Sanatçı aile; Tuna-Berin Ötenel

Taner DEDEOĞLU / Bu hafta bir sanatçı aile ile Zaman Tüneline gireceğiz. Caz müziğinde saksafon ve piyanoda gösterdiği başarısı dünyaca bilinen Tuna Ötenel ve sanat yaşamına müzikle başlayan daha sonra da Devlet Tiyatroları kadrosuna katılan eşi Berin Ötenel.
Çocuk yaşta babasının orkestrasında müziğe başlayan, caz tutkusu ile konservatuar eğitimini bırakan Tuna Ötenel müzik yaşamını şöyle anlatıyor:
“Babam Ahmetoğlu Cevdet Bey Bulgaristan’da bando şefi ama aynı zamanda futbol oynuyor, kaleci. 1933 yılında maç için geldiği İstanbul’da iltica ediyor. Virtüöz olan babam keman ile kuş sesleri çıkartmakla ünlü olduğu için yakınları soy ad olarak, ‘Ötenel’i almasını önermiş. Annem Belkıs Hanımda müzisyen, Fahri Kopuz’dan ders almış, nota bilen gitar çalan birisi, ben böyle bir ortamda, 1947 yılında İstanbul’da doğmuşum. Bulgaristan’da doğup Türkiye’de denize dökülen Tuna nehrinin de adını vermişler. Müziğe ilgim belli olmuş, kulağımın iyi olduğunu da anlamışlar ve 2.5 yaşımda eve duvar piyanosu alınmış. Daha sonra babam Eskişehir Şeker Fabrikası Orkestrasını kurdu, çocukluğum orada geçti. Orkestranın maskotuydumperkisyon aletleri çalıyordum. Sekiz yaşımdaydım, bir gece düğün var ama baterist gelmedi, babam sen geç dedi, ayakta çalmıştım, yani babamın orkestrasından yetiştim…”

CAZ YASAK
1959 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Piyano bölümü yatılı sınavını kazanan Tuna Ötenel bu dönemi şöyle anlatıyor:
“Hocam Mithat Fenmen olacaktı ama Ferhunde Erkin hocam beni istemiş, onun öğrencisi oldum. Okulda bir kural var, öğrenci caz çalmayacak, velisi de bunu kabul eden bir belge imzalıyor.
Okulda hiç sevilmeyen caz, benim de en büyük tutkum. O zaman, caz parçalarına radyo yayınlarından veya albümlerden ulaşabiliyoruz, ben de her fırsatta çalıyorum. Bunu öğrenen yönetimbeni 1963yılında okuldan uzaklaştırdı…
Babam ile ikili oluşturduk, Ankara’nın diplomatik konukları da olan ünlü Washington Restoranda çalışmaya başladık.Ankara Radyosunda Cumartesi günleri canlı yayınlanan Çocuk Kulübünün piyanisti oldum. ‘Şef Muzaffer Arkan, Piyano Tuna Ötenel’ diye bir anonsu vardı programın, gece sahne çalışmamı etkilemediği için altı yıl sürdü.
Sonra bir dönem geldi, babam kemanıyla ben piyanoyla Sıhhıye Ordu Evinde yemek müziği de yaptık, müzik hayatımı yönlendiren Metin Gürel ile bu dönemde tanıştım. Gürel askerliğini yapıyordu, cazı ondan öğrendim.

CAZI ONDAN ÖĞRENDİM
Askerlik sonrası, Balin Otelde çalışan Metin Gürel orkestrasına girdim. 1968 yılında Gürel bana bir alto Saksafon hediye etmesi ile de tenor ve alto saksafon çalarak isim yaptım. Daha sonra bugün Atakule’nin olduğu yerdeki Amerikan Subay Kulübünün orkestrası olduk.
Metin Gürel’den ayrıldım, Gençlik Parkındaki Göl Gazinosunda Orhan Sezener Orkestrasında çaldım, uzun bir dönem de Feyman Kulüpte çalıştım, daha sonra Şanar Yurdatapan, Atilla Özdemiroğlu, Cezmi Başeğmez gibi müzisyenlerle birlikte Dün, Bugün, Yarın Orkestrasını kurduk. Basgitarda Kudret Öztoprak, piyano ve saksafonda ben ve davulda Erol Pekcan ile grup olduk. Bu üçlü Türkiye’nin ilk caz uzunçaları ‘Caz Semai’yi yaptı. Albüm, anonim bir halk türküsü olan ‘Ali’yi gördüm Ali’yi’ ve benim bestelerimden oluşuyordu.”


