Türki̇ye’de 6 bi̇ne yakin Afri̇ka kökenli̇ öğrenci̇ öğreni̇m görüyor

Utku ŞENSOY / ANKARA – Türkiye’nin Afrika konusunda özellikle de Batı Afrika, Sahraaltı ülkeleri konusunda deneyimli diplomat, emekli Büyükelçi Sayın Yalçın ERENSOY ile, Sahraaltı Afrika’yı, Türkiye ile bölge ülkelerinin ilişkilerini konuştuğumuz ve ilk bölümü dünkü gazetemizde yer alan yazımızın ikinci bölümü:
U.Ş : Fildişi Sahili’nden önce Senegal’de Büyükelçi olarak görev yaptınız. Senegal – Türkiye ilişkilerini Fildişi Sahili – Türkiye ilişkileri ile karşılaştırdığınızda arada belirgin farklılıklar ya da benzerlikler var mı? İslam dünyasına Fildişi Sahili’nden daha yakın bir ülke olan Senegal ile ilişkilerimiz AKP döneminde sosyal, kültürel iktisadi anlamda bir artış gösterdi mi ?
Y.E : Senegal ’in 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra faaliyete geçen Dakar’daki Büyükelçiliğimiz, Sahra Güneyi Afrika’daki ilk Büyükelçiliklerimizden biri olup, yakın zamana kadar görev bölgesi Batı Afrika’daki birçok ülkeyi kapsıyordu. Nitekim, Dakar’da bulunduğum yıllarda (2003-2008) bölgeninin diğer ülkelerinde henüz Büyükelçiliklerimiz açılmamış olduğundan, 8 ülkeye akredite Büyükelçi olarak görev yapmıştım. Senegal, Afrika’nın en istikrarlı ve yabancılar için yaşam koşulları en güvenli ülkelerinden biri olarak tanınıyor. Ayrıca, uzun yıllardan beri çeşitli uluslararası örgütlerde aktif bir dış politika izleyen Senegal, uluslararası diplomaside ön plana çıkmayı başaran Afrika ülkelerinden biridir. Bu nedenlerin de etkisiyle, Dakar’daki yabancı diplomatik temsilciliklerin sayısı, Afrika’daki birçok başkente kıyasla daha fazladır. Dolayısıyla ülkemizin Batı Afrika bölgesindeki ilk büyükelçiliğinin Dakar’da açılmış olması uluslararası toplumun genel tercihiyle örtüşmektedir. Öte yandan, Ankara’daki Büyükelçiliğini 2006 yılında açan Senegal, Sahra Güneyi Afrika ülkeleri arasında Türkiye’de Büyükelçilik açan 5.nci ülke oldu. Fildişi Sahili’ne kıyasla Senegal’deki Büyükelçiliğimizin personel kadrosu da daha geniş olup, fazladan Askeri Ataşeliğimiz ve TİKA Ofisimiz bulunuyor. Ancak, bu durumun açıklamasını Senegal’deki Büyükelçiliğimizin daha eski olmasına bağlamak doğru olacaktır. Ayrıca, Senegal’de Askeri Ataşelik ve TİKA ofisi’nin açılışı, Fildişi Sahili’ndeki iç savaş ve bölünmüşlük nedeniyle uygun çalışma ortamının bulunmadığı bir döneme rastlıyor. Sonuç olarak, ülkemizin Senegal ve Fildişi Sahili’ne yönelik siyasi ve ekonomik politikalarında herhangi bir farklılaşma oluştuysa, bunu din referanslı bir yaklaşıma bağlamak yanlış olur. Bununla birlikte, her iki ülkedeki müslüman topluluklara, çeşitli resmi kuruluşlarımız ve STK’lar aracılığıyla yapılan yardım ve bağışlarda son yıllarda artış olduğu görülüyor.
U.Ş : Türkiye’nin, Fildişi Sahili’ndeki iç savaş döneminde uluslararası arenada izlediği siyaset nasıl olmuştur ?
