Suriye’nin kaderini İdlib belirleyecek

Rejim karşıtlarının sığınağı haline dönüşmesiyle ülke nüfusunun neredeyse 3’te birinin topraklarında barındıran İdlib’in düşmesi Suriye muhalefetinin direncinin kırılması anlamını taşıyor

Hasan KIRMIZITAŞ- Uğur CAN Hüseyin BOZAN- Nuri PİR/İDLİB (Suriye), (DHA) – RUSYA desteğiyle rejim güçlerinin karadan ve havadan ateş altına aldığı İdlib, aynı zamanda 7 yılı aşkın süredir devam eden Suriye’nin ve Suriye muhalefetinin kaderini belirleyecek kilit kent olma özelliğini taşıyor. Rejim karşıtlarının sığınağı haline dönüşmesiyle ülke nüfusunun neredeyse 3’te birinin topraklarında barındıran İdlib’in düşmesi Suriye muhalefetinin direncinin kırılması anlamını taşıyor. Bu özelliklerinden dolayı rejim karşıtları, ‘Küçük Suriye’ olarak tanımladığı İdlib’in kaybedilmemesi için sonuna kadar savaşmayı öngörüyor.
Ortadoğu coğrafyasında ‘Arap baharı’ olarak adlandırılan iç kalkışmaların yaşandığı süreçte tarihler 2011 yılının Mart ayını gösterirken Esad rejiminin bir süre önce kontrolü sağladığı Ürdün sınırındaki Deraa’da daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyenler sokağa çıktı. Ancak, rejim güçleri göstericilerin bu isteğine silahla karşılık verdi. Rejim karşıtı ilk gösteride kan akması ile oluşan öfke seli bir anda Suriye’nin tüm kentlerine yayıldı. Daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyen Suriyeli sivillerin bu talebi her yerde rejim güçlerince silahla bastırılmak istenmesi, yıllar süren iç savaşın da fitilini ateşledi. Uluslar arası kamuoyunun çağrılarına rağmen Esad yönetiminin gösterileri bastırmak için orantısız güç kullanmakta ısrar etmesi üzerine Suriye Ordusundan ayrılan kurmaylar 2011 yılının yaz ayında rejime karşı silahlanma kararı aldı.
Aynı dönemde ülkenin birçok il ve ilçesinde de benzer yapılar kuruldu ve kendilerine bulundukları bölgenin veya liderlik eden kişilerin isimlerini verdi. Bu süreçte radikal İslami örgütler de silahlanarak rejime karşı duruş sergiledi, terör örgütü PKK’nın bu ülkedeki uzantısı olan PYD yönetimi ise Esad yönetimi ile yaptığı görüşmelerin ardından sürece dahil olmadı. Birçok noktada rejime karşı çatışan farklı isimlerdeki muhalifler kamuoyunda Özgür Suriye Ordusu veya Hür Suriye Ordusu olarak anılmaya başladı. Farklı düşünce yapısına sahip olan ve bazıları birbiriyle çatışmalı olan grupların ortak tek noktası ise 2 yıldızlı Suriye bayrağına eklenen üçüncü yıldızlı yeni bayrağı benimsemesiydi. Tek hedefleri rejim olan Özgür Suriye Ordusu üyeleri kısa sürede ülkenin farklı noktalarında kontrolü bir bir sağladı ve ÖSO bayrağını dalgalandırmaya başladı.
Dağınık bir yapıya sahip olan Özgür Suriye Ordusu’nun düzenli bir şekilde rejime karşı koordineli hareket etmesi için 2012 yılında yapılan toplantıda ÖSO Yüksek Askeri Konseyi kuruldu. ÖSO’nun belirlediği konsey ülkenin güney, kuzey, batı, doğu ve merkez olarak 5 bölgeye ayrılarak mücadele etmesi kararlaştırıldı. Ancak, kurulan yeni yapının pratiğe dönüştürülmesinde sıkıntıların baş göstermesi, ÖSO bünyesindeki gruplar arasında problemlere ve çatışmalara başladı. Söz sahibi olmak isteyen grupların birbiriyle çatışmasıyla başlayan ayrışma DEAŞ’ın Suriye topraklarına girmesi ve geniş bir tabana ulaşmasına zemin hazırladı. 2013 yılında ülkenin birçok noktasına yerleşen terör örgütü DEAŞ, 2014 yılında Rakka’da kontrolü sağladı. DEAŞ daha sonra birbiri ardına birçok nokta ve Türkiye sınırındaki kritik ilçelerde de denetimi ele geçirdi. Rejim ile anlaşan terör örgütü PYD ise bu süreçte tek kurşun sıkmadan Fırat’ın doğusunda Telabyad hariç tüm noktalar ile Fırat’ın batısındaki Afrin’in kontrolünün kendisinde olduğunu ilan etti. Terör örgütü DEAŞ’ın saldırıya geçtiği Kobani’nin ABD öncülüğünde oluşturulan koalisyon ve Türkiye’nin desteğiyle düşmesinin engellenmesinin ardından PYD, karşı atağa geçti. ÖSO üyesi grupların desteğini alan PYD, DEAŞ kontrolündeki Telabyad’ın ele geçirilmesi için hamle yaptı. Beraberindeki ÖSO üyesi gruplara DEAŞ’ın yok edilmesiyle kentin ÖSO’ya bırakılacağını söyleyerek destek bulan PYD, Telabyad’ın kurtarılmasının ardından verdiği sözü tutmadı ve buraya da sözde bayrağını astı. Bu süreçte batılı ülkelere ülkesini seven ve ‘terör örgütü DEAŞ’ı yok eden’ örgüt imajı ile kendini kamufle etmeyi başaran PYD, oluşturduğu sözde Cezire, Kobani ve Afrin kantonlarını birleştirmek istediğini ilan etmesiyle gerçek niyetini de ortaya koydu. PYD’nin kantonları birleştirmek için Fırat’ın batısındaki Cerablus ve Azez’i ele geçirme hayali Türkiye’nin sert tepkisine neden oldu.
