Sema Tuğsal: “Televizyonda plastik makyajı ilk ben uyguladım”

TANER DEDEOĞLU – Türkiye’de televizyon kadrosuna makyajcı olarak ilk o girdi, ekranda ilk karakter makyajını uyguladı, üniversitelerde dersini verdi ve basılı eserler hazırladı. Siyasi bir aileden geldi fakat o hep siyasetin dışında kaldı. Bu gün TRT Televizyonunun ilk kadrolu Makyajcısı Sema Tuğsal ile Zaman Tüneline giriyoruz.
Müteahhit Mahmut Özaras, Latife Hanımla evlenir ve çiftinin ilk çocukları, TRT televizyonun da ilk makyajcılarından Sema Tuğsal 1951 yılında Ankara’da dünyaya gelir.
Siyasi bir alide gözünü açan Tuğsal çocukluğunu şöyle anlatıyor:
“Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Tevfik Rüştü Aras dedemle amca çocukları, Demokrat Partinin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da amcamızın damadı. Rastlantıya bakın Cumhuriyet Halk Partisinin yakın tarihimizdeki Dışişleri Bakanlarından Hasan Esat Işık da halamın eşi.
Ben okula başladığım yıllarda babam Müteahhit ve siyasetle ilişkiliydi, Etlik-İncirli’de oturuyorduk. Başbakan İsmet İnönü gelmiş bizim mahalleyi geziyor, ben koştum, ona sarıldım, elini öptüm beni kucağına aldı. Çevredekilerin Demokrat Partili bir aileden olduğumu söylemeleri üzerine, ‘ben Halk Partiliyim’ deyince, ‘çok memnun oldum, bak ikimiz de dengeyi temsil ediyoruz’ demişti.
Ben evimizde hiç sevilmeyen adamla, onun da kucağında uzun süre sohbet ettim, konu doğum günümüze kadar gelmiş demek ki, ben 25 Eylül olduğunu söyledim, on da 24 Eylülmüş, biz yıllarca doğum günümüzde birbirimize telgraf çektik!
Biz daha sonra Eti Bloklarına taşındık, ben Atatürk Kız Enstitüsünde okudum ve Selen Kolejinden de mezun oldum.”
MESLEĞE GİRİŞ
Türkiye’de ekran aydınlanmış, bütün ülke bu sihirli kutunun esiri olmuş, gençlerde buralarda çalışma hevesine tutulmuştur.
Sema Tuğsal da televizyona girişini şöyle anlatıyor:
“Marmara Otelde aileden bir düğün var, amcam Fikret Özaras’ın arkadaşı Ankara Televizyonu Program Müdürü Kenan Değer’de davetliymiş, tanıştırdı. Haftada iki gün yayın yapan televizyonda bana iş vereceğini onu aramamı söyledi. 1972 yılı başında makamında ziyaret ettiğim Kenan Değer, ‘seni eğitip anons spikeri yapalım’ dedi. Ben makyajda çalışmak istediğimi söyledim çünkü o dönemde Tülin Okan Mankenlik Kursu’nu bitirmek üzereydim, tesadüf bu ya Televizyonun makyajcısı Evin Soley Hanım da burada makyaj dersi veriyordu. Evin Hanım her derste benim bu konuda çok yetenekli olduğumu söylüyor ve beni yüreklendiriyordu.
O zaman ülkemizde Makyaj alanında bir eğitim yok, ileriyi düşünen büyüklerim hemen beni İngiltere’ye gönderdi. Üç ay Davn Gravk da kursa devam ettim ve sertifikamla yurda döndüm.
TRT televizyonunun ilk makyajcısı Ayşe Temiz, ondan sonra Kıbrıs asıllı Nihal Münsif -ki daha sonra ülke onu Nil Burak adıyla tanıdı- ondan sonra da Evin Soley. Ben ve Zübeyde Erden birlikte başladık kısa bir süre sonra Evin Hanım başka bölüme geçti, biz kaldık. Üniversite öğrencisi olan Zübeyde Erden de Haberlere geçince, televizyon sadece Ankara’da ve ben de tek makyajcısı olarak yoğun bir tempoya girdim.
