Şükrü Ertürk: Atatürk’ün gözlerini konuşturmaya çalıştım

1977 yılından 2003 yılına kadar Merkez Bankası Banknot Matbaası Gravür atelyesinde Mustafa Kemal Atatürk portresi gravürleri yapan Şükrü Ertürk ile 26 yılda hazırladığı gravürler ve uyguladığı Taille-Douce tekniğine ilişkin söyleştik

NAZ AKMAN/ANKARA

Merkez Bankası Banknot Matbaası gravür atelyesinde 1977-2003 yılları arasında gravür sanatçısı olarak çalışan Şükrü Ertürk ile banknot üzerindeki portre çalışmaları hakkında konuştuk. Mesleğe başladığı yıllarda henüz ülkemizde pek bilinmeyen Türkçe çukur baskı olarak tanımlanan aşındırma ya da kazıma anlamına gelen metal plakalar üzerine baskı yapmayı tanımlayan taille-douce tekniğini kullanan Ertürk, 1977 yılında 10 TL’nin arka yüzüne Atatürk ve çocuklar,1980’de 5.000 TL’nin arka yüzüne Mevlana Türbesi, 1983’te 100 TL’nin arka yüzüne Mehmet Akif Ersoy portresi, 1982’de Devlet Tahvili banknotları için Atatürk portresi gravürlerini çizdi. PTT için Atatürk’ün ölümünün 50.yılı anısına blok pul ve lokomotif serisi ve diğer posta pulları da yapan Ertürk, 1990’da yaptığı 100 bin TL banknotunun ön yüzünde yer alan Atatürk portresine çıplak gözle görülmeyecek boyutta adının baş harfini ve soyadını yazdı. 1990–2005 yılları arasında dolaşıma çıkarılan banknotların önyüzünde yer alan Mustafa Kemal Atatürk portrelerinin ve 20 milyon, 20 YTL banknotun arka yüzündeki Efes Antik Kenti’n taille-douce tekniğinde gravürlerini yapan Ertürk 26 yıl boyunca Merkez Bankası Banknot Matbaası gravür atelyesinde gravür sanatını icra etti.
“Annem, resim öğretmenimdi”
1966 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş bölümünden mezun olduktan sonra aynı bölümde asistan olarak görev yapan Ertürk, henüz üniversite sıralarında baskı resme yönelerek ağaç baskı ve gravür baskı resimler yaptı. Annesinin resim öğretmeni olduğunu yeteneğinin buradan geldiğini söyleyen Ertürk, banknot matbaasındaki serüvenini, “Annem, resim öğretmenimdi. Atatürk’ün dudağını bir çizgi iki yanına iki nokta olarak tarif eder çizerdi. Karikatürist Ramiz Gökçe’nin resimlediği alfabe kitabımızdaki resimler hala belleğimdedir. İlkokul ders kitabımızdaki Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın resmini kareleyerek büyütmeye çalışmışım, dedem bu resmi saklamış kâğıdın arkasına not düşmüş. Banknot matbaasına geçişim de böyle oldu. 1976 yılında resim bölümüne banknot matbaasından iki yönetici gelmiş gravür yapacak sanatçı arıyordu. Onlarla tanıştırıldım. Giriş sınavı ardından kalıp denemeleri bir yıl sonra banknot matbaasına geçtim, çok merak ettiğim sevdiğim gravür sanatına başladım” sözleriyle anlattı.
“Banknot işlevsel bir baskı resimdir”
Banknotu, kağıt üzerine çizgilerin, noktaların, renklerin, lekelerin, dokuların sahteciliğe karşı güvenlik yüklemeleri ile birlikte, estetik anlayışlarla tasarlanıp, baskı tekniklerinin uygulanması ile elde edilen işlevsel baskı resmi olarak tanımlayan Ertürk, “Banknot ya da kâğıt para; taşıyana üzerinde yazan miktarın ödenmesi basan kurum tarafından garanti edilen, faiz taşımayan, yasal bir ödeme aracı. Banknot tasarımları da Merkez Bankası banknot matbaasında görevli uzman grafik tasarım sanatçıları tarafından yapılıyor. Değerini garanti eden kurum Merkez Bankası başkan ve başkan yardımcılarının imzalarından oluşuyor. Banknot işlevsel bir baskı resimdir. Banknot tedavüle 1600’lü yılların sonunda çıkıyor, Osmanlı İmparatorluğu’na gelişi 1800’leri buluyor. Banknot üzerinde genellikle yazı, rakam ve o devletin kurucusunun ya da önemli kişilerin portresi yer alıyor. Bizde de 1926’lı yıllarda o dönem Atatürk’ün çekilmiş fotoğrafları 1928 yılında cumhuriyet paralarına basılıyor” dedi.
