Sihirli dünyanın Seco Abi’si

Sercan Şahinbaş, nam-ı diğer Seco Abi, sekiz yaşından beri illüzyonla uğraşan ve şimdilerde Ankara’da çeşitli mekânlarda gösteri yapan bir “sihirbaz”. İllüzyon sözcüğü yerine sihirbaz kelimesini kullanan Şahinbaş, bir reklam ajansında sanat yönetmenliği yapsa da hayatının en sihirli anlarını sihir yaptığı zaman dilimleri kaplıyor. Şahinbaş ile “sihir” üzerine sohbet ettik

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – İllüzyon, yanılsama ya da gözbağcılık olarak da isimlendirilen sihir, oldukça eski tarihlere ulaşıyor. Babil’e ve Antik Mısır’a dayandırılan sihir, bir zamanlar saygın bir meslek olarak görülse de tarih boyunca bu sanatla ilgilenen insanların cezalandırıldıkları da bir gerçek. Bunun en bilinen örneği; Ortaçağ’daki engizisyon mahkemeleri… Ülkemiz açısından duruma bakıldığında, Osmanlı döneminde hokkabazlar, ateşbazlar, jonglörlerle birlikte anılan sihirbazlar, sokak eğlencelerinde ya da saray kutlamalarında karşımıza çıkar. Cumhuriyet Dönemi’nin ünlü sihirbazı Zatı Sungur ise dünya literatürüne giren ilk Türk sihirbazı. 1980 kuşağı çocukları için de Sermet Erkin bambaşka anlamlar taşır. İllüzyon ya da sihirbazlığın sadece çocuklara değil, her yaş grubundan insana hitap ettiğini kabul edersek, bunun altında merak içgüdüsünün yanı sıra, pek çok sahne sanatını birleştiren bir yanı olması da gelir. 2000’li yıllarda ülkemizde de popüler olan “Harry Potter” serisi ise “gerçek” sihirlerin ve “gerçek” büyücülerin konu edildiği ve bambaşka bir dünyaya kapı açan bir anlatıdır. Çocukken genelde çok sevilen hatta bazı numaraların öğrenilmeye çalışıldığı sihir, tekniğe ve el çabukluğuna dayalı, çalışmanın yanı sıra yetenek de gerektiren bir dal.
Sihir yapmaya sekiz yaşında başlayan “Seco Abi” lakaplı Sercan Şahinbaş da, çocukluk merakının peşini bırakmayan ve “sihir” yapmaktan büyük haz duyan genç bir sihirbaz. Close up (yakın) sihir sanatında ustalaşan Şahinbaş, röportaj boyunca yaptığı numaralarla beni şaşırtmayı başardı. Belki çocukları yetişkinlerden ayıran en önemli özelliklerden biri olan merak, Şahinbaş’ın yaptığı sihirbazlık numaralarıyla yeniden gün ışığına çıktı…
1990 yılında Samsun’da doğan Sercan Şahinbaş, henüz dört yaşındayken akrabası Şükrü Abi’den öğrendiği parmak çıkarma numarasını gülümseyerek anlatıyor. İnsanları güldürmeyi çok seven Şükrü Bey, Şahinbaş’ı çok etkilemiş. 1997 yılında ünlü illüzyonist David Copperfied Türkiye’ye geldiğinde, özellikle uçma numarasından çok etkilenen Şahinbaş, çocuklar için satılan çocuk sihirbaz setlerinden edinmiş. Bir arkadaşının babasının sihirbaz bir arkadaşı olduğunu öğrenen Şahinbaş, arkadaşıyla birlikte 10 yaşındayken Erkin Sezgin isimli sihirbazın yanına gidip gelmeye ve alt yapısını oluşturmaya başlamış. İlk numarasının 2000 yılında yaptığı kibrit kutusu numarası olduğunu söyleyen Şahinbaş, aldığı usta çırak eğitimine dair şunları söylüyor,
“İnsanları nasıl şaşırtabileceğimi, nasıl sihir yapacağımı öğrendim. Üniversiteye gelene kadar çok çekingen biriydim, 18 yaşıma kadar elleri titreyen ve şivesi olan biriydim, insanlarla konuşurken çok heyecanlanırdım. Üniversite yılllarında bol bol sihir yaparak bu durumu aştım. Bir restoranda sekiz ay çalışmıştım, aslında 800 kişiye şov yapmıştım. Çalıştığım bar ve benzeri mekanlarda şovumu yapmaya devam ettim. Benim yaptığım sihir, “close up” denilen, sahnede değil de insanların gözü önünde yapılan bir çeşit. Bu konuda uzmanlaştım, üniversitede “stand up magic” türünde iki komedi gösterisi çıkardım ama sahne tecrübem çok yok. Şirket açılışlarında da restoranlarda da gösteri yaptım ama AVM’lerde yapmıyorum. Çünkü çocuklara sihir yapmak başka bir dal ve çok donanım gerektiriyor. O tavşanı şapkadan çıkaracaksın yani ama ben canlı hayvanlarla çalışmak istemiyorum. Bir yandan da artık sihirbaz denildiğinde, akla çocukları eğlendiren, AVM’deki boşluğu dolduran kişi geliyor ve ben o kişi olmak istemiyorum. Teknoloji çok ilerledi, çok küçük elektronik malzemelerle çok hayal üstü şeyler yapılabiliyor artık. Bizim ülkemiz ise bu anlamda geride kalmaya başladı. Dolayısıyla arkadaşlarımla birlikte ‘Türk sihirbazlığını da geliştirelim’ diyerek bir yol çizmeye çalışıyoruz.”