Y.E : Ülkemiz krizin ilk yıllarından beri BM’in Fildişi Sahili’ndeki barışı koruma çabalarına personel ve maddi destek sağladı. Bu kapsamda BM Fildişi Sahili Misyonu bünyesinde 2004 yılında kurulan UNPOL’e ( Birleşmiş Milletler Polis Gücü) personel desteğinde bulundu. Türkiye, 2009-2010 yıllarında iki yıl süreyle BM Güvenlik Konseyi’ne üye olunca, bölgesel barış ve güvenlik için tehdit oluşturan Fildişi Sahili krizi ile ilgili olarak Güvenlik Konseyi bünyesinde yürütülen çalışmalara da katkıda bulundu. Güvenlik Konseyi’nde Fildişi krizi hakkında Türkiye’nin de katıldığı 10 civarında karar alındı. Fildişi Sahili’nde 1999 yılında başlayan kriz, 2 Aralık 2010 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarının açıklanmasıyla yeni bir aşamaya girmişti. Seçim sonuçları üzerinde taraflar uzlaşamayınca ülkede iki Cumhurbaşkanı ve iki Hükümet ortaya çıktı. Seçim süreci boyunca ve sonrasında gelişmeleri yönlendirmeye çalışan Abidjandaki Fransa ve ABD Büyükelçileri, BM Güvenlik Konseyi üyesi diğer bazı ”dost” ülkelerin Büyükelçileri ile toplantılar düzenlediler. Benzer nitelikte toplantılar BM Fildişi Sahili Özel Temsilcisi tarafından da düzenlendi. Benim de katıldığım söz konusu toplantılara Rusya ve Çin Büyükelçileri katılmadılar. Fransa ve ABD Büyükelçileri seçim öncesinde de Laurent Gbagbo’dan memnun değillerdi ve açıkça dile getirmemekle birlikte Ouattarayı destekliyorlardı. Tüm süreç boyunca BM Fildişi Sahili Özel Temsilcisi ile tam bir uyum içinde çalıştılar. Türkiye açısından ise önemli olan Fildişi Sahili2nde bir an önce krizin son bulması ve ülkenin Dünya ekonomisi ile tekrar bütünleşmesiydi. Böyle bir ortamda, BM Fildişi Sahili Özel Temsilcisinin seçim sonuçlarıyla ilgili kararına güvenmek ve desteklemek durumundaydık. Bakanlığımız da seçimlerin ertesinde yayınladığı bir duyuruyla, seçimleri Alassane Ouattara’nın kazandığının BM tarafından onaylandığını hatırlatarak, tüm taraflara Ouattara’nın zaferiyle sonuçlanan meşru seçim sonucunu tanımaları ve Fildişi halkının demokratik tercihine saygı duymaları çağrısında bulundu. Bakanlığımızın açıklaması çerçevesinde seçim sonrasında Ouattara’yı meşru Cumhurbaşkanı olarak tanıdık . Ancak, Abidjan’ı 11 Nisan’a kadar fiilen kontrol etmeye devam eden Gbagbo yönetimi ile ilişkilerimizi de ”de facto ” düzeyde sürdürdük.

SENEGAL eski Cumhurbaşkanı Abdoulaye WADE (2000-2012)

U.Ş : Görev yaptığınız ülkelerden yedisini kapsayan UEMOA’nın (Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği) bulunduğu coğrafya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında fazla temas olmadığı bilinmektedir; Türkiye Cumhuriyeti tarihi için de yakın zamana kadar aynı şeyi söylemek size göre mümkün mü ?
