Tuncay Yalın: “Radyo ve televizyonlar gençlere imkan vermeli”

Taner DEDEOĞLU 

Müziğe bağlama ile başladı ama sanat müziği eserleri çaldı, eczacılık eğitimi aldı fakat Kültür Bakanlığı Klasik Türk Sanat Müziği korosu solisti oldu. Müzikle yaşamlarını renklendiren bir ailede dünyaya gelen, TRT repertuarında otuz altı bestesi olan Tuncay Yalın ile Zaman Tüneline giriyoruz.
Erciş Kaymakamı Reşit Beyin eşi Kamile Hanım üçüncü çocuğu, Kültür Bakanlığı Türk Müziği Korosu solistlerinden Tuncay Yalın’ı 6 Nisan 1949 da Van Devlet Hastanesinde dünyaya getirir. Tülay ve Nuray adlı iki kızından ve uzun zaman aralığından sonra dünyaya gelen oğlu ile duygulanan Reşit Yalın da mutluluktan ufak birbaygınlık geçirir.
Yalın ailesi görev nedeniyle yurt köşelerinde dolaşmaktadır, çocukluğu, Trabzon, Nevşehir, Kocaeli, Gaziantep gibi çeşitli illerde geçen, Türk Müziği sanatçısı ve bestekâr Tuncay Yalın bu dönemi şöyle anlatıyor:
“Evimizde her akşam yemekten sonra sofra kaldırılır, masa başına toplanırız, babam udunu alır ve meşk yapardık.
Ben ilkokula başlamadan önce cura çalıyordum, çeşitli illeri dolaştıktan sonra ilkokulu Ankara Namık Kemal de bitirdim. Bu dönemde Ankara Radyosu Sanatçılarından Şinasi Cihan’ın Hamamönündeki Cihan Müzik adlı saz evinden bana en uygun bağlamayı seçtiler, denedim ve aldık. Babamın atanmasıyla gittiğimiz Kastamonu’da ben okul gösterilerinde bağlama çalmaya başlamıştım, hatta en başta oturuyorum! Birinci olmam çok usta olduğumdan değil, solak olduğumdan, saplar çarpmasın diye en başa ben oturuyorum… Burada solo da yapmıştım, hiç unutmam, ‘koyun gelir yata yata’ adlı türküyü Abdurrahman Paşa Ortaokulunda çalıp söyledim.
Daha sonra geldiğim Ankara Atatürk Lisesinde Kültür-Sanat Kulübü kurduk. Edebiyat öğretmenimiz Hicran Hanımın başkanlığındaki kol faaliyetimiz güzel sanatların her dalını kapsıyordu. Bizden üst sınıftaki Gün Zileli arkadaşımız çok iyi bir hatipti, güzel şiir okurdu. Taner Akansel ve ben müzikle ilgiliydik, şu anda aklıma gelen isimler, çok kalabalıktık…
Bu dönemde bir okul gezisi yaptık, otobüsün arka sırasında ben yol boyu bağlama çalıp söyledim, bu artık benim bilinçli sahne çalışmam, dinleyicilerle göz göze gelmemdi…
Ben bağlama çalıyorum ama söylediğim eserler daha çok şarkı formunda, babam da hep beni eleştiriyor. Bir gün onun udunu denemek istedim olmadı, ben perdeli sazdan geldiğim için, çalışımı kendimi beğenmedim. Lise bittiğinde artık bağlama sadece evdeki enstrümanım oldu, ben solistliğe yöneldim, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesine girmiştim, bir taraftan da Ankara Radyosundan ünlü hoca Ahmet Hatipoğlu’dan ders alıyorum. Nurdan Torun, Semra Türel, Esin Dinçer ile Hatipoğlu hocanın öğrencileriyiz. Benim enstrümana olan ilgimi bildiği için hoca ‘benim yedek tamburumu al bir dene” dedi ve bir de kitabını verdi, 1975 yılında tambura başladım, başlayış o başlayış.”