YURTDIŞI ÇALIŞMALARI
Tuna Ötenel müzik yaşamının bu döneminde yurtdışına açılır. HerbieHancock, Benny Carter, Harry ‘Sweets ‘ Edison, KarynKorg, Hilton Ruiz, Buster Williams gibi dünyaca ünlü müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşır. Besteci ve Aranjör Tuna Ötenel, piyanonun yanı sıra bateri, kontrbas ve saksafon çalarak, yurt içinde olduğu gibiAvrupa’da da birçok festival ve kulüpte sahneye çıkar.Caz dünyasında adından söz ettiren sanatçı bu dönemi de şöyle anlatıyor:
“Okay Temiz ve neyzen Aka Gündüz Kutbay’la Avrupa turnesi yaptık. İsveç’te yaşayan trompetçimiz Muvaffak Falay’la çaldım. Modern Folk Üçlüsünün yurtdışı konserlerinde yer aldım. Okay Temiz’in ‘Zikir’ albümünde çaldım. 1987-89 yılları arasında da Süheyl Denizci yönetimindeki TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nda solist olarak çalıştım.
1995 yılında kendi bestelerimden oluşan ‘Sometimes’ albümümü ünlü kontrbasçı Pierre Michelot ve davulda PhilippeCombelle ile birlikte hazırladık. Jazz Dergisi okurları tarafından ‘Yılın Caz Albümü’ seçilen ‘L’Ecume De Vian’, Türkçe adı ‘Vian Köpüğü’ olan albümü 1998 yılında çıkarttık. 2000 yılında Pierre Michelot ve PhilippeCombelle ve trombon da Raul De Souza ile Fransa’da ‘Voyageur’ albümünü yaptık. Bu albüm firmalar arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz Türkiye’de satışa sunulamadı.
2005 yılında, Neşet Ruacan, İmer Demirer, Kürşat And ve Ateş Tezer ile ‘How Much Do YouLove Me?’ adlı albümü çıkarttık. Kuşadası ‘Üç Boğa Caz Kulübü’nde çaldım, bu ekiple düzenlediğimiz Caz Festivalinde görev aldım.”

KESİŞEN YOLLAR
Ankara’nın ünlü gece kulübü iki sanatçının yolarını kesiştirir. Feyman Kulüpte sahne alan Berin ve Tuna, ‘Ötenel’ soyadı altında birleşirler. Tek çocukları Meriç, Devlet Opera ve Balesinde Trombon sanatçısı, eşi Gülsüm Sürmen de piyanist.
Berin Ötenel de ortaokulda duyduğu konservatuar sözcüğünün peşinden giderek sanat dünyamız kazandığı bir isim. Sanatçı, Burdur’da başlayan serüveni de şöyle anlatıyor:
“Babam subay Mehmet, annem ev kadını Zahide Süngü, ben 1947 yılında İstanbul’da doğmuşum. İstanbul Nişantaşı’nda oturuyoruz, dört çocuğun en küçüğüyüm, yaşım gereği biraz aktifim. Teyzemin de çocuğu yok, sanıyorum beni bu muhitten uzaklaştırmak için onun yanına gönderdiler. Ortaokulu Burdur’da okudum. Ortaokul ikinci sınıftayım, yılsonu müsameresine çalışıyoruz, öğretmenim beni beğenmiş ki; ‘sen konservatuarı düşün’ dedi. Bu konuda hiçbir bilgim yok ki; ‘o nedir? Hocam’ dediğimde ‘orası sanat okuludur, orada oku ve okumuş bir tiyatrocu ol’ cevabını aldım.
Bu fikir bende gelişmeye başladı, lise birinci sınıfta sene kaybım oldu, ben ‘konservatuar’ diyorum babam ‘hayır’ diyor, evde ortam gergin. Annem, arkadaşı tiyatro sanatçısı Muzaffer Gökmen’e ulaşıyor, beni gizlice Ankara’ya sınava getirdi. Muzaffer Bey, Mahir Canova’yı arıyor ve ‘bak, beğenirsen çalıştıralım’ diyor. Mahir hoca beni beğeniyor ve çalıştırması için yeni mezun Işık Yenersu’ya teslim ediyor.
1964 yılında okul sınavını yatılı olarak kazandım, bu sefer de babam kızım evden gidecek diye ağlamıştı! Yücel Erten,Işıl Yücesoy, Enis Fosforoğlu, İstemi Betil, Cihan Ünal dönem arkadaşlarım, haylazım ama çok başarılı bir öğrenciyim.”

