Tarihi çarşının son nalburiyecisi; Hüseyin Bakır

1972 yılında babasının Koyunpazarı Yokuşu’nda nalbur ve hırdavat üzerine açtığı dükkânda ikinci kuşak olarak mesleği sürdüren Hüseyin Bakır (55), daha önce Köylüler Çarşısı olarak bilinen çarşının geçmişini ve Ankara Kalesi’ndeki hırdavat, nalbur sektörünü değerlendirdi

NAZ AKMAN/ANKARA

Tarih boyunca ticaret kenti olma özelliği taşıyan Ankara, en eski çarşıların, hanların, müzelerin, tarihi ve turistik yapıların bulunduğu Kale bölgesi ile Başkentin ticari yüzünü her dönem canlı tutmayı başarmıştır. Kale bölgesi, Atpazarı, Koyunpazarı, Samanpazarı isimli çarşıları, ayakkabıcı, derici, bakırcı, demirci, sobacı şeklinde sıra sıra dükkanları, Çıkrıkçılar Yokuşu ile Kale bedenleri arasında kalan bölgedeki Mahmut Paşa Bedesteni ile Pirinç Han, Çengelhan, Çukurhan, Kurşunlu Han, Pilavoğlu Han, Sulu Han ve Attarbaşı Hanla Başkentin üretim ve ticaret merkezi misyonunu üstlendi.
Bölgenin en yoğun çarşılarından biri olan Köylüler Çarşısı’nın yer aldığı Koyunpazarı Yokuşu’nda nalbur, hırdavat işi yapan Hüseyin Bakır (55) ile baba mesleğini ve çarşının eski günlerini konuştuk.
“Köylüler Çarşısı, sosyete çarşısı oldu”
1972 yılında Koyunpazarı Yokuşu’nda nalbur dükkânı açarak sektöre giren babasına, henüz 12 yaşındayken çıraklık yaparak destek olan Bakır, o yılları “Bu dükkanda daha önce Ermeni bir terzi çalışırmış. Rivayete göre, kadınlar evlenmeden önce mutlaka bu terziden yelek diktirirmiş, bu bir gelenek haline gelmiş. Onun yeleği olmadan gelin olunmazmış. Eski dönemlerde ticareti genelde Ermeniler ve Rumlar yaparmış, pek çok mesleği de onlardan öğrenmişiz. Demircilik, semercilik, kasaplık, dokumacılık gibi meslek kollarına daha çok onlar hakimken biz Türklerde haffaflık yani ayakkabıcılık, terzilik, nalbantlık, kuyumculuk mesleklerinde ustalaşmışız. Bu terzi yaşlandıktan sonra mesleği bırakıyor ve babam Koyunpazarı Yokuşu’ndaki bu dükkanı kiralayıp nalburiye işine başlıyor. O dönemler buraya Köylüler Çarşısı denilirmiş, Ankara’nın en eski yöresel çarşısıydı. Babamla birlikte sabahın erken saatlerinde dükkanı açardık, köylüler öğleye kadar bu çarşıdan alışverişini yapıp doğruca tarlaya giderdi. Altındağ Belediyesi’nin bulunduğu yer eskiden gıda toptancılarıydı, meydanlık alan Samanpazarı’ydı, Ahi Evran Camii’nin önü Koyunpazarı’ydı, bizim bulunduğumuz yer de yokuş olduğu için Koyunpazarı Yokuşu denilmiş. Hanların bulunduğu yer Atpazarı Yokuşu’ydu. Eskiden şehirli diye bir şey yoktu, burası şehirdi ve gelenler de hep köylüydü dolayısıyla çarşı adını buradan almış. Burası Ankara’nın alışveriş kazanıydı, şimdilerde sosyete çarşısı oldu” sözleriyle anlattı.
“Çarşı harabe vaziyetteydi, fareler ayaklarımızın altında gezinirdi”
Samanpazarı’nı Atpazarı’na bağlayan bu yokuşta geçmişte köklü ailelerin işlettiği dükkanların Ankara ekonomisine can verdiğini vurgulayan Bakır, “Çarşıda genellikle, manifaturacı, yüncü, semerci, bakırcı, ayakkabıcı ve nalburiyeciler olurdu. Düğün alışverişleri bu çarşıdan yapılırdı. Şimdiki gibi hediyelik eşya, antika dükkanları veya kafeler yoktu. Çarşıda sadece bir tane çay ocağı vardı onun dışında dükkanlar bulunuyordu. O yıllarda çarşının sirkülasyonu yoğun, kazançlar da boldu ancak alt yapı olarak epey harabe bir vaziyetteydi. Dükkanlar tahtadan ve kerpiçti, fareler ayaklarımızın altında gezinirdi. Bu bölgede bulunan tarihi konaklar ve hanlar dolayısıyla 2000’li yıllarda restorasyon çalışmaları yapıldı bu sayede bölgenin alt yapısı da geliştirildi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hemen hemen her semte açılan dükkanlar, yapı marketler, alışveriş merkezleri ve internet alışverişinden bizler de olumsuz etkilendik. 