Türk gençliği eskiden ulusal değerler için canını feda ederdi!

Ne oldu bizlere, neler oldu da toplumsal ve ulusal değerlerden uzaklaştıkça susuyoruz?!

Özellikle Türk Gençliği, eskiden ulusal değerler için canını feda etmeye her an hazırdı.

Şimdiki halimize bakın.. Ulusal değerler bir yana, Laik ve Demokratik Cumhuriyet’in temeli olan bu vatanı bu hale getirenlerin yakalarına yapışan yok.

Terör örgütü bu silahları, bu cephaneleri ne zaman, nasıl bu kentlere, ilçelere ve mezralara sokmuş? Nasıl buralarda yolların ve binaların altlarını kazmışlar, onca bombayı oralara yerleştirmiş?

Teröristler bu yığınakları yaparken, o yörelerdeki kamu görevlileri, yanı Devletin sorumluları ne yapmışlar? Devletin yönetiminde yetki sahibi olan zat, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” demişti; acaba asker yan gelip yattı mı? Yoksa, olan bitenin farkındaydı da, “Yat oraya, görmezden gel, karışma, çalışma” mı deniliyordu?

O dönemlerde parklarda ağaç kesilmesine karşı çıkan gençlerin üzerine kurşun sıkan, en azından bol kepçe zehirli gaz sıkabilen güvenlik güçlerine, “Açılım-saçılım sırasında o militanların elindeki silahları, bombaları falan görmeyin, sakın ha mermi sıkmayın” talimatları mı verilmişti?

Yüzlerce yerleşim yerine hendekler açanlar, sırf kazma kürekle mi bunları başarmıştı?

Bütün bu olup bitenlerden sorumlu olanlar kimlerdi?

Kimler kimlere neden dokunmamıştı?

Gece gündüz demeden fidan gibi askerlerimizi, polislerimizi, komandolarımızı şehit verirken, bu işleri hamasetle mi kapatacağız?

Bu olup bitenlerden kendilerini yetersiz görüp görevlerinden ayrılacak karakterde bir Allah’ın kulu olmayacak mı? Bu haysiyetli tavrı gösterecek adam yetiştirilmedi mi bu topraklarda?

Sorular çok, ama yanıt veren yok!

Vatan toprakları yangın yerine döndükten sonra yükselen alevlerin yayıldığı alanlara asker ve polis yollamakla yeterli tedbir mi alınmış olunuyor?

Bütün bunlar olup bitiyor; yandaş kanallardaki yalakalar sürekli mevcut yönetimi yağlayıp paklıyor. Kurtuluş savaşını kazanan Atatürk ve arkadaşları için ağza alınmayacak hakaretler yapılıyor.

Atatürk ve İsmet Paşa Laik Cumhuriyeti kurduktan sonra camileri satışa çıkarmışlar, iyi mi?!

Yahu bu ne pis bir karalamadır?

Bu nasıl bir edepsizliktir? Ne biçim karaktersizliktir?

Bugün Atatürk ve arkadaşları sayesinde ülkeyi yöneten ulvi makamlarda oturanların aklına bu hakaretlere dur demek gelmiyor mu?

Belli ki gelmiyor.

Kurtuluş ve Kuruluş değerlerine saygıları olsaydı, yarın kutlanması gereken 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarını yasaklar mıydılar?

Böyle bir kararı alan kimsenin Egemenliğin millet adına temsil edildiği Büyük Meclisin başında bulunmasına imkan tanınır mıydı? Bugünkü TBMM Başkanının beyninde ve yüreğinde Demokratik ve Laik bir Cumhuriyet taşıdığına asla inanmıyorum. Çünkü, öğrencilik dönemlerinden tanıyorum bun bu şahsı; Atatürk’ü de sevmez, Cumhuriyet’i de benimsemez, Laik anlayışı da içine sindiremez. Onun tek arzusu Laik Cumhuriyet değil, Din Devleti oluşturmaktır. Yani Türkiye Cumhuriyeti değil yine Osmanlı Devleti dönemine geri dönülmesini özlemektedir.

Yandaş kanallarda sıralanan “Yeni Türkiye Liderleri” kimlerdir, gördünüz mü?