Milyonlarca insanın göç ettiği Türkiye, terör örgütü PYD’nin Fırat’ın batısına geçme hayaline engel olduğu sırada bir başka terör örgütü DEAŞ, 2016 yılının ilk günlerinden itibaren Kilis ve Gaziantep’in Karkamış ilçesine peş peşe roket atmaya başladı. DEAŞ’ın attığı roketler Kilis’te 25 kişinin ölümüne yol açarken, terör örgütü Türkiye içerisinde de canlı bomba ve bomba yüklü araçlarla yaptığı saldırılarda yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Son olarak 2016 yılı Ağustos ayında Gaziantep’te yapılan bir düğünde çoğu çocuk 56 kişinin ölümüne neden olan saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ÖSO ile birlikte 24 Ağustos 2016 tarihinde ‘Fırat Kalkanı Harekatı’ başlatıldı. TSK’nın düzenlediği harekat ile Cerablus ile Azez arasındaki 2 bin kilometre karenin üzerindeki alan DEAŞ’lı teröristlerden temizlendi. Böylece hem sınır kenti Gaziantep ve Kilis’i tehdit eden DEAŞ bölgeden arındırılmış, hem de kantonları birleştirmek isteyen PYD’nin bu hayali sonlandırılmış oldu.
Türkiye sınırında bunlar yaşanırken, Esad rejimi ise Rusya ve İran’ın desteğiyle muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri bir bir geri almaya başladı. Guta gibi bazı bölgelerde kimyasal silah da kullanan rejimin kontrolüne giren yerlerdeki muhalifler ve siviller de bu sırada Türkiye sınırındaki İdlib kentine yönlendirildi. Bu yıl başında ise bu kez TSK, güvenliği için tehdit oluşturan PYD denetimindeki Afrin bölgesinin terör örgütlerinden temizlenmesi için Zeytin Dalı Harekatı’nı başlattı. 57 gün süren harekat sonunda 4 binin üzerinde teröristin etkisiz hale getirilmesiyle Afrin terör örgütlerinden arındırıldı ve Türkiye Fırat’ın batısındaki sınır hattını güvenli hale getirmiş oldu.
REJİM KARŞITLARININ SON KALESİ TEHDİT ALTINDA
Suriye rejimi ise en kritik hamlesini geçen Temmuz ayının ortalarında yaptı. Rejim güçleri, iç savaşın fitilinin ateşlendiği adres olan Deraa’da yeniden kontrolü sağladı. Suriyeli muhalifler açısından soğuk duş etkisi yaratan bu gelişme sonrası Deraa’dan ayrılan binlerce muhalif ve sivil de İdlib’in yolunu tuttu. Bu süreçte Esad yönetimi ise Deraa’da elde edilen zaferi muhaliflerin elindeki son kent merkezi olan İdlib’de de kontrolü sağlayarak taçlandırmayı amaçladığını duyurdu. Rejimin bu açıklaması bir anda tüm gözlerin İdlib’e çevrilmesine neden oldu. Çünkü, iç savaşın ardından Türkiye sınırına yakın olduğu için kenti güvenli gören siviller ile rejimin ele geçirdiği yerlerden gelenlerin de sığındığı tek adres olması nedeniyle 4 milyon nüfusa ulaştığı İdlib, bir anda tüm dünyanın odağı olmaya başladı. Rejime ait savaş uçaklarının kırsalında bombardımana başlamasıyla 4 milyon insanın bulunduğu İdlib, tehdit altına girdi.
BİNLERCE İNSAN GÖÇE ZORLANDI
İdlib’e yönelik gerçekleştirilecek bir operasyonun katliama dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getiren Türkiye’nin başını çektiği ülkeler bu durumu engellemek adına diplomasi trafiği başlattı. İdlib’de garantör ülke olarak bulunan Türkiye, Rusya ve İran’ın çözüm arayışı sırasında Esad rejimi saldırılarını sürdürdü. Tahran’da yapılacak olan üçlü zirveye sayılı günler kala bu kez Rus savaş uçakları Suriye’deki üslerini tehdit ettiği gerekçesiyle rejim uçaklarıyla birlikte İdlib ve Hama kırsalındaki köy ve ilçeleri havadan bombalamaya başladı. İdlib’i elinde bulunduran terör örgütü Heyeti Tahriri Şam’ı (HTŞ) hedef aldığı bildirilen bombardımanlarda onlarca köy ve ilçe savaş uçaklarının yanı sıra karadan da tank, havan ve roketlerle ateş altına alındı. Okul, hastane ayrımı yapılmayan saldırılarda yüzlerce yerleşim alanı yerle bir oldu, onlarca kişi öldü ve 30 binin üzerinde insan evlerini terk ederek iç kesimlere veya İdlib’e göç etmek zorunda kaldı.