Y.E : UEMOA ülkeleri ile temaslarımızın geçmişini, Afrika ile ilişkilerimizin tarihi kapsamında ele almak daha uygun olur. Afrika ile ilişkilerimizi tarihsel olarak üç döneme ayırabiliriz. İlk dönem; Osmanlı Devleti’nin Afrika ile ilişkilerini kapsar. Osmanlı Devleti, aynı zamanda bir Afrika Devletiydi. Mısır’ı idaresine aldıktan sonra, Hint Okyanusu, Kızıldeniz, Akdeniz ve jeostratejik bağı nedeniyle Afrika’nın bir bölümünde Avrupalılarla güç mücadelesi içine girdi. Mısır›dan sonra Osmanlı İmparatorluğu’na Afrika›nın Cezayir, Tunus, Libya, Somali, Eritre, Cibuti, Sudan ve bugünkü Etiyopya’nın Harrar bölgeleri dahil oldu. Çad ve Uganda›nın bazı bölgelerinin yanısıra UEMOA ülkesi Nijer’in de bazı bölgeleri de Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde kaldı. Osmanlılar, Kuzey Nijerya, Nijer ve Çad’da hüküm süren Kanem-Bornu Devleti ile dostluk kurdular ve Turgut Reis›in Trablusgarp valiliği sırasında anlaşma imzaladılar. Osmanlılar III. Murat döneminde Kanem-Bornu Devleti›ne silah yardımında da bulundular. Osmanlı İmparatorluğunun, yine bir UEMOA ülkesi olan Mali içindeki Timbuktu ile de Kuzey Afrika’daki beylikler aracılığıyla ilişkiler kurduğu biliniyor. Timbuktu kütüphanesindeki tarihi el yazmaları arasında Osmanlı İmparatorluğuna ait belgeler de yer almaktadır. Avrupalı emperyalist devletlerin Berlin Konferansı’nda Afrika kıtasını paylaşmaları ve Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecine girmesiyle birlikte Afrika Kıtası ile ilişkiler giderek azaldı.
İkinci dönem; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1998 yılına kadar uzanan zaman aralığını kapsıyor. İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar, Liberya ve Etyopya dışında Afrika’nın tamamının sömürge toprağı statüsünde olması, bu yıllarda Türkiye’nin Afrika kıtası ile ilişkilerini geliştirmesini engelledi. Buna rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından birkaç yıl sonra 1926 yılında Türkiye Etiyopya’da Büyükelçilik açtı. II. Dünya Savaşı sonrasında da dekolonizasyon sürecinde yeni bağımsızlığını kazanan Afrika ülkelerini tanıdı ve Sahra altındaki Büyükelçiliklerinin sayısını 10’a çıkardı. Bu kapsamda, UEMOA bölgesindeki tek Büyükelçiliğimiz Dakar’da açıldı ve UEMOA ülkelerinden beşine akredite edildi. Diğer üç UEMOA ülkesine ise Lagos ve Akra’daki Büyükelçiliklerimiz akredite edildiler. Bununla birlikte, Soğuk Savaşın belirlediği politikalar ve ülkemizin ekonomik imkânlarının el vermeyişi gibi nedenlerle Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizin gelişmesi yetersiz kaldı. Nitekim, Sahra altı Afrika›da açılan 10 Büyükelçilikten 3’ü ( Somali,Tanzanya ve Gana), daha sonra ekonomik imkansızlıklar nedeniyle kapatıldı.1970›li yıllarda Batı ülkelerinin, özellikle de ABD’nin Kıbrıs konusunda Türkiye’nin istediği desteği vermemesi, tam aksine Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların argümanlarını desteklemeleri Türk dış politika yapıcılarını yeni arayışlara yöneltti. Özellikle Birleşmiş Milletler’de Türkiye’yi ilgilendiren önemli oylamalarda destek sağlayan ülkelerin sayısını artırmak amacıyla, Afrika ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde duruldu ve birçok Afrika ülkesine heyetler ve özel temsilciler gönderildi. Ancak, bu politikamız yeterli olmadı, arzu ettiğimiz desteği bulamadık.