KADRO SORUNU
Televizyonun ilk yıllarında bazı kadrolar sorun oluyordu. Devlette; kameraman, montajcı, resim seçici, makyajcı gibi kadrolar olmadığı için sınavla işe alınan, gece gündüz yayın hizmetinde çalıştırılan birçok kişiye maaş verilemiyordu. Tek makyajcı olarak, haftada üç gün yayın ve bunun dışındaki tüm programlarda görev alan bende altı ay kadar ücretsiz çalıştım, sonra akitli oldum ve ardından da 1973 yılı Mart ayında, TRT televizyonu ilk iki Makyajcısından birisi olarak kadroya girdim. Zübeyde daha sonra İstanbul’a atandı, Ankara’da uzun süre tek kaldım ardından Ayşegül Malkoçer, Atılay Çizik, Müzeyyen Gür ve diğer arkadaşlarım makyaj kadrosunda hizmet verdiler.”
Yıllarca tek makyajcı olarak TRT televizyonuna emek veren Sema Tuğsal’dan anılarını istedik. Derin bir ah çektikten sonra “o kadar çok ki, sayfalar almaz Sevgili Taner, şöyle başlayalım ilk röportajımı sen yaptın, emekli bir yayıncının bu gün kapısını yine sen çaldın” dedi ve bakın neler anlattı:
KIRMIZI HALI
“İlk yıllarında televizyon çalışanları, sanatçılar hatta seyirci bile hepimiz işin acemisiydik… Ne, nasıl yapılır, nasıl uygulanır bilmiyorduk, zamanla öğrendik.
TRT’nin Mithat Paşa Caddesi 49 numaralı binasındaki tarihi stüdyosundan unutamadığım ilk anı Zeki Müren. Bir yılbaşı konseri çekilecekti, Zehra Eren ile gelmişti, müracaattan, stüdyoya kadar kırmızı halı serildi. Kostümünü makyaj odasında değiştirmek istedi, kurallara aykırı olduğunu söyledim, saygıyla karşıladı ve ona özel bir uygulama yapıldı, stüdyonun bir köşesine perde ile bölünerek soyunma kabini kurulmuştu.
Türkan Şoray’a benzerliği ile bilinen sanatçı Safiye Filiz Hanım sahne makyajı ile stüdyoya geldi, ben bunun olmayacağını, ona ‘görüntü makyajı’ uygulamam gerektiğini söyledim kabul etmedi, kayda geçildi. Rejiden izliyoruz, olmuyor, ben o sırada, pek hoş olmayan bir benzetme yaptım, eşi de oradaymış, olay biraz büyüdü. Sinirler gerildi ama iş de olmuyordu, yönetmenin de ısrarı ile yüzü yıkandı, ben makyaj uyguladım, daha sonraki kaydı izleyince kendisi de ‘cidden şimdi ben gibi oldum’ demişti…
UĞUR DÜNDAR HAYRANI
Ben başladığım zaman Uğur Dündar, Üç Yalancı Programı Cenk Koray, Olcay Poyraz, Üstün Savcı, çocukların vazgeçilmezi Bizim Sokak karakterleri ile kurumun spikerleri ülkenin ünlüleriydi ve geniş hayran kitleleri vardı. Sinemadan, sahneden o eski ünlüler, ikinci plana itilmişlerdi…
Sevgili Uğur Dündar’ın sorun yaratan bir hayranı vardı. İyi bir aileye mensup olduğu söylenen bir genç kız ama sağlıklı düşünemediği biliniyor, tehdit ediyormuş. Bir gün yayından sonra stüdyodan kalabalık bir grup Apple adı diskoya gideceklermiş, fakat bu hanımın kapıda Uğur Dündar’ı beklediği haberi gelmiş. Benim de o zaman uzun sarı saçlarım var, basında da Uğur Dündar – Ajda Pekkan arasında bir aşk haberi çıkmıştı. O hanım üzerinde kürkle kapıda bekliyordu, ben gözlük taktım, arkadaşlar beni aralarına aldı, ‘Ajda Hanım böyle buyurun’ falan gibi laflarla biz içeri girdik, o dışarıda kaldı.
Biz o zaman çok güldük ama o hanım Uğur Dündar’ın peşini bıraktı, ne kadar seviyormuş ki, onun mutluluğunu engellemek istemedi diye düşünürüm…
Merhum Müzeyyen Senar’ı da anmadan geçemeyeceğim. Müzeyyen Abla, ilk konser programının kaydı için yanında Kuaförü Nuh Bey ve modacısı ile geldi stüdyoya, çok güzel bir çalışma oldu. Birkaç gün sonra bana teşekkür için ufak bir armağan göndermişti, dost olduk, Ankara’ya gelişinde evimde mutlaka onu ağırlardım.”
