Türkiye’de kuraklık ve su krizi: Barajların kritik seviyeden çıkmasında yağışlar yeterli olmayacak

Akademisyen Doğanay Tolunay

Barajların yarısından fazlası boşaldığı için su oranı kritik seviyelerde seyrediyor. İSKİ’nin verilerine göre İstanbul’da yıllık toplam yağış miktarı ve baraj doluluk oranı son 10 yılın en düşük seviyelerine geriledi. Akademisyen Doğanay Tolunay yağışların barajları doldurmakta yeterli olmayacağı görüşünde

LEYLA ÖZKAYNAK
İSTANBUL- İstanbul’da 2012 yılında yüzde 62 olan baraj doluluk oranı 2021 başı itibariyle yüzde 22 seviyelerine kadar düştü. Marmara Bölgesi’ndeki yağışlar geçtiğimiz yıla göre yüzde 17.4 oranında azalırken, İstanbul geçen yaz en kurak yaz mevsimlerinden birini yaşadı. İklim krizine de bağlı olarak artan su sorunu, İstanbul’da yürütülen yanlış proje ve politikalarla gittikçe ciddi bir boyuta taşındı. Uzmanlar böyle giderse iklim krizinin de etkisiyle büyük şehirler başta olmak üzere Türkiye’de su krizi yaşanabileceği konusunda uyarıyor.
İstanbul’da yaşanan su krizinin boyutlarını ve alınması gereken önlemleri Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile konuştuk.
‘2021 daha kurak geçecek’
İstanbul genelinde yağışların kuraklığı engellemekte yeterli olmayacağı konusunda uyaran Tolunay, kurak bir yıl geçireceğimize işaret ediyor ve “2020 yılı oldukça kurak geçti. Yağışlar yılın son 6 ayı diğer yılların ortalamasına göre yüzde 50 azaldı. İstanbul’da önümüzdeki haftalarda yağış bekleniyor ama bu yağışlar nedeniyle kimsenin rehavete kapılmaması gerekiyor. Barajların kritik seviyeden çıkmasında yağışlar yeterli olmayacak. Kuraklık ve su kıtlığı baraj doluluk oranları azaldığı zaman gündeme geliyor. Halbuki bu konunun Türkiye’nin sürekli gündeminde olması gerekir çünkü nüfusu sürekli arttığı için su tüketimi de sürekli artan bir ülke. Hal böyle giderse 2021 daha kurak geçecek gibi görünüyor” diyor.
Mega projeler su havzalarını yok ediyor!
İstanbul’da yapılan ve yapılması planlanan mega projelerin su sorununda çok büyük rol oynadığına dikkat çeken Tolunay, “3’üncü köprü ve bağlantı yolları İstanbul’un en önemli içme suyu havzası olan Terkos Gölü havzasının daralmasına neden oldu. Kanal İstanbul projesi ise 500 bin kişinin suyunu sağlayabilecek Sazlıdere Barajı’nı tamamen yok edecek. Yeraltı sularının beslenmesini engelleyeceği için de yeraltı su seviyelerini azaltacak. Bu tür mega projeler içme suyu havzalarına ciddi ölçüde zarar verdiği için bu tarz projelerden vazgeçilmesi şart” uyarısında bulunuyor.
‘Sadece şebekelerde 240 milyon metreküp su kaybediliyor’
Şebekelerin yenilenmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Tolunay şöyle devam ediyor: “İçme suyu havzalarından evlerdeki musluğa gelene kadar çok büyük bir su kaybı yaşanıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı bu oranın yüzde 30’un üzerinde olduğunu açıkladı. Bazı şehirlerde bu oran yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. İstanbul’da yüzde 22’lere varan bir su kaybı var.Yani 240 milyon metre küp su kaybediliyor. Bu oran Ömerli Barajı’nda toplanan su miktarına eşit. Diğer bir deyişle, Ömerli Barajı’nda biriken su miktarı kadar suyu şebekede kaybederek ziyan ediyoruz.”
‘Melen Barajı yapılsa dahi İstanbul’un suyu İstanbulluya yetmeyecek’
Eski Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 16 Kasım 2017’de yaptığı “Melen’in devreye girmesiyle birlikte İstanbul’un su sorununu 2071 yılına kadar çözdük” açıklamasını hatırlattığımız Tolunay, bu söylemin yanlış olduğu görüşünde. Tolunay, “Bu söylemler doğru söylemler değil. Bunu söyleyebilmek için İstanbul’un gelecekteki nüfus oranını bilmeniz gerekiyor. Örneğin Bugün 16 milyon olan İstanbul nüfusu 2040 yılında 26-27 milyona çıkarsa kayıp su ile beraber kişilerin kullandığı günlük su tüketimi de artarsa ki artacak, Melen Barajı yapılsa dahi İstanbul’un suyu İstanbulluya yetmeyecek. Buna ek olarak mevcut su havzaları korunmazsa, Sazlıdere’yi kaybederseniz, Terkos Gölü’nü kaybederseniz, çarpık kentleşmeyi önlemezseniz su asla yetmez” diyor.
“Megakentler kurmaktan vazgeçmeliyiz”
Su kaynaklarının yüzde 10’unun yerleşim alanlarında kullanıldığını söyleyen Tolunay, yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:
“İçme ve kullanma suyu olarak yaklaşık 6 milyar metreküp su kullanıyoruz. Bu oranın yaklaşık bir milyar metreküpü İstanbul’da kullanılıyor. Bizim megakentler kurmamamız gerekiyor. İstanbul, Ankara ve İzmir’de kullanılan su için, yüzlerce kilometre öteden su aktarımı yapıyoruz. Yani orada yaşayan insanların ve ekosistemlerin hakkı olan suyu sömürüyoruz. Kentlerin aşırı büyümesinin önüne geçmek, şehir bölge planlama anlayışıyla kentlerin planlanması ve içme suyu havzalarının korunması gerekiyor. Yani içme suyu havzalarının içinde yapılaşmanın, sanayi tesislerinin olmaması gerekiyor. Ancak maalesef İstanbul’da buna dikkat edilmiyor. Örneğin Küçükçekmece Gölü bir zamanlar içme suyu havzasıyken yapılaşma önlenmeyip sanayi tesisleri kurularak göl kirlendi ve kullanılamaz hale geldi.”
‘Nüfusun planlanması şart’
İBB’nin 2018 yılında hazırladığı iklim değişikliği eylem planına dikkat çeken Tolunay, nüfus planlamasının da önemini vurguluyor:
“ 2040 yılında İstanbul bugüne göre 2 ila 3 derece kadar daha sıcak olabilir. Yüz yılın sonunda ise 4-4,5 derece kadar daha sıcak olabilir. Sıcaklık artışına bağlı olarak yağışlar düzensizleşiyor. İklim krizinin de etkisiyle barajlarda buharlaşma artacak ve su havzalarının yüzde 30’a kadar azalabileceği ön görülüyor. Başka yerlerden su aktararak taşıma suyla değirmeni döndürmek yerine kentleşmenin planlanması, nüfus artışının kontrol altına alınması, göçün engellenmesi, Anadolu’nun değişik yerlerinde yeni cazibe merkezleri yapılarak, insanların çalışabileceği yeni istihdam alanları yaratılması gerekiyor ki, İstanbul’da yaşanan su sorununun önünü alabilelim.”