ECZACILIĞI BIRAKIYOR
Müziğin içine doğan Tuncay Yalın, Sağlık Bakanlığında eczacı olarak görev yapmaktadır fakat aklı müziktedir. O günlerde TRT’nin ses sanatçılığı içinbir süre daha sınav açmayacağı bilinmektedir, Tuncay Yalın, Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği korosuna girişini şöyle anlatıyor:
“O zaman TRT sanatçı alımı için sınav açamadığından veya piyasa sanatçıları ‘memur’ kadrosuna girmek istemediğinden ‘ön dinleme’ diye bir uygulama vardı. Sanatçılar bir sınava alınır, kazananlara radyo ve televizyonda şarkı-türkü söylemelerine izin verilirdi. 1979 yılında Orhan Saygıcı, Ali Osman Akkuş ile birlikte ön dilemeyi kazanmıştık, zaman zaman da radyo-televizyonda programlara katılabiliyorduk…
Sağlık Bakanlığında eczacıydım, Bakan Mehmet Aydın’ın danışmanlığına getirildim. Merhum Aydın doktor değildi ama aşı kampanyasını başlatarak sağlık camiasında çok büyük bir olaya imza atmıştı, bu dönemlerde onun yanında olmaktan da ayrı bir gurur duyarım.
1986 yılında üstat Özer Altın TRT’den ayrılmış ve Kültür Bakanlığı Korosunu kurmakla görevlendirilmişti. Önceden tanışıyorduk ama bu dönemde yakınlaştık. Onun yardımcısı gibi oldum, koronun kuruluşundaki tüm bürokrasi işlerinde çalıştım, evrakları dolaştırdım, hatta maliye bakanlığına kadro için başvuruyu da ben götürdüm, 1986 yılında da Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği Korosunu kurduk.”

BİTMEYEN ÇEKİŞME
Kültür Bakanlığı Korosunun ilk kadrosunda yer alan Tuncay Yalın, kuruluş ile bir çekişme ortamına girildiğini söylüyor. Kişiler ve kurumlar arasındaki çekişmenin giderek arttığını vehala da devam ettiğini söyleyen Yalın şöyle konuşuyor:
“Önce, TRT’nin bir yayın kurumu olduğu, repertuar belirlemek, ses ve saz sanatçısı yetiştirmek, eserlere denetim uygulamak gibi bir görevi olmadığı görüşü ortaya atıldı. Bu açıdan TRT’nin birçok sanatçı ve bestecide vebali büyüktür. Bir anımı nakletmek isterim, Cemal Safi’nin bir şiirini bestelemiştim, usta şiirin bir yerinde ‘kâğıt üstünde köz gönder bana’ diyor… Denetim Kurulu bunu kabul etmedi, ‘teşbih de olsa gerçek payı olmalıdır’ diyerek geri çevirdi, gün geldi, aynı TRT, Müzik kanalında ‘Arabesk’ diye bir bölüm açtı. TRT’nin katı kurallarından usanarak müzikten kopan çok kişi biliyorum, o insanların hakları, duyguları ne olacak?
Kültür Bakanlığı korosu için; işin fazla derinliğinde, çokilerisi düşünülerek hazırlanan bir program olduğu söylenilir. Başbakan Turgut Özal’ın hemen her konuyu incelediği, çözüm ürettiği bilinir, onun buluşuolduğu söylenir bu koro. Dikkat ederseniz, koronun kuruluşundan üç yıl sonra da özel radyo-televizyonlar dönemi başlar. Özal’ın bu yayın kuruluşlarına sanatçı kaynağı sağlamasının yanı sırayöresel müzik ve kültürlerin kaybolmaması için Kültür Bakanlığında halk ve sanat müziği korolarını kurdurduğu da bir görüştür. Kuruluş yerlerine dikkat ederseniz, Diyarbakır, Elazığ, Edirne, Mersin, Bursa, üç tane İstanbul ve Konya Tasavvuf Korosu’nun kültürü yaşatma ve yayma görevini üstlenecek kuruluşlar olarak planlandığı belirgindir.
Hatta bir dönemde çıkan ‘TRT sanatçılarının Kültür Bakanlığı Korolarına devredileceği’ haberi de bunu doğrular niteliktedir, çünkü TRT sadece yayın kurumu olmalıdır…
TRT, Kültür Bakanlığı Türk Müziğive Halk Müziği korolarını hiç kabullenemedi, ayırımcılık yaptı, baltaladı. Onlara yayınlarında bir kota uygulaması yapabilirdi, oysa buradakiler de TRT sınavlarını geçmiş aynı düzeyde eğitilmiş sanatçılardı…
TRT yayınlarından olması gerektiği kadar yararlanamadık, birçok arkadaşım toplumda tanınamamadan Kültür Bakanlığı Korosundan emekli oldu diye bilirim…
Geniş düşünülen program sanıyorum Özal ile unutuldu, yıllarca eğitilen TRT ve Kültür Bakanlığı sanatçıları için yayının önemli bir bölümün eline tutan özel kanal yasağı gelince, onlarda başka sesleri buldu, başka isimleri halkla buluşturdu, bu da müziğimizi bu gün geldiği noktaya taşıdı…
İki kurum arasında çekişmeye bir de koromuzdaki sanatçılar arasında da çekememezlik eklendi, yurtdışı göreve gidemeyen arkadaşlarımız gidenleri kıskandı, üzücü olaylar yaşandı, kalpler kırıldı…”

