Seçim sistemleri…

Metin TÜRKYILMAZ- Seçim demokrasinin en önemli olmazsa olmaz araçlarından biri. İsviçre’nin Appenzell Innerrhoden (nüfusu 16 bin) ve Glarus (nüfusu 39 bin) gibi iki kantonunda halen uygulanan, geçmişte eski Yunan’da en iyi örneğini Atina şehir devletinde gördüğümüz ama uygulanabilmesi için nüfusun 40-50 bin kişiyi geçmeyeceği bir yapıda olması gereken, doğrudan demokrasiyi saymazsak tabii…

Tek dereceli, iki dereceli, nispi temsil, dar bölge, liste usulü çoğunluk, milli bakiye, D’Hondt, barajlı, çifte barajlı, barajsız, kontenjanlı seçim gibi çok sayıda sistemin uygulandığı ve çoğunun ülkemizde denendiği seçim sistemleriyle halkın tercihi doğrultusunda, iktidar oluşturulmaya çalışılıyor.

Öncelikle hiçbir seçim sisteminin mükemmel olmadığını, her sistemin avantaj ve dezavantajları içinde taşıdığını belirtmekte fayda var.

Doğrudan demokrasi

Halkın temsilcilerini seçerek, onların aracılığıyla yönetime katılmasına temsilci demokrasi diyoruz. Eski Yunan şehir devletlerinde veya İsviçre’nin bazı kantonlarında halkın doğrudan yönetime katılması uygulamasına ise doğrudan demokrasi tabirini kullanıyoruz. Doğrudan demokrasi de vatandaşlar (eski Yunan’da sadece erkek vatandaşlar) belli bir alanda toplanır ve doğrudan oylamayla kararlar alır.

Temsili demokrasi

Temsili demokraside halk, belli dönemlerde seçim yoluyla temsilcilerini seçer, temsilciler ülkeyi yönetir. Milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı demokrasiye temsili demokrasi diyoruz.

Tabii demokrasi zamanla günümüzdeki halini aldı. Erkek, kadın bütün vatandaşların, tek dereceli sistemle, eşit oylarıyla yönetimi oluşturmaları ancak 20. yüzyıl ürünü bir demokrasi uygulamasıdır. 19. yüzyılda vergi verenler ve erkekler oy kullanabiliyordu. Ülkemizde kadınların yerel seçimlerinde oy kullanması 1930’a, genel seçimlerde oy kullanması 1934 tarihine dayanıyor.

Kadınlar ilk olarak 1776 yılında ABD’nin New Jersey eyaletinde seçme hakkını kazansalar da bu hak onlardan 1807 yılında geri alındı. Güney Pasifik’te İngiliz sömürgesi Pitcairn adası 1838 yılında kadınlara seçme seçilme hakkı tanıdı. Bu hakkı tanıyan ilk ülke 1894 yılında Avustralya’dır. Avrupa’da bu hakkı tanıyan ilk ülke ise 1906 tarihinde Finlandiya’dır. Kadınlar, Fransa, İtalya, Belçika’da 1944, Hindistan’da 1950, İsviçre’de 1971, Lihchtenstein’de 1984, Afganistan’da 2003, Kuveyt’te 2005 tarihinde seçme seçilme hakkını elde edebildiler.

Tek dereceli, iki dereceli seçim sistemi

Tek dereceli seçim sistemine ulaşmak zamanla oldu. 19. yüzyılda seçmenler özellikle milletvekili seçimlerinde ikinci seçmenleri seçiyorlardı. İkinci seçmenlerin oyuyla temsilciler belirleniyordu. Bu sistem aslında bize yabancı değil. Sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında, partilerde uygulanan delege sistemi iki dereceli seçime iyi bir örnek. Üyeler ilk delegeleri seçer, delegeler yönetimi belirler.