Televizyonun ilk yıllarındaki hemen hemen her yapımda imzası olan Sema Tuğsav, televizyonda uyguladığı ilk karakter makyajı da şöyle anlatıyor:
TİP DEĞİŞTİRMELER
“Kaynanalar, Azap, Suçlu Kim, Murat Davman gibi televizyonumuzun ilk dizileri, Bizim Sokak gibi televizyonun ilk dönem çocuk yapımları ile sayısız, açık oturum, müzik eğlence programlarında görev alan makyajcı Sema Tuğsav, ilk kez uyguladığı karakter makyajını da şöyle anlatıyor:
“Televizyonculukta sadece görüntü makyajı değil, plastik makyaj denilen tip değiştirme de yapılması gerekir. 1975 yılında yayınlanan Hafta Sonu programında ‘Maymun Ailesi’ adlı bir yerli dizi yayınlanıyordu, orada başladık. Daha sonra ‘Bedel’ adlı dizide, Macit Flordun’a uyguladığım plastik makyaj büyük olay oldu. Eldeki malzeme ile yaptığım makyajla ilgili olarak sanatçı röportajlarında benim çalışmalarımı anlattı, basın bu işin üstüne gitti ve bundan sonra ben 1976 yılı başında ZDF’nin kurslarına katılmak üzere Almanya’ya gönderildim.
Bundan sonra, çeşitli programlarda kullanabilmek için, özel izinle yurt dışından Lateks getirttik, kullanma yetkisi de sadece bendeydi. Bu malzemeyle karakter makyajını ilk defa bir şaka programında uyguladık. Cumartesi günleri öğleden sonra yayınlanan Hafta Sonu programında ilginç buluşları olan Emin Metin Tuncer yine bir ilke imza attı. O günlerde çok büyük bir heyecanla izlenilen ‘Kaçak’ adlı dizideki Doktor Richard Kımble’ın bir benzerini bulmuş. Esas olarak bir benzerlik var ama biz onu ‘lateks’ kullanarak daha da benzer hale getirdik. Bütün ülke bu diziyi merak ederken, Doktor Kımble, bir Cumartesi günü TRT’nin Hafta Sonu Programına konuk olmuştu…
Elimizdeki malzeme dikkat çekti, Cüneyt Gökçer’in isteği ile eski Konservatuar binasında dersler verdim. O zamana kadar sadece kıyafet değiştirerek farklı görünüm kazanabilen güvenlik güçlerimize de derslere gittim, orada eleman yetişmesinde de görev aldım.”
1982 yılında ‘The Park School of Beauty Therapi’ kursuna katılan, Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları bölümünde ders veren Sema Tuğsal bu dönemi de şöyle anlatıyor:
ATATÜRK MASKLARI
“1984 yılında TRT’ye Kara Harp Okulundan bir istek gelmiş, ben görevlendirildim. Harp Okulu komutanı Fikret Küpeli ‘Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin 85’inci yılı’ nedeniyle hazırlanan programı anlattı. Buna göre, Harbiyelilerin sahneleyeceği bir oyun var, burada Atatürk’ün Manastır Askeri İdadisinden başlayarak, Cumhurbaşkanlığı dönemine kadar eldeki belgelerden seçilmiş yirmi beş kadar maskı yapılacak. Bu rollerdeki öğrenciler bunu sahnede kullanacak, oyun sonrasında da masklar kıyafetleri ile birlikte Şeref Salonu ve Müzenin kıyafet bölümünde sergilenecek.
Öğrencilerle alçı masklarının alınması için Hacettepe Üniversitesi Dişçilik Fakültesine gittik, çalışmamızı bitirdik, okula geldik. Komutanlar, bahçenin bir bölümünde oturuyorlar, beni de davet ettiler. Alçı kalıplar o kadar kıymetli ki, kucağımdalar. Komutanlar, İstiklal Marşının gerektiği saygı içinde dinlenmediği konusunu konuşuyorlardı. Cuma günüydü ve birden mesai bitim töreni için İstiklal Marşı çalınmaya başladı, herkes ayağa kalktı, selama durdu, o heyecanla ben de ayağa kalkınca alçı kalıplar kucağımdan düştü ve paramparça oldu! Hepimiz çok üzüldük ama öğrenciler çok sevindi, ertesi gün tekrar izinli sayıldılar ve kalıplar yeniden alındı. Başarılı bir oyun sahnelendi, sonra kıyafetler maskları ile müzeye kalktı.