İSTANBUL GÜNLERİ
Berin Ötenel, eğitim dönemi sonunda hiç beklenmedik bir sonuçla konservatuardan ayrılır ve baba ocağına, İstanbul’a döner. Ama artık sahne onun yaşam alanı olmuştur, kader onu yine usta bir sanatçıya götürür. Ötenel, Yıldız Kenter ile tanışmasını şöyle anlatıyor:
“Tiyatro benim ruhuma işlemiş, İstanbul’da Yıldız Kenter’in okuluna devam ettim.O muhteşem insan bana çok yakın oldu, Mustafa Alabora, Erdal Özyağcılar’ın sınıfına verdi. Burada da çok şey öğrendim Melih Cevdet Anday’ın öğrencisi olma şansını yakaladım ve ülke çapında ünlü özel tiyatrolarda çalıştım. Genco Erkal, Nisa Serezli gibi ustalarla aynı sahneyi paylaştım. Bu dönemde şarkı söylemeye başlamıştım, Ankara’ya geldim.Playboy Gece Kulübünde Doruk Onatkut Orkestrası solisti oldum, kısa bir süre çalıştığım Feyman Kulüpte de Tuna ile tanıştık.


TİYATROYU HİÇ UNUTMADIM
Evlendikten sonra müziği bıraktım, değerli sanatçı kadroları, muhteşem seyircileri olan Ankara Sanat ve Çağdaş Sahne’de çalıştım. Yaz Misafirleri, Asiye Nasıl Kurtulur, Nazım gibi oyunlarda rol aldım.
Televizyon hayatımıza girmeye başlamıştı, ilk dizisi ‘Sinekli Bakkal’da Rabia rolünü oynadım. ‘5 Dakika’, ‘Buyurun Bakalım’ gibi birçok program ve filmde ekrana geldim, sayısız seslendirme yaptım. Yıllar sonra tekrar konservatuar sınavına girdim, dışarıdan devam etme hakkını kazandım. 1979 yılında konservatuar diplomamı aldım, Devlet Tiyatroları kadrosuna girdim fakat Bursa, Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosuna atadığım için ayrıldım.
Bu dönemde yaşanan askeri harekât ile birçok sanatçı da tiyatrodan emekli edilmişti, o ustalarla Ankara’daki özel tiyatrolarda çok güzel oyunlarda rol aldım.Burada oynadığım oyunları, arkadaşlıkları, oyunların mesajlarını özlüyorum…
Sadece yazar olarak değil yönetim olarak da tiyatroya çok şey bırakan Turgut Özakman’ın Genel Müdür olmasıyla, 1983 yılında girdiğim Devlet Tiyatrolarında da; şu anda aklıma gelen,‘Ölümsüzler’, ‘Deli Dumrul’, ‘Ellerimin Arasındaki Hayat’, ‘Soruşturma’ ve beş yıl süren ‘Azizname’ gibi oyunlarda rol aldım.
Tuna ile can dostumuz Rüştü Asyalı ile televizyonda birçok yapımda birlikte olduk. Onunla televizyona son çalışmamız da, 2005 yılında TRT 2 de yayınlanan, Mustafa Şerif Onaran, Talat Halman ve Hilmi Yavuz ile birlikte yaptığımız ‘Önce Şiir Vardı’ adlı program oldu.”
Tuna Ötenel, doktorunun deyişiyle ‘basit’ bir ByPass ameliyatı için narkoz alır. 2010 yılında Kuveyt konseri öncesindeki bu ameliyat sonrasında ikinci bir kanama yaşanır ve sanatçı felçli olarak gözlerini açar.Uzun ve zor günleri de birlikte atlatan Ötenel çifti, şimdi yine eski günlerinde olduğu gibi el eleler ve emekliliklerini yaşıyorlar…