Üniversitede okuduğu elektrik ve elektronik bölümünün ardından bir reklam ajansında sanat yönetmenliği yapmaya başlayan Şahinbaş, sihirbazlık alanında tek tek çalışmak yerine, bir örgütlenme içine girerek, marka olmanın daha akıllıca olacağını düşünmüş ve “Alenen Sihir” isimli bir grup kurmuşlar. Ara sıra toplanıp sahne çıkaran grup, gelecek günlerde güzel işler yapmayı planlıyor. Şahinbaş, Salı günleri Last Penny’de “Sihirli Salı” programı ile seyirci karşısına çıkıyor.
“Seyirci o an sihir izlemeye müsait değilse kısa keserim”
Şahinbaş, sihir yaptığı kişinin psikolojisinin müsait olmadığı durumlarda bunu hissederek, şovunu kısa kestiğini kaydediyor. Sanatının aynı zamanda rol yapmayı da gerektiğini de belirten Şahinbaş, bu nedenle iyi ve pozitif gününde, daha iyi sonuçlar ortaya koyabildiğini söylüyor. Şahinbaş, işinin zor yanlarına dair şunları söylüyor,
“Teknik açıdan çok zor bir iş çünkü karşıdaki kişinin psikolojisini bilmeniz gerekiyor. Kendi beden dilinizi, ses tonunuzu, hareketlerinizi, söyleyeceğiniz kelimeleri iyi düşünmeniz gerekiyor. Sihir yaparken de izleyicinin psikolojisini ölçmeniz gerekiyor çünkü hiç tanımadığınız birine sunuyorsunuz, sizden hoşlandı mı hoşlanmadı mı bilmiyorsunuz. Rahatsız edip etmediğinizi çok iyi anlamanız gerekiyor. En önemlisi de yetenek gerektiren bir iş yapıyorsunuz. O el çabukluğunuzda seyircinin onu görmemesi gerekiyor. Tek bir numarayı evinizde belki 300 saat çalışmak zorundasınız. İnsanları şaşırtmak çok hoşuma gidiyor, bu çok güzel bir duygu ama çok da sabır isteyen bir iş… Bazı insanlar ‘Bizi aptal yerine mi koyuyorsun?’ gibi düşünüyor ama öyle bir şey değil, olay sadece merak üzerine döndüğü için biz varız ve bu yüzden sihir yapabiliyoruz aslında.
Seyirciye çok küçük bir açık verseniz bile tüm gösteri berbat olur. En basiti mesela, sigara kaybetme numarası… Bu açısal olarak çok önemli bir numara. Manipülasyon olarak geçiyor, aslında dans gibi bir aktivite. Eğer siz burada açıyı farklı yapar ya da tutturamazasanız, her şey açıkta kalır. Dolayısıyla çok iyi çalışmanız gerekir.