Üçüncü dönem; 1998 sonrasını kapsıyor. 1990’lı yıllarda dış politikada yaşanılan sorunlar Türkiye›nin çok boyutlu yeni bir dış politikaya ve ekonomik ilişkilere yönelmesini zorunlu kılmıştı. Yeni dış politika vizyonu doğrultusunda 1998 yılında ”Afrika Eylem Planı” geliştirildi. Ancak, 2000’de patlak veren ekonomik krizden dolayı Afrika Eylem Planı’nın o dönemde uygulanması mümkün olamadı. Bununla birlikte, Türkiye’nin Afrika ile siyasal, ticari ve kültürel işbirliğini hedefleyen yeni bir yol haritası niteliğindeki söz konusu Plan, 2005’te AKP hükümeti döneminde başlayan Afrika’ya açılım politikalarının temelini oluşturdu. 2005 yılı hükümetimiz tarafından “Afrika Yılı” ilan edildi, yeni Büyükelçilikler açılması kararlaştırıldı ve nihayetinde 2008 yılında Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi’nin düzenlenmesiyle ilişkilerde çok yönlü bir yeniden yapılanma başladı. Yeniden yapılanma döneminde UEMOA bölgesinde de Togo ve Gine Bissau dışındaki tüm ülkelerde Büyükelçilikler açıldı. Siyasi, ekonomik ve kültürel temaslar yoğunlaştırıldı. Bölge ülkelerine yapılan yardımlar arttırıldı.

SİERRA LEONE Devlet Başkanı Ernest Bai KOROMA (2007- ….)

“SAHRAALTI AFRIKA ÜLKELERIYLE OLAN TİCARET HACMIMIZ, 9 MILYAR DOLARA YAKLAŞTI”
U.Ş: Sizce Türkiye’ nin Senegal, Fildişi Sahili ve diğer belli başlı UEMOA ülkeleri ile ilişkileri gelecekte farklı alanlarda (askeri, iktisadi, kulturel, turistik vs.) nasıl bir seyir izler? Ne yönde şekillenir?
Y.E: Türkiye’nin, genelde Afrika ülkeleri ve bu kapsamda UEMOA ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesi, özellikle soğuk savaş sonrasında zorunlu hale gelen çok yönlü dış politika ihtiyacının bir uzantısı olduğundan, öngörülebilir bir gelecekte bu politikanın değişmesini beklemiyorum. Afrika ülkelerine açılım politikasının uygulamaya konulması onuncu yılını henüz doldurmakla birlikte ilişkilerde önemli sıçrama kaydedildi. 2010 Mart ayında Başbakanlık genelgesiyle yayınlanan ‘‘Afrika Strateji Belgesi’’ Türk dış politikası bakımından önemli bir adım oluşturuyor. Türkiye-Afrika ilişkilerini daha ileri seviyelere taşımaya yönelik ortak iradeyi temsil eden Türkiye-Afrika Zirvelerinin ikincisi Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da 2014 Kasım ayında düzenlendi. Zirvede bir bildiri ve 2015-2019 Dönemi Ortak Uygulama Planı kabul edildi. Bu belgeler, 2008 Ağustos ayında İstanbul’daki Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesinde kabul edilen kararlarla birlikte Türkiye-Afrika ilişkilerine bir yol haritası kazandırdı. 2009 Mayıs ayında Sahraaltı Afrika’da 7 Büyükelçiliğimiz bulunmaktayken bugün bu sayı 34’e yükseldi. Afrika ülkeleri de, Ankara’da açtıkları Büyükelçiliklerle Türkiye’ nin açılımına karşılık verdiler. 