Osmanlı ve Cumhuriyetin 1946 yılına kadarki bölümünde yapılmış seçimlerde iki dereceli seçim sistemi uygulandı. Bu sistemde, kendilerine müntehib-i evvel yani ön seçmen denen seçmenler, kendilerine müntehib-i sani yani sonraki, ikinci seçmen denen ikinci seçmenleri seçmekteydi. Müntehib-i saniler, milletvekillerini seçiyorlardı. Bu seçim sistemi hala ABD başkanlık seçimlerinde uygulanmaktadır. Eyaletlerde seçmenler, eyaletlerini seçiciler kurulu adı verilen bir kurultayda temsil edecek üyeleri seçerler. Seçimlerden sonra bu seçiciler kurulu toplanarak asıl başkan ve başkan yardımcısının seçimini yaparlar. Her eyaletin seçiciler kurulundaki üye sayısı o eyaletin Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin toplamına eşittir. Ayrıca başkent Washington bölgesi seçiciler kuruluna en az üye gönderen eyalete eşit sayıda üye gönderir.

Tek turlu, iki turlu seçim sistemi

İki turlu seçim sistemi, bizde en son Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle uygulama olanağı buldu. Bu sistemde, seçime giren adayların belli bir oranda oy alması, örneğin yüzde 50 artı bir, istenir. Bu oyu bulan aday seçimi kazanır. Hiçbir aday yüzde 50’yi geçemezse, hemen ardından örneğin 2 hafta sonra yeni bir seçime gidilir. Ancak, burada aday olanların hepsi seçime giremez. Örneğin, en fazla oy almış iki aday seçime girer ve en fazla oyu alan aday seçilir.

Eşit ve gizli oya, açık tasnife dayalı, tek turlu seçim sistemi demokratik gelişimle elde edilmiş bir haktır. En adaletsiz seçim sistemlerinden biri tek turlu liste usulü çoğunluk sistemidir. Ülkemizde 1946, 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde uygulanmıştır. Burada seçim bölgesi çok geniş, il bazında tutulur. İlde en çok oyu alan parti, ildeki bütün milletvekilliklerini kazanır. Örneğin İstanbul’da 88 milletvekili var. 9 milyon geçerli oy kullanıldı diyelim. A partisi 3 milyon, B partisi 2 milyon 990 bin, C partisi 1 milyon, D partisi 0,5 milyon, diğer partiler ise 1 milyon 490 bin oy aldılar. Bu durumda B partisinden sadece 10 bin oy fazla almış A partisi 88 milletvekilinin tamamını alır, diğer partiler bir tane bile milletvekili çıkaramaz.

Dar bölge seçim sistemi

Dar bölge seçim sistemi, İngiltere’de uygulanan seçim sistemidir. Bu sistemde ülke, seçilecek milletvekili sayısı kadar bölgelere ayrılır. Her bölgede bir milletvekili seçilir. İngiltere’de dar bölgenin tek turlusu uygulanmaktadır. İyi tarafı seçmen, seçtiği milletvekili yakından tanır. Parti merkez yönetiminin hegemonyası olmaz. Bazen, seçmenin takdir ettiği milletvekilleri partilerine rağmen veya bağımsız olarak seçimleri kazanırlar. Kötü tarafı, sistem iki parti dışındaki partilere hayat hakkı tanımaz. İngiltere İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti dışında uzun yıllardır iktidar olan başka parti bulunmamaktadır. Sistem bizdeki muhtar ve belediye başkanı seçimlere benzer.

Nispi temsil

Nispi temsil veya oransal temsil sistemi, partilerin aldıkları oy oranında temsili sistemidir. Baraj gibi temsili sınırlayan hiçbir unsur yoktur. Bunun sonucunda, partiler, aldıkları oy oranına göre parlamentoda milletvekiline sahip olurlar. İyi tarafı her görüş ve düşüncenin parlamentoda temsilini sağlar. Kötü tarafı çok sayıda partinin meclise girmesine neden olur. Çok sayıda partiyle parçalanmış mecliste güçlü hükümetler kurulamaz. Yönetimde istikrar sağlanamaz. Koalisyonlarda öyle bir hal ortaya çıkar ki koalisyonda yer alan ve koalisyona aday çok küçük partiler, güçlerinin çok ötesinde iktidarda güç elde ederler. İktidarı kurmak isteyen büyük partiler, birkaç milletvekili olan partilere büyük tavizler verirler. 1970’li yıllarda bunun örnekleri Türkiye görülmüştür.