O kadar alıştım ki gözüm kapalı yapabildiğim numaralar var, bir de artık insanların nereye bakacağını ezbere biliyorum. Herkesin açısını takip etmem gerekiyor yaparken. Arkadan birinin izlememesi gerekir, sen o sıra şaşırdın mı, telefonuna mı baktın, hepsini izlemem lazım. Dolayısıyla çok matematik gerektiren bir iş, birine anlatarak öğretemezsin, onun deneyimlemesi gerekir. Ben aslında sihir bilgime çok güvenmiyorum. Benim güvendiğim kısım sunum kısmı. Çok kötü bir ortamı şenlendirebilirim ama benden çok daha yetenekli bir insan kötü sunum yaparsa benden daha iyi bir sihirbaz olamaz. Kubilay Tunçer benim hocam. Kubi’nin ‘Herkes Sihirbaz Olacak’ diye bir kitabı var, çocuklara sihir öğretiyor. O kitapta der ki, ‘Büyük numara, küçük numara yoktur. İyi sunulmuş ve kötü sunulmuş numara vardır.”
“Sekiz yaşındaysan, sihirbazsan ve âşıksan hayat zormuş”
Türkiye’de seyircinin zor olduğunu kaydeden Şahinbaş, şöyle anlatıyor, “Seyirci çok dikkatli izliyor ve numarayı açığa çıkarma üzerinden gidiyor. Bir de mesela gittiğim masalardaki kişilerin o masada belli bir ağırlıkları oluyor. Ben gidip dikkati üstüme çekince, ister istemez bir pürüz çıkıyor olabilir. Saygısız seyirci de var, yaptığınızın değerini bilen de… Ben de tüm bu hikayaleri topladığım ve açığa çıkan numaralarımı katarak bir stand up hazırlamıştım. Sihirle ilgili en trajik anım şudur; sekiz yaşındayken aldığım çocuk kitinde halkalar vardı ve âşık olduğum kızın da içinde olduğu arkadaş grubuma şovumu yapacaktım. Tam halkaları geri çıkaracakken, herhalde sert çektiğim için iki halka koptu ve ellerimde yarım daireler kaldı. Herkes gülmeye başladı, tek ümidim olan o kıza baktığımda onun da güldüğünü görünce dayanamadım ağladım ve koşa koşa eve gittim. Sekiz yaşındaysan, sihirbazsan ve âşıksan hayat zormuş.”
Sihirbazların sihire inanmadığını vurgulayan Şahinbaş, sihirbazların septik olduklarını ve doğaüstü görünen bir olayla karşılaştıklarında tüm hilelerini sorgulamaya başladıklarını söylüyor. Şahinbaş, seyircilerin de şovun sihir olmadığını bildiklerini ama merak duygusunun baskın geldiğini savunuyor. Geçmişte sihirbazlara yapılan kötü muameleye ilişkin de şunları ifade ediyor, “Sihiri sahneye taşıyanlar, Avrupa’da Ortaçağ’da yakılan cadı ve büyücülerden sonra, yaptıkları şovun bir açıklaması olduğunu ve bunu sahnelemek istediklerini belirtiyorlar. O yüzden kadın kesmeler, kutuların içine bıçak saplamalar ya da kelepçeyle suyun altına girmeler, aslında şuna karşılık geliyor; ‘Biz zamanında bunlara maruz kaldık ama kurtulabiliyoruz ve bunların açıklaması var, biz büyü yapmıyoruz.’
David Copperfield, Zati Sungur, Kubilay Tunçer…
Şahinbaş, popüler olarak sihirin David Copperfield ile yayıldığını ve sihirbazın tüm dünyayı gezerek ilgi çekici şovlar yapmasının bunda etken olduğunu belirtiyor. Özgürlük Anıtı’nı kaybeden, Çin Seddi’nden geçen Copperfield’in büyük prodiüksiyonlu işler yaptığını kaydeden Şahinbaş, “Mesela Kız Kulesi’ni kaybedemezdi, o sadece Özgürlük Anıtı için tasarlanmış br numaraydı. Copperfield diyoruz ama arkasında 200 kişilik bir sihir ekibi var. Bir de Amerika şov dünyası, büyük bütçelerin döndüğü bir yer… Bizde ilk efsane Zati Sungur’du ve Türk sihirbazlarının babasıdır” diyor.
Şahinbaş, bir yıldır yazdığı bir tiyatronun da uygun sponsor bulduğunda hayata geçirmek istediği bir proje olduğundan bahsediyor. Şahinbaş, kendi yaşadığı bir aşk hikayesinden yola çıkarak, içine sihiri de karıştırdığı bir oyun yazmış. Son dönemdeki hayalinin bu olduğunu ifade eden Şahinbaş, bu vesileyle de yeniden sahneye döneceğinin sinyalini veriyor.