2008 başında 5 Sahraaltı Afrika ülkesinin Ankara’da Büyükelçiliği mevcutken, bugün bu sayı 27’ye yükseldi. Afrika’daki Büyükelçiliklerimizden 26’sında Ticaret Müşavirliğimiz bulunuyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’ nın (TİKA) da Afrika’da 15 ofisi var. Keza, Yunus Emre Türk Kültür Merkezi (YETKM) Sahra altı Afrika’da ilk merkezlerini Hartum ve Pretoria’da açtı. Anadolu Ajansı’nın (AA) Sahra Altı Afrika’daki ilk temsilciliği 2014’te Addis Ababa’da faaliyete geçti. AA, Afrika ile ilgili konularda İngilizce ve Arapçanın yanısıra Fransızca da haber yayınlamaya başladı. Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan verilere göre, Sahraaltı Afrika (SAA) ülkeleriyle 2000 yılında 742 milyon ABD Doları olan ticaret hacmimiz, 2014 yılında ise 8,4 milyar ABD Dolarına yükseldi. 2003 yılında oldukça düşük bir düzeyde olduğu tahmin edilen Türkiye’nin Afrika kıtasındaki doğrudan yatırımlarının halen 6,2 milyar dolar’ı bulduğu belirtiliyor. Financial Times’ın yayınladığı The Africa Investment Report 2015’de, Afrika’daki doğrudan yabancı yatırımlar arasında en fazla istihdam yaratanın Türk yatırımları olduğu kaydedildi (2014’te 16.593 kişilik istihdam). Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde kümülatif olarak Afrika’da üstlenilen 1.152 projenin toplam bedeli 55 milyar dolara yaklaştı. Bunlardan 170’den fazla proje Sahraaltı Afrika ülkelerinde üstlenildi ve bedeli yaklaşık 9 milyar dolar’ı buluyor. Diğer taraftan, ülkemiz 2013 yılı itibariyle, Afrika Kalkınma Bankası’na üye oldu. Bu üyelikle birlikte, Türk firmalarının Afrika Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Fonu ve Nijerya Güven Fonu tarafından finanse edilen projelerin ihalelerine katılmaları mümkün oldu. 2013 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği resmi kalkınma yardımlarının (3,3 Milyar Dolar) yaklaşık 1/4’ünü, yani 783 milyon Dolarını Afrika ülkelerine yapılan yardımlar oluşturdu. Türkiye’nin 20’ye yakın Afrika ülkesi ile sağlık alanında ikili işbirliği anlaşması mevcuttur.
U.Ş: Ulaşım konusuna özellikle THY’na özel bir paragraf açmak gerekiyor.
Y.E: Afrika ülkeleriyle ulaşım imkânlarını geliştirmek, işadamlarının karşılıklı olarak birbirleriyle temaslarını kolaylaştırmak, Afrika halklarının Dünya’ya ulaşımında Türkiye’nin bir kavşak noktası olmasını temin etmek amacıyla THY’nin Afrika’ya uçuşlarının sayısı artırıldı. THY hâlihazırda Afrika’da 31 ülkede yaklaşık 50 noktaya seferler düzenliyor. 2006 yılında ülkemizi 210 bin Afrikalı (tüm Afrika) ziyaret etmişken, bu rakam 2015 yılında 885 bini aştı.
“TÜRKİYE’DE 6 BINE YAKIN AFRİKA KÖKENLİ ÖĞRENCİ ÖĞRENİM GÖRÜYOR”
1991-2014 döneminde askeri eğitim ve kurslar hariç, 4380 Afrikalı öğrenciye burs verildi. Ülkemizde yüksek öğrenim gören Afrikalı öğrenci sayısı 5500’e yaklaştı. Ayrıca, 2014 sonu itibariyle, 22 Afrika ülkesinden toplam 2.202 askeri personele; TSK Eğitim ve Öğretim Kurumlarında eğitim verildi. 2014 yılında eğitim verilen Afrikalı askeri personel sayısı 570’dir. Türkiye, Afrika’da barış ve istikrarın sağlanması faaliyetlerine katkıda bulunmaya önem atfediyor. Bu doğrultuda, Afrika’da halen görev yapmakta olan 9 BM Misyonu’ndan 5’ine ağırlıklı olarak polis (MONUSCO/KDC, UNAMID/Darfur, UNMISS/Güney Sudan, UNOCI/Fildişi Sahili ve UNMIL/Liberya) personel katkısında bulunuyor.