Mesleğe başladığı yıllarda taille- douce tekniğini uygulayan sayılı sanatçılar arasında yer alan Ertürk, bu tekniğe ilişkin, “Avrupa’ya oranla matbaa bize çok geç geldi, ressamların da atölyelerinde uyguladığı baskı resimler vardı. 1600’lerden itibaren metal baskı ve ağaç baskı resimde kullanılıyor. Kâğıt para devreye girince o teknikler banknot üretiminde de kullanılıyor. Banknotun üzerinde sanatçının elinden çıkan kendi eseri olan başka makineyle kopyalanmayan tek bölüm portre kısmıdır. Dolayısıyla portreler sanatçılar tarafından doğruda doğruya elle orijinal kalıba yapılıyor, bu tekniğin adına da taydus gravür tekniği deniliyor. Her ne kadar Avrupa’da 1500’lerden itibaren bu teknik uygulansa da Türkiye’de bu tekniğin geçmişi yok, bilinmiyor, geçmişi olmadığı için de geleneği yok. Gravür genel bir başlık ben bunun en zor olan taille –douce taydus gravür tekniğini 1976 yılında Merkez Bankası Banknot Matbaası gravür atelyesinde öğrendim ve uyguladım. Gravür atölyesindeki sanatçılardan teknisyenlerden her ne kadar ilk bilgileri almaya çalışsam da bana ustalık veya hocalık yaparak bu sanatı öğretebilecek pek kimse yoktu. Banknot matbaasındaki koleksiyonundaki yabancı ülkelerin banknotlarını inceleyerek ve işin ustalarını araştırarak bu sanatı öğrenmeye çalıştım. İlerleyen yıllar da kendi çabalarımla yurtdışında çeşitli eğitimler aldım. İtalyan liretlerindeki portreleri yapan akademisyen Trento Çionnini hocam oldu. Onun hocası Mario Bairdi’yi hiç görmedim ama yaptığı gravür portreler benim ikinci öğretmenim oldu. Portrelerine her zaman bakar çizgi çizgi kitap gibi okurum” bilgilerini verdi.
“Bir portre altı ayımı alıyordu”
Ertürk uyguladığı tekniğin inceliğini, “Orijinal çelik kalıp üzerinde bir milimetre kare alana bazen iki bazen 40 çizgi oymak zorunda kalıyorsunuz. Bunu el ile büyüteçle bakarak oyuyorsunuz. Yuvarlak çizgileri temiz oyabilmek için, nefesinizi tutacaksınız. Tüm çizgileri kısa uzun çapraz hepsini temiz tekniğine uygun hata yapmadan oymak zorundasınız. Bu işlemleri yapabilmek için çok iyi gören gözlere, titremeyen ellere, formaları, ışığı, gölgeyi, form çizgi ilişkisini tam ve doğru kurabilen bir beyine sahip olmanız gerekiyor. Bir portre altı ayımı alıyordu çünkü bir milimetre karede 40-50 çizgi oluyor, dolayısıyla emek dolu bir süreçten söz ediyoruz. Çizgilerin doğru oyulması gerekiyor çıkan bir kalıp 28 kupür çoğaltılıyor, dolayısıyla baskıda hiçbir sorunun yaşanmaması gerekiyor. Burada sanatçı olarak bizler iki önemli şeyi sırtlamış oluyoruz. Birincisi artistik ve teknik açıdan gravürün benzerliğini sağlamak ikincisi de baskı tekniği bakımından gerekenleri doğru bir şekilde çeliğin üzerine oymak. Atatürk portresine baktığınızda çizgileri göremezsiniz ama banknota baktığınızda üzerinde birçok tarama, paralel çizgileri görebilirsiniz. Dolayısıyla çizgi ile bir formu ortaya çıkarmak çok zor bir işlem” sözleriyle anlattı.
“Atatürk’ün gözlerini konuşturmaya çalıştım”
1990’da yaptığı 100 bin TL banknotunun ön yüzünde yer alan Atatürk portresine çıplak gözle görülmeyecek boyutta adının baş harfini ve soyadını yazan Ertürk, Atatürk portre çalışmalarını hakkında “Yaptığım Atatürk portresinde Atatürk’ün gözlerini konuşturmaya çalıştım. 100 bin TL banknotun önyüzünde yer alan Atatürk portresinin banknotun baskı öncesi örneği için çizgi çalışması gerekiyordu. Bu çalışmayı yurtdışında yaptım döndüğümde zaman kazanmak için orijinal çelik kalıp üzerine taydus gravürü yaptım. Kalıpta yalnız Atatürk’ün baş kısmı vardı, adımı boş yerlere yazamazdım çünkü oralara ne geleceği belli değildi. Bir aksaklık yaratmamak için portre üzerinde bir yer olmalı diye düşündüm, alt dudak üzerindeki çizgilerin arasına çıplak gözle görülemeyecek bir boyutta ‘Ş.ERTÜRK’ yazdım. Ben adımı yazmamış olsaydım bu portre yabancı kuruluşun sanatçısı tarafından yapılmış zannedilecekti. İtalyan liretlerinde Avusturya şilinglerinde sanatçıların adları büyük boyutlarda yazılı iken bizim banknotlarımızda sanatçıların adını yazmak nedense uygun görülmüyordu. Gravürün sanat olarak algılanmamasından mı sanatçının statüsünün görülmek istenmeyişinden mi? Bilemiyorum. Banknotun üzerinde eğer sanatçının elinden çıkmış bir iş varsa o banknotun üzerine sanatçının adını yazmak o sanatçının anasının ak sütü gibi helaldir. Gravür yapan bütün sanatçıların isimleri eserlerin üzerinde olur. Ancak bizim portrelerimizi genelde yabancı sanatçılar yaptığı için yöneticiler banknotlarda isimlerinin yazılmasını istememişler” dedi.