İlk gösterisini sunmadan önce, Türkiye’deki 70 sihirbaza özel davetiye yollayan ve “İlk gösterisine” davet eden Şahinbaş’ın şovuna hiçbiri gelmemiş ama bu vesileyle çocukluktan beri takip ettiği on beş kadar sihirbazla tanışmış. Gösterisine gelemeyen sihirbazlar, ondan şovun görüntülerini istemişler. Mensup oldukları gruba Şahinbaş’ı da dahil etmek istediklerini söyleyen grup, bunu bir şarta bağlamış; Şahinbaş’ın Bulgaristan’daki yarışmaya katılması… Bundan sonrasını Şahinbaş anlatıyor, “O sırada Kubi ile tanıştım (Kubilay Tunçer). Kubi benim oradaki mentorumdu ve idolüm gibi gördüğüm bu adam sayesinde yarışmada ikinci oldum, bir de jüri özel ödülünü aldım. 2013 bu nedenle benim için hem reel hem de psikolojik olarak sihire profesyonel olarak hazır oldum.
“Sihirbazlara güven olmaz”
Şahinbaş, sihirbazların her numara yaptığında yalan söyledikleri ve sihirbazlara güvenilmeyeceği algısının yaygın olduğunu düşünüyor. Olumsuz algıya dair şunları söylüyor,
“Korsan gibi görülüyoruz aslında. Mesela ben bir masaya gittiğimde, ‘Cüzdanlarınıza sahip çıkın’ cümlesini çok duydum. Hırsız değiliz, tamam bazı hırsızların da eli uzundur, hatta illüzyonistliğin böyle bir alanı da var, ‘cepçilik’ dediğimiz ve bazı illüzyonistlerin çok başarılı bir şekilde icra ettikleri bir dal. Dolayısıyla hırsızlıkla bir tutulabiliyoruz ama biz yapmıyoruz.”Sihirbazlar Çetesi” gibi bunu senoryalaştıran yapımlar da var. İllüzyonist çok rahat hırsızlık yapabilir çünkü insan psikolojisini ve onu aldatmayı çok iyi bilir. En temel sihir kuralı yanlış yönlendirmedir mesela. Süngeri gösterip avucuna koyarsın, sonra avucunu açarsın, sünger yok olur. Bu tamamen yanlış yönlendirmedir. Aslında ben nereye bakarsam seyirci oraya bakıyor. Bir insanla konuşurken yüzüne bakıyorsan kibarlık olarak o da yüzüne bakar. Bunu kullandığın zaman topluluğu ya da dükkân sahibini yanlış yönlendirirsin. Bir şehir efsanesine göre, Sungur kâğıttan paralar yapıyor ve bir çanta sahte parayla bankaya gidiyor. O parayı da hesabına yükletiyor…”
Şahinbaş, sihire merak salan çocukları ailelerinin yönlendirmesinin çok önemli olduğunu söyleyerek, kendi ailesinin bu konuda onu çok desteklediklerini belirtyor. Şahinbaş, “Öğrenmeye başladığınız zaman ilk seyircileriniz ailenizdir ve onlar destek olmazsa, başarılı olamazsınız. Benim tüm seyircilerim, ailem, akrabalarım ve arkadaşlarımdı. Şu anda imkanlar da çok fazla, hem Türkçe kaynaklar hem de Youtube’da pek çok video var ki bunları cep telefonunuz ile de izleyebiliyorsunuz. Benim salı günleri gösteri yaptığım Last Penny’de 12 yaşındaki bir çocukla tanıştık. Çok istekli ve meraklı bir çocuk. Yaptığı numaraları göstermesini istediğimde, heyecanla gösterdi. Bu olaydan iki hafta sonra yani bir sonraki etkinlikte, açılışı ona yaptırdık. Efe inanılmaz bir gelişme kaydediyor ve ailesi de onu destekliyor.”
Seco Abi, her ayın bir pazar günü Olmadık Kahveler Atölyesi’nde ve her salı da Last Penny’de çıkıyor. Sercan Şahinbaş’ı Secoabi ve Alenen Sihir instagram hesaplarından takip edebilirsiniz.