Daha sonra Anadolu Üniversitesinden bir teklif geldi, belirli günlerde Eskişehir’e derse gitmeye başladım. Üniversitede bir stüdyo vardı ve öğrenciler, TRT de yayınlanan eğitim programlarını çekiyorlardı. Burada hem makyaj yaptım hem öğrencilere ders verdim, ayrıca da eleman yetiştirdim. Rektör Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in de yönlendirmesi ile Herman Buchman’ın ‘Sinema ve TV Makyajı’ adlı kitabının 1988 yılında çevirisini yaptım, bu kitap hala ders olarak okutuluyor.
Daha sonra TRT Eğitim Dairesinde, plastik ve görüntü makyajı üzerine ders verdim, İngiliz Vivench Keohe’nin bu konudaki kitabını çevirdim ve 1992 yılında kurumuma armağan ettim.”
AYŞE TATİLE ÇIKIYOR!
Sema Tuğsal, yıllarını geçirdiği televizyonun güneş görmeyen ufacık makyaj odasından aklında kalan anıları da şöyle anlatıyor:
“Dışişleri Bakanı muhteşem insan Prof. Turan Güneş ile çok güzel bir dostluğumuz vardı. Hayatımda gördüğüm ve unutamayacağım bir beyefendi idi, çeşitli programlardan dolayı da tanışıyorduk. 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtı sırasındaki ani bir gelişme üzerine televizyonda bir program yapılmasına karar verilmiş. Kurumun o zaman böyle imkânları yok, askeri bir Jeep ile gece beni evden getirdiler. Makyaj odasına girdiğimde Turan Bey, ‘seni nasıl gece yatağından kaldırıp getirttim’ sözleriyle beni karşılamıştı, zaten iki gün sonra da Ayşe Tatile çıktı!
Gerek seçim dönemleri gerekse Açık Oturum türü programlarla tüm liderleri tanıma fırsatım oldu. İlk ‘İcraatın İçinden’ programı için başbakanlık konutuna gitmiştim. Yasa gereği çekim TRT dışında yapılıyordu ama Ankara’daki tek makyajcı olarak ben çağırılmıştım. Turgut Özal beni karşısına oturttu, ‘sen vatandaşsın, söylediklerimi anlamazsan başını salla’ dedi. Özal hükümet icraatlarını okumaya başladı, ben de anlamadıklarıma başımı sallayınca duruyor, ilgililere, ‘bakın halk burasını anlamıyor’ diyordu. Metni yazanların başında da TRT’nin bağlı olduğu bakan Adnan Kahveci vardı. Onlarda hemen o bölümü daha sade hale getirmek için metni yeniden ele alıyorlardı. Benim bakanımı böyle bir zora sokmaktan duyduğum sıkıntıyı anlayan Özal, kulağıma, ‘başbakan benim, korkma’ demişti.
ASETONLU PAMUK!
Yeni arkadaşlar işe başladığı zamanlarda biz kenardan onları izlerdik. Yine liderlerle olan bir program sonrasında Necmettin Erbakan makyajı silinirken renken renge giriyor ve ‘yanıyor’ falan diyor, ben kokuyu aldım ama geç kalmıştık. Genç arkadaşımız asetonlu pamuk üzerine temizleme sütü koymuş, o da yaktı tabi. Hemen bol sütle sildik ama cildi biraz kızardı. Odada sırada bekleyen Erdal İnönü, kendine has gülüşü ile ‘sizden korkulur, adamın rengi attı’ demişti.
Süleyman Demirel zaten ailemi tanıdığı için bana çok daha fazla ilgi gösterir, yabancı televizyonların programları için de beni çağırtırdı.
Tansu Çiller’in İcraatın İçinden programını Sinan Çetin çekiyordu, makyajı da ben yapıyordum. Bu dönemde Genel Müdürüm Tayfun Akgüner beni yakından tanıdı ve Genel Müdürlük, Halkla İlişkiler Bölümüne aldı. Ankara Televizyonu Makyaj birimindeki otuz yıllık görevimden ayrıldım, uzman olarak kuruma hizmet etmeyi sürdürdüm. Tayfun ve Nükhet hocalarımdan çok şey öğrendim, sonra da TRT Eğitim Dairesine ardından da Televizyon Dairesi Başkanlığı emrinde görev yaptım. Eşim, Haber Dairesi Kameramanlarından Nadir Tuğsal ile birlikte 2005 yılında emekli olduk…”