SESİNİ NASIL DUYURACAK?
Tuncay Yalın albüm yapmanın pahalı olduğunu, gençlere imkân tanınmasını vurgulayarak şunları söylüyor:
“‘Yeni Sesler-Yeni Besteler’ diye, Ziya Taşkent’in Salı akşamları yayınlanan bir radyo programı vardı, TRT çok önemli bir görev üstleniyordu, Ziya Ağabey gibi o da toprak oldu… Siz elinden tutmazsanız, imkân vermezseniz, yeni ses, yeni beste nasıl duyulacak? Buna bağlı olarak da gelişecek? Bu gün, Türk Sanat Müziğinde yılda iki üç şarkı ve şarkıcı ancak dinleyici ile buluşabiliyor. Başka tür müzik yaparsanız imkânlarınız çok! Lise, üniversite yıllarımızda bizde popüler müzik dinlenirdik ama okul kantininde, kafede, bir şarkı başladığında herkes kulak kesilirdi, çünkü kız erkek tüm gençliğin kalbi bu kültürle doluydu. Ankara’da birçok sanatçının yetiştiği, sesini duyurabildiği, Güney Park, Beyaz Saray gibi sadece şarkı türkü dinleyeceğiniz mekânlara haftalar önce bilet alırdınız. Bu imkânlar olmayınca siz sesinizi nasıl duyuracaksınız?”

İLK BESTE, İLK ÖDÜL
Yirmi sekiz yıl Kültür Bakanlığı Türk Sanat Müziği Korosunda solist olarak görev yapan Tuncay Yalın beste çalışmalarını da şöyle anlatıyor:
“Babam mülki amirdi, ut çalardı, kemanı elli yaşından sonra öğrendi, besteleri de vardı. TRT Repertuarında 11 eseri var.
Böyle babam olunca ben de hem müzikle ilgilendim hem de beste yaptım. İlk bestem 1990 yılında, sözleri Aşkın Tuna’ya ait ‘Senin Farkın Olmalı’adlı eser, bununla da ‘Başkent Beste Yarışması’nda ikinci oldum. Bu şarkıyı daha sonra da Nalan Altınörs albümüne aldı. Bu güne kadar TRT repertuarında 36 eserim oldu, 22 eserim de sanatçılar tarafından seslendirildi. Artık TRT repertuarına eser vermiyorum, sanatçı arkadaşlarım bana ulaşıyor, onlara veriyorum. Ankara’nın ünlü tavernacısı Kadir Sezer’in son albümüne dört eser verdim.”
2010 yılında Özdemir Birsel’in çektiği “Dede Efendi” adlı dokuz bölümlük televizyon dizisinde Şakir Ağa rolüyle ekrana gelen Tuncay Yalın, Falş TV, Polis ve Meteoroloji Radyoları ve Kanal A televizyonlarında da programlar hazırladı. Tuncay yalın 1979 yılında eczacı Melek Hanımla yaşamını birleştirdi, Aylin adındaki kızları da avukat.