1990’dan sonra her 10 yılda bir buradaki dükkanlarda işler azaldı dolayısıyla pek çok esnaf kepenk kapattı. Şimdilerde internet kullanımının artması ile birlikte burada bulunan pek çok esnaf arkadaşımız iş yapamadı, ya çarşıyı terk edip farklı semtlerde dükkan açtı ya da sektörü bıraktı. Siftah yapamadığımız günler de oluyor ancak baba mesleğini yaşatmak istiyorum bu nedenle dükkanı kapatıp sektörden çekilmeye gönlüm razı gelmiyor” dedi.
Salgın sürecinde bahçeye ilgi arttı
Covid-19 virüs salgını sürecinde izolasyon nedeniyle sosyal yaşamın kısıtlandığı ve evde daha fazla zaman geçirildiği bugünlerde özellikle bahçeye ilginin arttığını söyleyen Bakır, “Pandemi nedeniyle bizim sektörümüzde az da olsa bir hareketlilik yaşandı. Bu süreçte pek çok kişi evden çıkamayınca hobi amaçlı tarlasına bahçesine yoğunlaşmaya başladı. Özellikle bahçe malzemeleri ve hobi aletleri çok satıldı. Bunun yanı sıra elbette evde daha fazla zaman geçirilince pek çoğumuz evimizde de ufak tefek değişiklikler yaptık. Bu tadilatlar için çoğu insan el aletleri, tamir malzemeleri aldı. Bu nedenle siftah yapıp, az da olsa eve ekmek götürecek kadar kazanıyoruz. Ancak bu dönemler buranın işsizlik aylarıdır. Bu çarşı köklü bir geçmişe dayandığı için kemikleşmiş bir müşteri kitlemiz var ancak gerek salgın gerekse buraya ilginin azalması geçmiş yıllardaki sirkülasyonu aratıyor. Geleceğimizin nasıl olacağı belirsizken buna bir de bu küresel hastalık eklendi, bu durum tüm insanlığı olumsuz etkiledi. Bir yandan hastalığın bulaşma riski öte yandan çalışma zorunda kaldığımız için risk altındayız. Salgın geçim derdimize can telaşını ekledi. Sadece bizim sektörümüz değil tüm sektörlerde durum aynı, kimse iş yapamıyor. Kendi yağımızda kavruluyoruz, kepenk kapatmamak için direniyoruz. Tek umudumuz en kısa sürede aşının işe yaramasıyla normale dönebilmek” diye konuştu.
Dede mirası baba mesleği nalburiye
26 yaşındaki oğlunun üçüncü kuşak olarak mesleği sürdüreceğini ifade eden Bakır, “Oğlum 10 yaşında yanımda çıraklık yaparak mesleği öğrendi. 20 yaşında açtığı dükkanla ticarete başladı. Meslek lisesinden mezun olduktan sonra ticarete atılmayı tercih etti. Oğlumun dede mirasına sahip çıkıp, baba mesleğini sürdürmesiyle benim de gözüm arkada kalmayacak. Günümüzde maalesef gençler dede veya baba mesleğini tercih etmiyor farklı şekilde kariyer hedefliyorlar ancak gerek geleneksel el sanatları gerekse zanaatların kaybolmaya yüz tutmasının nedeni bu mesleklerin sürdürülmemesi. Oysa bu zanaatlara sahip çıkılmalı, aile işletmeleri kuşaktan kuşağa aktarılmalı, bu mirasa ancak böyle sahip çıkılır. Benim diğer oğlum üniversite eğitiminden sonra mühendis olarak mesleğe başladı. Kayserilerin okumayanı esnaf, esnaf olmayanı da okurmuş derler, bizde de durum böyle oldu. Biz Kayseri’nin Develi ilçesindeniz. Erciyes Dağı’nın bir yüzü Kayseri diğeri Develi. Esas ticaret erbabı olanlar Erciyes’in Kayseri yüzü yani yerlileridir. Kayserinin yerlileri ticarette nam salmışlar. Kayserilerin ticarette iyi olmaları üzerine pek çok rivayet var.