Afrika genelinde özetlediğim tüm ilişki alanlarında, UEMOA ülkeleriyle ilişkilerimiz de, herbirinin kendi siyasi, ekonomik ve sosyal performansının belirlediği hızla giderek yoğunlaşarak ilerlemektedir. Bu trend artık geri dönülemez bir aşamaya geldi. 2008 yılında 8 UEMOA ülkesinden sadece 1’inde Büyükelçiliğimiz varken, bugün aynı coğrafyadaki Büyükelçiliklerimizin sayısı 6’yı buldu. Yaklaşık 15 yıl önce, Sahraaltı Afrika’yı ilk ziyaretim sırasında, hem Türkiye, hem de UEMOA ülkeleri bakımından birbirlerine karşılıklı bir ilgisizlik varken, bugün Türkiye ile sözkonusu ülkeler arasındaki ilişkilerde, hem resmi kurumlar, hem de halklar düzeyinde karşılıklı farkındalığın büyük ölçüde arttığına bizzat tanık olmaktayım. Türkiye’de eğitim görerek Türkçe öğrenen, Türkiye’yi ziyaret ederek Türklerle kişisel ve ya firma düzeyinde ilişki kuran Afrikalıların sayısı her geçen gün artmaktadır. Vatandaşlarımız ve Türk firmaları bakımından da Afrika kıtası ile ilgili bilgisizlik hızla aşılmaktadır. 15 yıl önce Türkiye’den Sahraaltı Afrika’ya gidebilmek için en az 1 gün Avrupa’da konaklamak gerekirken, bugün birkaç saatlik aktarmasız uçuşla Afrika ülkelerinin yarısından fazlasına ulaşmak mümkündür. Aynı olanak Türkiye’ye gitmek isteyen Afrikalılar bakımından da geçerlidir. UEMOA bölgesinde de, THY’nın, 8 UEMOA ülkesinden 6’na tarifeli seferleri mevcuttur.
U.Ş: Son olarak, Özellikle ABD ve Çin gibi ülkeler ve eski sömürgecilerin bölgedeki etkin konumlarına rağmen, Türkiye Afrika’ nın geleceğinde aktif rol üstlenebilecek mi?
Y.E: Afrika’da Büyükelçi olarak görev yaptığım 12 Batı Afrika ülkesinin bağımsızlıklarını kazandıktan sonra eski sömürgecileriyle (görev yaptığım ülkelerde Fransa, İngiltere, Portekiz) kurdukları imtiyazlı ilişkiler hala devam etmekle birlikte, artık sömürgeci ülkelerin tekelci konumunun giderek aşındığı görülmektedir. Bu durum diğer yükselen ülkeler gibi, ülkemizin de Afrika ülkeleriyle ilişkilerinde yeni olanaklar yaratmaktadır. Genel olarak, liberal uygulamaların ve saydamlığın artmasının yanısıra, hızlı bir kalkınma sürecine giren Afrika ülkelerinde satın alma gücünün yükselmesi de ilişkilerin gelişmesini teşvik etmektedir. Önümüzdeki yıllarda, konjonktürel duraklamalar yaşansa da, Türkiye ve Batı Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin hem daha geniş bir sektörel yelpazeye yaygınlaşacağını, hem de içerik bakımından derinlik kazanacağını umuyorum.

BURKİNA FASO eski Devlet Başkanı Blaise COMPAORE (1987-2014). 1987 yılında askeri darbeyle iktidarı ele geçirdi. 1991’den itibaren katıldığı tüm Devlet Başkanlığı saçimlerini kazanarak iktidarda kaldı. 2014 yılında halk ayaklanması sonucunda Fransa’nın yardımıyla ülkesinden kaçarak Fas’a sığındı.