri tepetaklak eden bir davranış sergiliyoruz.Sağlık sistemimiz erozyona uğruyor,doktorlar havlu atarak peşpeşe emekliliklerini isteyip ayrılıyorlar görevden. Rakam verip sizleri daha fazla korkutmayayım ama durum hiç de iyi değil. Görünen köy kılavuz istemiyor. Öyle şehir hastaneleri fotoğraflarıyla avutmayalım kendimizi.Sistem iyi olmadıktan,çökme emareleri gösterdikten sonra,binalar gösterişli olsa ne yazar.
Bunca fedakarlığa rağmen doktorlar ve sağlık personeli, kendilerine yapılan ödemelerdeki haksızlıklardan şikayetçiler.Bir uzman doktorun eline performans dahil ayda 8-9 bin lira ancak geçiyor.Akşama kadar 70-80 hastaya bakıyor.Üstelik ameliyatlara da girenleri var. Böyle bir çalışma temposundan ne doktor nede hasta memnun.Sağlık personeli ise,kendilerine yapılan mali vaadlerin hiçbirinin yerine gelmemesinden yakınıyor. Morali bozuk bir sağlık kadrosuyla,salgının üstesinden nasıl gelebiliriz?
İstikrarsız bir yönetim modelimiz var.Çok sık karar değiştiriyoruz. Rüzgar nereden eserse,ona göre hareket ediyoruz. Salgın hastalıkla mücadelede tüm özel hastaneleri de devreye soktuk. Devlet özellere hasta başına 650 lira civarında bir ödeme yapıyordu.Geçenlerde bunu 44 liraya düşürünce,özel hastaneler korona’lı hastaları kabul etmemeye başladılar. Öyle ya, sadece doktorların giydikleri uzay adamlarına benzer giysileri için 300 lira harcayan hastaneler,buna yakın bir giyim masrafını da sağlık personeli için yapınca,isyan bayrağını çektiler. Doktor ve sağlık personelinin bu kıyafetleri günde enaz iki defa değiştirdiklerini düşünürseniz,ortaya çıkacak maliyetin büyüklüğünü daha kolay anlarsınız.
Yönetim hastalarla mı uğraşsın,sağlam vatandaşların sorumsuzluğu ile mi boğuşsun,bunlar yetmiyormuş gibi çorbaya dönen sistemi kurtarmaya mı çalışsın, kararsızlık içinde bocalıyor.Bir de güvensizlik hakim ortalığa.Salgınla ilgili akşamları televizyonlarda açıklanan resmi rakamlara pek inanan kalmadı.Şehir efsaneleri alıp yürüyor,yok ölen sayısı beş misli fazlaymış,yok çok ölümüz varmış ama hükümet gizliyormuş bunları.Her kafadan bir ses çıkıyor artık.Açık rejim gölgelenince,gerçekler halktan gizlenince,şeffaf yönetim modeli tarihe karışınca,devlete olan inanç da çok büyük ölçüde zaafa uğruyor.
Halktan gerçekleri saklamamak lazım.Halka doğruları anlatmak lazım. Anlatırsak söylentiler kaybolur, şehir efsaneleri ve dedikodular ortadan kalkar. Kolay olanı yapmak varken biz zoru seçiyoruz ve gizli kapaklı yolu tercih ediyoruz.Hasta sayısı fazlaysa fazla,ölü sayısı çoğalıyorsa çoğalıyor. Bunları gizlemek, saklamak gerçeği değiştirmiyor ki..Demokrasi açıklık rejimi diyoruz ama, bu rejimi de siyasi türbanla örterek tanınmaz hale getiriyoruz.Salgın hastalığın üzerine devlet-millet işbirliğiyle gidersek,işin içinden en az zararla çıkarız. Böyle bir işbirliğinin çimentosu, gerçekleri halka tüm açıklığıya anlatmaktır.
Sağlık sistemi tehlikeye doğru dörtnala koşuyor. Öyle şeyler duyuyor ve öğreniyorum ki,üzülmemek mümkün değil.Siz hiç satılık veya kiralık doktor olabileceğini düşündünüz mü?Böyle şey olur mu demeyin, oluyor işte.. Özel hastaneler ihtiyacı olan doktorun kadrosunu Sağlık Bakanlığından değil, bakanlığın da içinde olduğu bir özel kuruluştan parayla satın alabiliyor veya kiralıyor. Kiralayan şirketin adı Nisa Danışmanlık, telefonu da 0-532-7340159. Örneğin çocuk hastalıkları uzmanlık alanının yan dalı olan neonatoloji doktoruna mı ihtiyacınız var, 2 milyon ödeyip alıyorsunuz kadroyu. Plastik cerrahının kadro fiyatı 1 milyon, beyin cerrahının 1,1 milyon, gastroenteroloji 950 bin, Fizik tedavi 600 bin. Hepsinin bir fiyatı var. Aylık kiralıklara gelince, acil tıp doktorunun kadro kirası 4-5 bin TL, neonatoloji 15 bin,gastroenteroloji 10 bin, nefroloji 8 bin, psikiyatri 5 bin, beyin cerrahi 5 bin, plastik cerrahi 5500 TL.
İnanılacak gibi değil ama şirketin adını ve telefonunu da verdim.İnanmayan arayıp sorabilir.Dedim ya,sağlık sistemimizde ciddi bir arıza var.Hala doktor saldırılarının önüne geçemiyoruz.Hala sağlık ocakları sistemini tam oturtabilmiş değiliz.Hala hastanelerimizde hayati doktor açıkları var ve biz tecrübeli ve uzman doktorlarımızın erken emekliliğini bir türlü önleyemiyoruz.Son olarak bir şey söylemek istiyorum, Bodrum’da belediyeye bağlı Gıda-İş şirketinde çalışan bir temizlik personelinin eline,toplu sözleşmelerle 8000 bin lira geçerken, uzman ve tecrübeli bir doktorumuza da 8000 lira veriyorsak eğer, sağlık sistemimizde büyük bir arıza ve çöküntü var demektir. Vakit kaybetmeden bu önemli konunun üzerinde ciddi bir şekilde durmalıyız.