Sayar: Çuval çuval Agatha Christie romanları okurdu

Halide Edip Adıvar'ın tek torunu Ömer Sayar

Türkiye’nin siyasi ve edebi tarihinde önemli yer tutan yazar, çevirmen, aktivist, feminist ve hatip Halide Edip Adıvar’ın bilinmeyen yönlerini, tek torunu Ömer Sayar 24 Saat gazetesine anlattı. Röportajımızın ikinci kısmında, 13 yıl Halide Edip Adıvar’la yaşayan Sayar, büyükannesinin bilinmeyen yönlerini anlatıyor…

SULTAN YAVUZ – Kurtuluş Savaşı yıllarında mücadeleye önderlik eden isimlerden Halide Edip Adıvar’la ilgili ortaya atılan iddialardan biri de, onun iktidar cephesinden ölümle tehdit edildiği ve sürgüne yollandığı ya da kaçmak zorunda bırakılmasıdır. 1925 yılından 1939’a kadar eşiyle birlikte yurt dışında yaşayan Adıvar, bu süre zarfında Paris, Amerika ve Hindistan’da çalışmalarını sürdürecek, konferanslar verecek ve kitaplar yazacaktır. Kendisine yöneltilen “mandacılık”, “hainlik” gibi suçlamalara cevap olarak İngilizce “Turkish Ordeal” (Türkün Ateşle İmtihanı)’nı ve yurt dışında çok okunan “Sinekli Bakkal” romanını da yazacaktır.
Hayatının yurt dışındaki bölümümün dört yılını İngiletere, 10 yılını da Fransa’da geçiren Halide Edip için, torunu Ömer Sayan şunları söylüyor:
“Büyükannem sürgünde değildi, kaçmamıştı da… Eğer öyle olsa 1935 yılında torununu görmek için Türkiye’ye gelmezdi. Atatürk’le arasındaki büyük çatışma 1927 yılında Nutuk’la başlıyor. Yurt dışında önce radyodan dinliyorlar, 1928’de de zaten kitap olarak basılıyor. Nutuk okunurken büyükannem çok alınıyor. Hatta beraberindeki eşi Adnan Adıvar ve Rauf Orbay da… Hâlbuki Nutuk’ta Halide Edip aleyhinde tek kelime yok, sadece mektubu belge olarak konulmuş. Herkesin yazdıkları var içinde zaten… Fakat üçü de bu duruma alınıyor ve cevap veriyorlar. Halide Edip, Atatürk için ağır ithamlar kullanarak “Türkün Ateşle İmtihanı”nın birinci cildini İngilizce yazıyor. Atatürk için ‘diktatör’ ve ‘acımasız’ ifadelerini kullanıyor. Fakat Atatürk buna aldırmıyor, zaten devrimlerle meşgul o sırada. Fakat basında korkunç bir neşriyat başlıyor büyükanneme karşı, hatta bazen bel altı yazılar da yer alıyor. Halide Edip’e sürekli ‘mandacı’ deniyor, üstünden dokuz yıl geçmiş ama bu ihale Halide Edip’in üstüne yıkılmış.
Aslında yurt dışı, büyükannemin en verimli yılları oluyor. Yurt dışında kapış kapış satılan Sinekli Bakkal, Türkün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev dışarıdayken yazılmış. Amerika’da iki kere konferans vermiş, tüm dünya Türkiye’den böyle bir kadın çıktığını görmüş. Mahatma Gandhi ile dostluk kurmuş. Hatta ben mesleğim nedeniyle Hindistan’a gittiğimde, Gandhi’den sonra devlet başkanı olan İndira Gandhi ile görüştüm ve büyükannem ile yakın olduklarını söylemişti.”