Milli bakiye veya ulusal artık seçim sistemi, nispi temsil ile beraber kullanılan ve oyların mecliste en adaletli biçimde temsilini sağlamayı amaçlayan seçim sistemidir. 1965 yılında ülkemizde uygulanmıştır. Öncelikle seçim bölgelerindeki milletvekili sayıları nispi temsil sistemine göre bulunur. Partilerin seçim çevrelerinde milletvekili çıkarmalarının ardından kalan artık oyları toplanır. Açıkta kalan milletvekili sayısına bölünerek milli seçim kotası bulunur. Her partinin elindeki artık oy, milli seçim kotasına bölünerek kalan milletvekilleri dağıtılır.

İyi tarafı hemen hiçbir oy boşa gitmez. Mecliste temsil olanağı bulur. Sistem, temsilde adaleti sağlar. Fakat, yönetimde istikrar için aynı şey söylenemez. Partilerin tek başına iktidar olabilmeleri için çok yüksek oy almaları gerekir. Nitekim, 1965 seçimlerinde, Adalet Partisi yüzde 52,87 oy almasına rağmen, 450 milletvekilinden sadece 240’ını alabilmiş ve hükümeti kurabilmiştir. Buna karşın sadece yüzde 2,97 oy alan Türkiye İşçi Partisi 15, yüzde 2,24 oy alan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 11 milletvekili çıkarmıştır.

D’Hondt seçim sistemi

D’Hondt seçim sistemi, Belçikalı hukukçu ve matematikçi Victor D’Hondt tarafından 1878 yılında tasarlanmıştır. Nispi temsil sistemidir. Türkiye’de, 1965 Milletvekilliği Genel, 1966 Milletvekilliği ara seçimleri dışında, 1961 yılından bu yana uygulanmaktadır. Halen yürürlükte olan seçim sistemidir. Türkiye’nin yanı sıra ülkelerin çoğunda da D’Hondt sistemi uygulanmaktadır.

Bu sistemde, bir seçim çevresinde her partinin aldığı oy toplamı, sırasıyla 1’e, 2’ye, 3’e, 4’e, 5’e, 6’ya, 7’ye, 8’e, 9’a, 10’a veya daha fazlaya, yanı tüm milletvekillerinin dağılımını sağlayacak, o seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Bölümlerden elde edilen paylar, parti farkı gözetmeksizin, büyükten küçüğe doğru sıralanır. Milletvekillikleri bu sıralamaya göre partilere verilir. Birinci pay hangi partininse o partiye, ikinci pay hangi partininse oy partiye olmak üzere tüm milletvekillikleri dağıtılıncaya kadar, örneğin İstanbul 1 ve 3’ncü bölgede 31 milletvekilliği çıkarılacağı için 31’nci paya kadar işlem devam edecek.

D’Hondt seçim sisteminde, 300 bin geçerli ol olan bir ilde dört milletvekilliği çıkarılması üzerine bir örnek verirsek, sistem şu şekilde işliyor:

Buna göre milletvekilleri şu şekilde dağıtılıyor:

1. Milletvekilliği 105.000 A Partisi

2. Milletvekilliği 90.000 B Partisi

3. Milletvekilliği 60.000 C Partisi

4. Milletvekilliği 52.500 A Partisi

Buna göre 4 milletvekilliğinin 2’sini

A, 1’ini B, 1’ini C partisi çıkarıyor.

Seçim barajı, çifte baraj

12 Eylül 1980 askeri darbesi, seçim sistemini, ülkedeki istikrarsızlığın temel nedeni olarak gördüğü koalisyonlardan kurtulmak, güçlü iktidarlar yaratmak ve işin özünden bir merkez sağ, bir merkez sol gibi iki partili bir sisteme zorlamak için barajlı D’Hondt sistemini getirdi. Barajı da yüzde 10 gibi dünyanın hemen hiçbir ülkesinde uygulanmayan çok yüksek bir seviye olarak belirledi.