Ne Atatürk var, ne İsmet İnönü, ne Demirel, ne Ecevit..

Kimler mi var?

Her gün fotoğrafları yayınlanarak övgüler yağdırıyorlar; Abdülhamit, Menderes, Turgut Özal, Erbakan ve Erdoğan… Ötekiler, yani Laik Cumhuriyetçiler Batı’nın temsilcileri imiş, bunlar ise milletin sevdikleri, yani İslam inancının asli temsilcileri gibi görüp gösteriyorlar. Böyle bir şeyi düşünen zıpır zır Cahillerin manzarası aynen böyle. Bu ayrımcılık neden sahneye konuyor?

Müspet ilimle yetişen, akılcı ve uygar insanların onuruna dokunan şey işte budur! Pes be, pes vallahi. Cehaletin yağcılarına insan yüreği dayanamıyor!

Tanrım, insan olana, aklıyla değerlendirenlere sabır ver, ne olur onları bu cahillerden koru!

Aleni şunu söylüyorlar ve hiç utanmıyorlar:

“Lozan, Batı ülkelerinin İslam aleminde zaaf yaratmak için kurdukları tuzakmış. Eğer orada telkin edilmeseymiş, tüm İslam aleminin sözünü dinlediği Halifelik makamı Türkiye’de kalacakmış.”

Sen çağdaş ve uygar bir yönetim sistemi kuruyorsun, Laik ve Demokratik Cumhuriyet olarak çağdaş hukuk sistemine uyuyorsun ve sonra da hilafetten bahsediyorsun. Cehalete bakın!

Hani, Kurtuluş Savaşı verilirken, Birinci Meclis’te yobazın biri söz almış da, “Eğitim sistemini değiştirdiniz, tekke ve zaviyeleri yok ettiniz, peki bundan sonra ben ne olacağım?” demiş de Başkan olarak Mustafa Kemal Paşa kürsüden yanıt vermişi:

“Adam olacaksın Hoca efendi, adam olacaksın.”

Aynen böyle. Demek ki, bu cahil cühela takımı hala adam olamamışlar. Ama yetki onlarda(!) ise buna karşı ne yapmalıyız?

Devlet Arşivleri eski Genel Müdürlerinden, akrabam da olan, rahmetli Halil Tekin Bucaklı ileri yaşlarda görme yetisini yitirmişti. Bir gün Devlet yönetimi üzerinde sohbet ederken şöyle demişti:

“Bak çocuk, bu dediğimi unutma.. Büyük bir düşünür, her toplum kendine layık olan bir yönetimle yönetilir, diyor. Çünkü, onu görür, her şey ondan ibaret sanır. Oysa, insanların aklı toplumların itibar ettiği zamanlarda öne çıkarsa, o toplum kendinden de ileri bir yönetim tarzını seçebilir. Bizler, Mustafa Kemal ile bu imkana kavuştuk ve çağdaşlığı ve uygarlığı yönetim ilkesi saydık. Ha, yarın bir gün bu imkanlarımızı kaybedersek çağ dışına düşeriz ve,safsataların emrine giriveririz, bunu da iyi belle.”

Halil Tekin Bucaklı kim mi? Mektebi Mülkiye’nin arşivine girerek nasıl büyük bir zekaya ve yeteneğe sahip olduğunu görebilirsiniz. Çünkü, öğrenim döneminde tüm notları tam olan bir öğrenci olduğunun farkına varabilirsiniz. O kadar zekiydi ki, “Ben Atatürk’ün sınır neferlerinden biriyim, ama görevimin ne olduğunu sorma bana. Sınır neferliği bana yeter de artar” der ve sohbeti bitirirdi..

Ulusal değerler ve kazanılan ulusal onurlar işte böyle korunur ve kollanır. Eğer bu değerlerin istismarına neden olunursa, uygar ve çağdaş anlayıştan da yoksun kalırsınız.

Onun için diyorum:

“Eskiden ulusal değerler için bu milletin çocukları sakınmadan canlarını feda ederlerdi.”Peki, bu ortamda bu onurlu değerler sahipsiz mi kalacak?