Türkiye’ye dönüş ve bağımsız milletvekilliği
Sayar, İsmet İnönü’nüyü tanıma fırsatı bulduğunu ve kızı Özden Toker ile dostluğu olduğunu kaydederek, İnönü’ye dair şu cümleleri kuruyor:
“İsmet Paşa’ya ‘kinci’ derler ama bence vefalı, zaten iki özellik de unutmamaya dayalı. İsmet Paşa geri dönen herkesi Türkiye’nin potasına soktu. Adnan Adıvar’ı İslam Ansiklopedisi’nin başına koydu, kolej mezunu olmasına rağmen büyükannemi İngiliz Filolojisi kürsüsünün başına geçirdi. Kâzım Karabekir’i Meclis Başkanlığı’na, Rauf Orbay’ı ise İngiltere Büyükelçiliği görevine getirdi.
Buna rağmen 1950 yılında, sırf CHP düşsün diye, büyükannem bağımsız da olsa vekillik koydu ve bir dönem yaptı da. Fakat Demokrat Parti iktidara gelince, gericilik de kıpırdanmaya başladı. Büyükannem, Atatürk’ü tanrılaştırmaya karşıydı, eşi Adnan Adıvar karşı çıktıysa da, o yine de Meclis’e gidip konuşma yaptı ve hem muhalefet hem de iktidar tarafından eleştirildi. Hatta sıralara vurarak protesto ettiler ve Halide Edip, seçime doğru adaylığını koymayacağını açıkladı. Neden ayrıldığını yazdığı ‘Vedaname ‘yazısı ise çok dikkat çekicidir, çünkü Demokrat Parti’nin başına neler geleceğini bir kâhin gibi yazmıştı. Halide Hanım’ın bir küskünlüğü yoktu, Özden Hanım’la konuşuyoruz da, Ankara’dayken hep görüştüklerini anlatıyor.”
“Büyükannem çok geçimsizdi”
Sayar, Halide Edip’in anlaşması zor bir karaktere sahip olduğunu ve bu nedenle de zorluk yaşadığını belirtiyor. Sayar buna ilişkin de şunları söylüyor:
“Aslında büyükanneme Milli Eğitim Bakanlığı verilebilirdi ama verilmedi, çünkü çok geçimsizdi. Kimseyi dinlemediği, sadece kendi dediği olsun istediği için de onun için en iyi iş üniversiteydi. Mesela Mina Urgan, kitabında hem övüyor hem de ‘Öyle bir kadındı ki, kimseyi dinlemez, edebiyatı da bilmez, düzeltince de kızardı’ diyor. Aynı şekilde Haldun Taner de geçimsizliğine işaret ediyor. Bana kalırsa, büyükannemin yaptığı en isabetli iş Adnan Adıvar’la evlenmesiydi. Başka biriyle yapamazdı.
İsmet Paşa onu üniversitede görevlendirdiğinde ise ilk dersinde tüm dünya basını kendisini izliyor ve İngiltere’den gelen heyet, Shakespeare konusundaki bilgisinden çok etkileniyor. Fakat biz çocukları ve torunları Salih Zeki’nin matematik yüklü genlerini alsak da, Halide Edip’ten nasibimizi almamışız. Matematikçi, mühendis, doktor var ama tarihçi ya da edebiyatçı çıkmadı.”
Alışkanlıkları…
Halide Edip’in hep eski Türkçeyle yazdığını söyleyen Sayar, el yazısının çok okunaksız ve sayfa düzeninin biçimsiz olduğunu ifade ediyor. 1954’ten sonra hep defterine yazdığını ve sonra daktilo ettirdiğini belirten Sayar, büyükannesinin sürekli hokka ve mürekkepli kalem kullandığını söylüyor. Kendi alışkanlıklarını ömrünün sonuna dek değiştirmeyen ve başkalarına da bunu aktaran Sayar, büyükannesini ilk görüşünü şöyle anlatıyor:
“Kapıdan girdik, siyahi bir kalfası vardı, bizi karşıladı. Sonra büyükannem geldi, kavanoz camı gibi gözlükler, sıkı bir topuz. ‘Nasılsın küçük?’ dedi. Ertesi gün Galatasaray’a gittik, müdürümüz Behçet Güçer ‘Hanımefendi, bu çocuğa bir dolma kalem lazım’ dedi. ‘Ben mürekkep hokkasıyla yazıyorum, o da yazar’ dedi ve 41 kişilik sınıfta tek hokkayla yazan ben oldum. Galatasaray’da lakapla bilinirsiniz, ilk dersin sonunda benimkini de ‘hokka’ koydular.”