Tabii barajlı D’Hondt sisteminde, yukarıdaki örnekte örneğin A ve B partisi dışındakiler ülke barajı olan yüzde 10’u geçemezlerse milletvekili dağılımı şöyle gerçekleşiyor:

1. Milletvekilliği 105.000 A Partisi

2. Milletvekilliği 90.000 B Partisi

60.000 (C Partisi Baraj Altı)

3. Milletvekilliği 52.500 A Partisi

4. Milletvekilliği 45.000 B Partisi

Buna göre 4 milletvekilliğinin

2’sini A, 2’ini B partisi çıkarıyor.

Ayrıca çifte baraj vardı. Bir yüzde 10 ülke barajı bir de seçim çevresi barajı. Seçim çevresi barajı olarak da o seçim çevresindeki milletvekili sayısına bölünmesiyle bulunuyordu. Örneğin üç milletvekili çıkan bir seçim çevresinde baraj 100/3=33,33 yani yüzde 33,33’dü. Bu oyu alamayanlar milletvekili çıkaramıyorlardı. Nitekim 1984 seçimlerinde, Anavatan Partisi sadece 2 aday gösterdiği ve 3 milletvekili çıkaran Bingöl’de, diğer partiler yüzde 33,33’lük barajı geçemediği için üç yerine iki milletvekili seçilmiş ve Meclis, 400 milletvekili yerine 399 milletvekiliyle toplanmıştı.

Kontenjanlı, tercihli sistem

Bir seçim çevresinde en fazla oyu alan partiye ilk milletvekilliğini verme ve milletvekilliği dağılımını bundan sonra başlatma gibi kontenjanlı, tercihli sistemle, seçmene, oy kullandığı partinin milletvekili sıralamasını değiştirme hakkı verme gibi çok değişik seçim sistemleri de uygulanmaktadır. Ayrıca, kadınlara yönelik kontenjanlar da bulunmaktadır. Nitekim, bu uygulamalar Türkiye’de de denenmiş ve denenmektedir. Bazı ülkelerde azınlıklara yönelik kontenjanlar da uygulamaktadır.

7 Haziran 2015 seçimlerindeki uygulama

7 Haziran 2015 seçimlerinde, geçmişte olduğu gibi barajlı D’Hondt dediğimiz seçim sistemiyle milletvekillerini ve dolayısıyla iktidar ve muhalefeti seçeceğiz. İstanbul 3, Ankara ve İzmir iki seçim çevresinde oluşuyor. Diğer illerin tamamı tek seçim çevresinden meydana geliyor. D’Hondt sistemi halkın tercihlerini parlamentoya iyi yansıttığı için tutulan bir sistem ama yönetimde istikrar için baraj da gerekiyor. Yüzde 10 barajı, son derece adaletsiz bir sistem. AB ülkelerinin hiçbirinde baraj yüzde 5’i geçmiyor. Bazı AB ülkelerinde ise baraj yok. Avrupa’da Türkiye’nin dışında en yüksek barajı Rusya uyguluyor. Rusya’da bile yüzde 7 barajı uygulaması var.

Barajın yönetimde istikrar getirdiği açıktır. Bu nedenle çoğu ülke, az ya da çok bir baraj uygulamaktadır. Yalnız, barajın oranı çok önemlidir. Yüzde 10 çok yüksek bir orandır. Almanya’da bu oran yüzde 5’dir. Çoğu ülke yüzde 3 oranı uygulamaktadır. Yönetimde istikrar ve temsilde adalet için baraj, yüzde 5 veya yüzde 3’e çekilmelidir. Hem mümkün olduğunca siyasi düşüncelere TBMM’de temsil hakkı tanınmalı hem de yönetimde istikrar bozulmamalıdır. Tabii, seçimlerde en önemli konulardan biri de önseçim uygulamasıdır. Parti merkezi hegemonyasını, lider sultasını kıran ön seçim, tüm partiler için bir zorunluluk olmalıdır.