Tarihi eserlerin korunması eğitimle mümkün

Şenyücel: İmamlara sanat tarihi
eğitimi verilmesini istiyoruz

TRT’de 1975 yılında başladığı meslek hayatını 2017 yılında emekli olarak sonlandıran sanat tarihçisi ve belgesel yapımcısı Kerime Şenyücel, şimdi serbest çalışarak belgesel çekmeye devam ediyor. “Bilun, Sürgünün Son Tanığı”, “Osmanoğlu’nun Sürgünü”, “Fatih Avrupa’nın Kaderini Değiştiren Adam”, “Halfeti Suya Dönüşen Topraklar”, “Halfeti’den Hasankeyf’e Sudaki Umut”, “Zeugma- Dün Bugün”, “Acısıyla Tatlısıyla Hayatımız Arabesk” gibi pek çok belgesele imza atan Şenyücel, Türkiye’de sanat tarihini ve belgesel yapımcılığını 24 Saat gazetesine anlattı

SULTAN YAVUZ – Kerime Şenyücel, 42 yıl TRT’de prodüktörlük yaptıktan sonra 2017 yılında emekli olmuş. Şimdi ise serbest olarak belgesel çekmeye devam ediyor. Sanat tarihi ve İngiliz edebiyatı alanlarında eğitim gören Şenyücel, 1975 yılında TRT’ye girmiş. Eğitiminin, sanat tarihi ile ilgili çektiği belgesellere katkı sağladığını söyleyen Şenyücel, “Bilun, Sürgünün Son Tanığı”, “Osmanoğlu’nun Sürgünü”, “Fatih Avrupa’nın Kaderini Değiştiren Adam”, “Halfeti Suya Dönüşen Topraklar”, “Halfeti’den Hasankeyf’e Sudaki Umut”, “Zeugma-Dün Bugün”, “Acısıyla Tatlısıyla Hayatımız Arabesk” gibi pek çok belgesel kazandırmış. Belgesellerinin müziklerini ağırlıklı olarak Yeni Türkü grubundan müzisyen Derya Köroğlu’nun yaptığını ifade eden Şenyücel, “Fatih Avrupa’nın Kaderini Değiştiren Adam” isimli belgeselinde ise Fahir Atakoğlu ile çalıştığını kaydediyor.
TRT’den ayrıldıktan sonra, Vehbi Koç Araştırma Merkezi tarafından Rahmi Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen sof-tiftik sergisi için görsel hazırlayan Şenyücel, şimdi Uluslararası Türk Sanatı Kongresi’nin bu yıl Ankara’da düzenlenecek etkinliği için Suut Kemal Yetkin belgeseli hazırlıyor.
Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği
Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği (ASTAD) üyesi olan Şenyücel, 2010 ve 2015 yılları arasında derneğin başkanlığını yürüttüğünü belirtiyor. Şu anda ise etnografya etkinliğinin koordinasyonunu sağlıyor.
1995 yılında Ankara merkezli kurulan ve Anadolu’da şubeleri bulunan ASTAD, Anadolu uygarlıkları eserlerinin korunması, sergilenmesi ve tanıtılması, bu kapsamda Türkiye’deki kültür varlıklarının dökümünün yapılması çalışmalarına ve müzecilik ile ilgili etkinliklere yardım edilmesi çalışmalarını yürütüyor. 2012 yılından beri ASTAD-TRT ve Etnografya Müzesi işbirliğiyle her ayın üçüncü Çarşamba günü belgesel gösterimi ve söyleşiler yapan dernek, aynı zamanda mesleki dayanışma ve özlük haklarını savunma gibi konularda da çalışıyor.

