Soykök: Kanayan yaramız, anne ve babaların “Biz öldükten sonra çocuğumuza ne olacak?” endişesi…

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de, otizm, dikkat eksikliği, görme yetersizliği, özel öğrenme güçlüğü, zihinsel yetersizlik gibi nedenlerle özel eğitime ihtiyacı olan 380 binden fazla öğrenci bulunuyor. Ancak özel eğitim öğrencileri de, COVID 19 nedeniyle Mart ayından Haziran ayı ortasına kadar diğer öğrenciler gibi okullarından uzak kaldılar. Özel Suzan Kudal Duyum ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışan Vasfiye Soykök, pandemi nedeniyle eğitimlerine ara verilen çocukların, pek çok bilgiyi unuttuklarını ve bu nedenle yeniden ders almaya başladıklarında, eğitim düzeylerinde belirgin bir gerileme yaşandığına dikkat çekti. Soykök, hem özel eğtime gereksinim duyan çocukları hem de pandemi sürecinde yaşadıklarını 24 Saat gazetesine anlattı

SULTAN YAVUZ/ANKARA

Türkiye’de otizm, dikkat eksikliği, özel öğrenme güçlüğü, zihinsel yetersizlik, görme yetersizliği gibi nedenlerle özel eğitime ihtiyacı olan 380 binden fazla öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilere eğitim veren öğretmenlerden birisi de Özel Suzan Kudal Duyum ve Rehabilitasyon Merkezi’nde 20 yıldır çalışan Vasfiye Soykök… Meslek hayatı boyunca tüm tanı gruplarıyla çalıştığını belirten Soykök, özellikle özgül öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarla ilgilendiğini ve her yaştan öğrenciye eğitim verdiğini söyledi.
Hastanede tanısı konan ve rehberlik araştırma merkezinden çıkan sonuca göre hareket ettiklerini kaydeden Soykök, aynı zamanda kendilerinin de tanıdan emin olmak için değerlendirmede bulunduklarını ve buradan hareketle çocukların ihtiyaçlarını belirleyerek bir yol haritası çizdiklerini kaydetti. Devletin, raporlu çocuklara sekiz saat bireysel, dört saat grup seansı için bütçe ayırdığını vurgulayan Soykök, hedef davranışlara göre uzun ve kısa vadeli eğitim programı yürüttüklerini, uzun dönemin okuma yazmayı içerdiğini; kısa dönemin ise sesleri tanımak, heceleri ve sözcükleri oluşturmak gibi aşamaları kapsadığını söyledi.
Çocuğun özel öğrenme gereksinimli olduğunun erken anlaşılmasının çok önemli olduğunu ifade eden Soykök, “Ne kadar erken bize gelirse, o kadar iyi. Böylece normal hayatına yaklaştırmak daha kolay oluyor, bunun gerçekleşmesi ise aileye bağlı. Mesela çocuk 2 yaşına kadar konuşamamış ama ‘Babası da 5 yaşına kadar konuşamamış’ denilerek, durumu geçiştirebiliyorlar. Oysa mental olarak da bir gerilik mevcut olabilir. Konuşmaması demek, kendini ifade edememesi, yönergeleri yerine getirmede sıkıntılar yaşaması demek ve konuşamayan çocuk hırçınlaşıyor” dedi. Down sendromlu çocukların çabuk fark edildiğini kaydeden Soykök, “Bebeklikten itibaren iyi bir gözlemci olmak gerekiyor. Mesela göz kontağı kurabiliyor mu? 0-6 aylık arası bebekler göz ucuyla ebeveynlerini izleyebilirler, konuşunca kontakt kurarlar eğer bebek bunları yapmıyorsa, sıkıntı vardır. Ne kadar erken fark edilirse eğitimci için de o kadar kolaylaşır. 0-3 yaş arası çocuğu yakalayabilirsek üst kademedeki eğitimde de başarı şansları yüksek olur” dedi.
Bazılarının eğitimi bir ömür
Soykök, daha önce otizm tanılı bir öğrencisine okuma yazma becerisini kazandırabildiğini, bu başarıda ise çocuğun annesinin ciddi rolü olduğunu, eğitime evde de devam edildiğini söyleyerek şunları söyledi:
“Kafası bilgisayar gibi çalışıyordu, mesela dünyadaki tüm ülkelerin başkentlerini, telefon kodlarını ve plaklarını ezbere biliyordu. O çocuğumuz üç yıl sonra otizm tanısından özgül öğrenme tanısına geçti ve buradan da mezun oldu. Buradaki eğitimlerinden sonra normal okullara kaynaştırma öğrencisi olarak gidebilenler oluyor. Genelde sınıfın gerisinde oluyorlar ama yaşıtlarıyla aynı ortamda bulunmaları onlar için önemli” dedi.
Son yıllarda devlet desteğinin arttığına dikkat çeken Soykök, artık her okulda bireysel destek ünitesinin olduğunu ve bu desteği veren öğretmenlere de ödenek ayrıldığını kaydetti. Özel eğitim gereksinimli çocuklarının bazılarının eğitiminin bir ömür sürdüğünü belirten Soykök, az etkilenen çocukların ise normal çocukları yakalayabildiklerini ve mezun olabildiklerini belirtti.
“Devlet, özel eğitim ders süresini artırılmalı”
Özel eğitimin pahalı olduğunu kaydeden Soykök, devletin karşıladığı 12 seansın çocuklara yetmediğini ve bu nedenle özel ders alması gereken çocukların eğitim masraflarının aileleri zorlayıcı olduğunu belirtti. Soykök şunları söyledi:
“Maliyeti karşılayabilen aileler de var, zorlanan aileler de… Bence devlet desteği yetersiz. Ders saatleri artırılmalı. Yurt dışında haftalık bireysel ders saati 26’yken, Türkiye’de 2 saat. Arada uçurum var, üstelik evde de annenin sürekli çocuğuyla vakit geçirmesi olanaksız. Öte yandan üniversite kazanabilen çok az çocuğumuz var, dolayısıyla liseden sonra gidebilecekleri yerler olmalı. Belediyeler resim kursu, ahşap atölyesi gibi ücretsiz etkinliklere çocuklarımızı da kabul edebiliyor ama zaten kanayan yaramız, anne ve babaların ‘Biz öldükten sonra çocuğumuza ne olacak?” endişesi… Kaynaştırma eğitimi değil de, özel okullara devam eden çocukların servislerini devlet karşılıyor ya da lise düzeyinde iş okullarına yollayarak, yine yemek, servis, gezi gibi ihtiyaçlarını karşılıyor ama ne yazık ki yeterli olamıyor.”
Pandemi tablosu
Soykök, sokağa çıkma yasağıyla birlikte özel eğitim gereksinimi olan çocukların hem eğitimden hem de sokaktan mahrum kaldıklarını belirterek, belli gün ve saatte rutini olan çocukların, yasakların gelmesiyle çok zorlandıklarını ve bu süreçte en çok da ailelerin sıkıntı yaşadıklarını kaydetti. Soykök şöyle konuştu:
“Çocuklar eğitimlerinden geri kaldılar, oysa özel eğitim süreklilik gerektirir. Elimizden geleni yaparak online dersler verdik ama ona da her çocuğumuz katılamadı haliyle. Mesela dışarı çıkmak için direten öğrencimize, dışarı çıkma dediğimizde sözümüzü dinledi ama kısa süre sonra yine isteğini yinelemeye başladı. Dışarı çıkacağım diye kapıları yıkan, hırçınlaşan çocuklarımız aileleri çok zorladı. Kesinlikle maske takmayan çocuklarımız da oldu ama şu an herkeste gördükleri için hepsi takıyor. Eğitim alamadıkları için öğrendiklerini unuttular. 15 Haziran’da açıldık ve geri geldiklerinde yeni baştan öğrettiğimiz çocuklar vardı…”
Vasfiye Özkök kimdir?
1974 yılında Çanakkale Biga Gümüşçay’da doğan Vasfiye Özkök, Biga Kız Meslek Lisesi’nde okuduktan sonra Gazi Üniversitesi’nde Mesleki Eğitim Fakültesi’nde çocuk gelişimi bölümünü bitirdi. Henüz okulunu bitirmeden önce Özel Suzan Kudal Duyum ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaya başlayan Soykök, burada hizmet içi eğitim aldı ve kurum politikasınca hâlâ eğitimlerine devam ediyor. Esin ve Nehir Ada isimlerinde iki kız çocuğu annesi olan Soykök, 20 yıldır aynı iş yerinde çalışmasında, iş yerinin etik davranarak, çocukları ticari bir meta olarak görmemesinin ve doğru yaklaşımla başarı şansını artırmasının ana neden olduğunu belirtiyor.