“Ben her gün Atatürk ile söyleştim”
Merkez Bankası Banknot Matbaası Gravür atelyesinde 26 yıl çalıştığını, özellikle Atatürk portrelerini yapmak için çaba sarf ettiğini söyleyen Ertürk, “Gravür sanatında şimdiye değin ne öğrendiysem kendi kişisel gayretimle öğrendim. 1976 yılında banknot bankasının yetkilileri, Atatürk portrelerinin yabancı sanatçılar tarafından yapıldığını söylediğinde ben kendime bir söz verdim ve Atatürk portreleri yapmak için var gücümle çalıştım. Beraber çalıştığım kişiler yeri geldiğinde Atatürk portresi yapmamı engelledi, kısıtladı. Her şeye rağmen banknot matbaasında 26 yıl çalıştım ama benim için sanki 26 saniye gibiydi. Ben Cumhuriyetin, Mustafa Kemal’in ilkeleriyle yaşayan bir insanım. Birinin portresini yapıyorsanız özellikle ülkenin kurucusu gibi önemli bir ismi çalışıyorsanız o kişinin hayatını, vizyonunu, kişiliğini, dehasını, stratejisini bilmeniz gerekiyor. Yaptığım çalışmalarda Atatürk’ün gözleri konuşuyorsa bunda Atatürk’e ilişkin yaptığım araştırmaların büyük bir etkisi var. Atatürk’ü bilmezseniz, hiçbir zaman doğru düzgün bir portre yapamazsınız. Türkiye’de heykel veya resimde Atatürk ile ilgili çalışmalarda nadiren bir benzerlik görülüyor. Bu benzemenin tam olarak yapılamamasının nedeni o kişiyi tanımamaktan kaynaklanıyor. Dolayısıyla Atatürk’e benzemeyen resim, heykel ne varsa yıkılıp atılmalı. Sanatta üslup, yorum elbette vardır ancak en nihayetinde gerçekten o kişiyi bütüncül bir şekilde yansıtmak gerekiyor. Atatürk’ün hayatını okuyabildiğim, araştırdığım kadarıyla gerçekten hissederek portresini yapmaya çalıştım. Atatürk’ü keşfettikçe sevgim, saygım arttı, bu duygularla çalışıyorum. Ben her gün Atatürk ile söyleştim” diye konuştu.
“Gravür-taille douce kitabı hazırlamaya çalışıyorum”
2003 yılında emekli olduktan sonra Ankara Söğütözü’ndeki atölyesinde çalışmalarına devam eden Ertürk, “74 yaşına gireceğim ama hala aynı heyecan ve güçle gravüre devam ediyorum. Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun kağıt üzerinde para basılıyorsa bu baskı resim alanına giriyor, banknot baskı resim alanında üretilen bir üründür. Bu alanın kuralları ve kuramları baskı resmin kurallarıdır. Gravür sanatçısı olarak yerine göre mühendislik çalışması, yerine göre sanat çalışması, yerine göre de öğretmenlik yaptım. Bu konuda üniversitelerde söyleşiler yaptım, çalıştaylara, seminerlere katıldım, öğrencilerle buluşup bu işi anlatmaya çalıştım. Üniversitelerden davet alınca çok mutlu oluyorum, merakla beni dinleyen öğrencilere bir şeyler öğretebilmeyi arzuluyorum. Ölmeden önce banknot grafik üzerine kapsamlı bir kitap hazırlamak istiyorum. Taille-douce tekniğini bütün incelikleriyle öğrenmek isteyenlere kaynak olabilecek bir gravür-taille douce kitabı hazırlamaya çalışıyorum. Bu alanda rehber kitap olsun istiyorum” diye konuştu.
Baskı resim dışında exlibris çalışmaları da yapan Ertürk,1997 yılında ekslibris ile tanışarak, Ankara ekslibris derneğine üye oldu ve Ankara Ekslibris Derneği tarafından 2014 yılında Bulgaristan’da düzenlenen yarışmada üniversite özel ödülünü aldı. Banknota yakın özellikler taşıyan, yazı ve resmin bir arada kullanıldığı exlibrise ilgi duyan Ertürk, çok sayıda exlibris çalışması yaptı, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli sergilere katıldı.