Sanat tarihçisi ve belgesel yapımcısı
Kerime Şenyücel

Türkiye’deki yabancı okullarda sanat tarihi zorunlu ders
Şenyücel, 1990’lı yıllarda sanat tarihi konusunda bir bilinç oluştuğuna dikkat çekerek, bu sürede yaptığı “Yağmalanan Anadolu” belgeselinde Elmalı sikkeleri, Karun hazinesi, Noel Baba hazinesi gibi eserlerin yurt dışına kaçırılışlarının ayak izlerini sürdüğünü ve bu tarihlerde devletin girişimleri neticesinde yurt dışındaki bazı eserlerin iadesinin yapıldığına dikkat çekiyor.
Türkiye’deki tarihi eserlerin korunmasına dair eğitimin önemli olduğunu vurgulayan Şenyücel şunları söylüyor:
“Mesela Mısır lahitlerini o kültürün devamı olarak Kahire Müzesi’nde görmekle, Avrupa’daki bir müzede görmek aynı şeyler değildir. Dernek olarak sanat tarihi dersinin orta öğretimde yeniden müfredatta yer almasını istiyoruz. Eskiden zorunluydu, sonra seçmeli yaptılar, şimdi de çıkardılar. Biz çok zengin topraklarda yaşıyoruz. Eğitimle bilinç verilmezse, aileden de alınmazsa insanlar eserlerin kıymetini bilmiyor ve definecilik, zarar verme yaygınlaşıyor. Bir de Batılı ülkeler Orta Doğu gibi ülkelerde zaten bu eserlerin kıymetinin bilinmediğini ve kendilerinin koruduğunu düşünüyor.
Türkiye’deki yabancı okullarda sanat tarihi zorunlu ders ama biz kendi okullarımızda yok etmişiz. Biz aslında imamlara da sanat tarihi verilmesini istiyoruz. Camilerden çok önemli parçalar çalınıyor. Bu değerleri önce biz benimsemezsek koruyamayız. Eğitim, devlet desteği ve Kültür Bakanlığı koordineli olmalı, yapılan girişimlerin sürekliliği olmalı…”

VEKAM (Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Merkezi) Sözlü Tarih Projesi

Restorasyon ve kurtarma çalışmaları
Zeugma Müzesi’nin çok güzel bir örnek olduğunu kaydeden Şenyücel, kurtarma ve restorasyon çalışmalarında, ortaya çıkacak sonucun işi üstelenin insafına kaldığını belirtiyor. Zeugma Müzesi’ne konulan mozaiği çıkarma işleminde, kendi kızı da arkeolog olan inşaat firması sahibinin çok özenli davrandığını söyleyen Şenyücel, restorasyon yapılmadan önce sanat tarihçilerinden rapor alındığını ama restorasyon sonrası görüşün genelde o tarihçiye sorulmadığını kaydediyor.
ASTAD üyelerinin, yanlışların düzeltilmesi konusunda emek verdiklerini ifade eden Şenyücel, sanat tarihçileri olarak mesleki zorluklara da değiniyor. Şenyücel şöyle anlatıyor:
“Devlet Personel Daire Başkanlığı’nda meslek tanımımız yok mesela. Bizim alanda tek çalışma alanı Kültür Bakanlığı ama iki yılda 15-20 kişi alıyor. Eğitim planlanırken, ne kadar istihdam olacağı ne yazık ki hesaplanmıyor. Bu pek çok sektör için geçerli olabilir… Bu nedenle, memurluk ya da bankacılık sektörü gibi alanlara yönelim olabiliyor. İşsizliğin yanı sıra, toplumda saygınlık kazanmak da önemli… Özellikle arkeolog arkadaşlara, “mezar kazıcısı” olarak bakılıyor ve define konusuna meraklı olan insanlar nerede, ne olduğunu sorabiliyorlar.”
“Sanat tarihiyle ilgili belgesellerde zaman tasarrufu yapabiliyorsunuz”
Şenyücel, sanat tarihçisi olarak tarihi eserlerle ilgili belgesel hazırlamanın zaman açısından tasarruf sağladığını dile getiriyor. Şenyücel, “Belgeselde ön araştırma çok önemlidir, dolayısıyla hem bir takım bilgilere sahip olduğunuzdan hem de kime danışmanız gerektiğini bildiğinizden, zaman açısından ekonomik oluyor” diyor.
Belgesel çekerken sürekli yeni bilgi ve deneyimler kazanıldığını kaydeden Şenyücel, “Söz konusu belgesel sanat tarihini içeriyorsa, bu bilgileri de rahat aktarıyorsunuz” diye ifade ediyor.
Belgeselcilikte kendisini en şaşırtan durumu esprili bir dille aktaran Kerime Şenyücel, şöyle konuşuyor:
“Yaygın bir durum vardır; genelde aynı meslekten insanlar birbirinden çok da haz etmezler. Mesela ressamlar ressamları, sinemacılar sinemacıları pek sevmez. Medyada isim yapmış insanlar arasında kıskançlık ya da mesleki çatışmalar görmek beni şaşırtmıştı. Sanırım insan doğası biraz da böyle… Ressamlarla ilgili belgeselimde, Ankaralı ve İstanbullu ressamlar arasında çatışma olduğunu, sinema belgeselimde ise Osman Seden, Atıf Yılmaz, Lütfü Akad gibi yönetmenlerin birbirinden çok da hoşlanmadığını görmüştüm. Keza aynı durum Safiye Ayla ve Müzeyyen Senar’da da vardı. Programın selameti için her zaman insanların zayıflıklarını bilip, ona göre hareket etmek lazım. Bir nevi psikolog olmalısınız. İnsana dair ilginç durumları öğreniyorsunuz.”

Bilun Sürgünün Son Tanığı Beyrut