Sigara bağımlısı olan Halide Edip’in parmakları sararmasın diye ağızlık kullandığını aktaran Sayar, ellerine çok dikkat ettiğini, manikürü ihmal etmediğini ve sürekli şeffaf cila kullandığını belirtiyor. Sigara alışkanlığını şöyle anlatıyor:
“Ellerine şeffaf oje sürerdi, kırmızı oje sürenlerle de dalga geçerdi. Bir de sigaradan dolayı, beyazlamış olan saç dipleri sararıyor diye çivit sürerdi. Bu alışkanlığı İngiltere’de edinmiş. Çamaşır beyazlatıcısı olan mavi çivit, bu sarılığı geçirirdi ama hafif de mavilik yapardı. Yıllar sonra İngiltere’den Isabelle Fry gelince, onun da saçının aynı olduğunu görmüştüm. Büyükannem saçını hep ortadan ayırır ve küçük ceviz büyüklüğünde alttan topuz yapardı. Saçı açık hiç görmedim, odasında yapar, öyle çıkardı ve dışarı çıkarken mutlaka başörtüsü takardı. Dini amaçlı değil de, ‘yaşlı insan takmalı’ diye düşünürdü.”
Kitap okumayı çok seven Halide Edip’in en çok polisiye okuduğunu ifade eden Sayar, “Çuval çuval Agatha Christie okurdu. Hatta ondan kalan bir çuval kitap da bendedir. Fakat okuma şekli farklıydı; başladığında önce 15 sayfa, sonra da son 15 sayfayı okur, geri kalanı ise sonra bitirirdi. Bunun nedenini ise ‘Meraktan uykum kaçıyor’ diye anlatırdı” diyor.
İkinci eşi Adnan Adıvar ile yurt dışında ekonomik olarak bir süre çok sıkıntı çektiklerini söyleyen Sayar, Adnan Bey’in daha sonra Paris’te öğretmenlik işi bulduğunu ve dönemin ünlü düşünürlerine hocalık yaptığını belirtiyor.
Tek torunu olan Ömer Sayar, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra babasının matematikten kaynaklı Sayar’ı aldığını ve bu nedenle de soyadlarının tutmadığını ifade ediyor.
Anadolu’da tarih boyunca etkili on kadın arasında
Sayar, büyükannesinin Türkiye’de iz bıraktığını ifade ederek, hemen her şekilde Halide Edip okulu olduğunu, Ankara Çankaya’daki okulu ise kendisinin yaptığını memnuniyetle dile getiriyor. Pek çok cadde ve spor kulübüne de isim veren Adıvar’dan etkilnenen torunu Ömer Sayar, büyükannesine dair yaşadığı bir olayla özetliyor:
“2014 yılında Hollanda’dan bir heyet geldi ve karı koca küratörler Anadolu’da tarih boyunca etkili olmuş 10 kadının sergisini yapmaya karar vermişler. Kibele’den başlıyor ve en son büyükannem Halide Edip ile sona eriyor. Beni de davet ettiler ve çok gururlandım. Büyükannem, eşi Adnan Bey ile çok tartışırdı ama öldüğünde yasa boğulmuştu. Uzun lafın kısası, bu dünyadan eksisiyle, artısıyla, günahıyla, sevabıyla bir de Halide Edip geçti…”
Halide Edip Adıvar 9 Ocak 1964’te 80 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, ardında onlarca eser ve mücadeleyle geçen bir yaşam bırakmıştır. Sanatı ve hayatıyla her zaman dikkat çeken Edip, “Kadının adı var” cümlesinin yaşamış bir örneği olarak başta kadınlar olmak üzere herkese ilham vermeye devam ediyor.