Türkiye’de kuşlar, özellikle de papağanlar şiddet görüyor

Ankara’da kurulan Simurg Kuş Yuvası Derneği, muhtaç durumdaki kuşlara yardım eli uzatıyor. Yuvasından düşen, göç sürüsünden ayrı kalmış, hasta, sakatlanmış ya da şiddet görmüş kuşları rehabilite ederek yeniden doğaya kazandıran dernek, 24 saat erişim sağlayan mobil hizmeti, tüyleri dökülen kuşlara kanat operasyonu ve kuş ticaretine karşı duruşlarıyla Türkiye’de bu anlamda bir ilki temsil ediyor. Simurg Kuş Yuvası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Alaz Uslu, çalışmalarını ve kuşların doğa ve insanlar için neden bu kadar önemli olduğunu 24 Saat Gazetesine anlattı

SULTAN YAVUZ – Ankara merkezli Simurg Kuş Yuvası Derneği, yardıma ve bakıma muhtaç kuşların tedavisini yaparak onları yeniden doğaya kazandıran resmi bir kurum. Yıllardır faaliyet gösteren ve gönüllülerden oluşan dernek, beş ay önce resmiyet kazandı. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Alaz Uslu’nun kuşlarla olan iletişimi ise çocukluk yıllarına uzanıyor.
Dedesinin ölümünden sonra, beslediği 82 kanarya öldü
Kanarya yetiştiricisi olan dedesiyle beş yaşına kadar vakit geçiren Uslu, ötüşü için beslenen kanaryanın Osmanlı kültüründen Anadolu kültürüne kadar uzandığını ve günümüzde de önemli bir meslek alanı olduğunu belirtiyor. Kuş yetiştiriciliğinin “ne yazık ki” ötücü kuşların hemen hepsini kapsadığını söyleyen Uslu, her kuşun farklı ötüş ve nağmeleri olduğunu, dedesiyle birlikte ellerinde ses kayıt cihazlarıyla sabah erken saatlerde gittikleri yürüyüşlerde öğrenmiş. Uslu, önce mikrofonlarla kuşun ötüş tüneğinin bulunduğunu ve kuştan önce mikrofonun bağlandığını, bu şekilde gelen kuşun ötüşünün kaydedildiğini söylüyor.
O dönemde insanların bu kadar bilinçli olmadığını ve çok sayıda kuşun yakalandığını da üzülerek anlatıyor. Uslu, saka, iskete gibi türleri çağıran bir kuşun etrafına ağ gerildiğini ve gelen kuşların bu ağlarla yakalanarak erkek ve dişi olmak üzere ayrıldığını; dişilerin doğaya bırakılırken, erkeklerin ötüşleri nedeniyle kafeslere konulduğunu ifade ediyor. Çocukken bu duruma çok içerleyen Uslu, “İki saat önce uçan kuşu kafese kapatıyorsunuz ve sonra da iyi olmasını bekliyorsunuz, bu nasıl mümkün olabilir? Çırpınıyor, kendisini oradan oraya vuruyor, tüyleri deforme oluyor ve psikolojisi bozuluyor. Zaten büyük kısmı bu esaret sürecinde ölüyor” diyor.
Dedesinin, öleceğini düşündüğü kuşları kendisine verdiğini ifade eden Uslu, o süreçte kuşlara bir tedavi uygulamasa da, camekân kaplı balkonlarında kuşları serbest bıraktığını, beslediğini ve iyileştikten sonra da onları doğaya saldığını belirtiyor. Dedesiyle geçirdikleri kazada dedesinin vefat ettiğini söyleyen Uslu, dedesinin beslediği 82 kanaryanın, dedesinin ölümünden bir gün sonra öldüklerini dile getirerek, “Bu insanlara çarpıcı ve mübalağa gibi geliyor ama benzer olayları yaşayan insanlarla görüştüm. Kanaryaların, sahipleriyle kurdukları garip bir bağ var” diyor. 18 kuşun olduğu bir evde büyüdüğünü kaydeden Uslu, kuşlarla olan iletişimini artırarak devam etmiş.
“Kuşlar, insan sağlığını tehdit eden virüs ve bakterilerin yayılmasını önler”
Kuşların insan hayatına doğrudan faydası olmadığını ve hekimlerin de bu alanı kazançlı görmediklerini kaydeden Uslu, kuşların farklı böcek, kemirgen ve hatta memeliyle beslendiklerini, baykuşların kemirgenleri yiyerek tarıma fayda sağladığını; akbabaların leşle beslenerek doğal temizleyiciler olduğunu belirtti. Uslu bu konuda şunları ifade ediyor:
“Kuşlar, insan sağlığını tehdit eden virüs ve bakterilerin yayılmasını, hastalıkları öneler. Birçok yırtıcı kuş türü tarım dostudur ve böcekleri, kemirgenleri yer. Ebabiller ise sanıldığının aksine nadir değildir, sayıca fazladır ve “Türkiye’de pikniğe gidince Somali’deki gibi ağzınıza sinek, böcek dolmuyorsa bunu ebabiller sağlıyor, böcek popülasyonunu dengede tutuyorlar.”
“Türkiye’de kuşların, özellikle de papağanların şiddet görebileceğini kimse bilmiyor”
Türkiye’de “Bahtiyar” isimli papağanın şiddet görme olayının medyaya yansıması sayesinde, kuş şiddetine dikkat çekildiğini belirten Uslu, 2018 yılında ölen Bahtiyar için şunları söylüyor:
“Afrika gri papağanıydı ve yıllardır işkence görmüş çok önemli bir vaka. Kuşların, özellikle de papağanların şiddet görebileceğini kimse bilmiyor. Kedi ve köpek şiddeti biliniyor ama kuşlar da var. Biz Bahtiyar’ın bize verilmesi konusunda Bakanlık’la iletişime geçtik ama resmi bir kurum olmadığımız için kabul edilmedi. Bahtiyar ameliyata alınırsa ölebileceğini tahmin ettim ve bu düşüncemi, dernek kurucularımızdan bilim insanı, Sualtı Araştırmaları Derneği kurucularından Akdeniz Foku çalışma biriminden Cem Orkun Kıraç ile paylaştım. Cem Abi, panik yapmamamı söylemişti. Bahtiyar ölünce beni aradı ve ‘Sen bunu tahmin ettin, aşmışsın artık, dernek oluyoruz’ dedi.”
Papağanların duygusal zekâlarının dokuz yaşındaki bir çocuğunkine karşılık gelebileceğine dikkat çeken Uslu, bu papağanların dört işlem yapabildiğine ve Alzheimer olabildiklerine dikkat çekerek, “Mesela yıllarca dayak yediği için hâlâ kanatlarını yolan bir papağan ya da tek ayağı olmayan bir papağanımız var. Türkiye’de papağanlar yardıma muhtaç, doğru bakılmıyor ve biz nasıl bakılır diye anlatmaya çalışıyoruz. Zeki ve çok duygusallar, bu nedenle bu kanlı ticaretin ve esaretin bitmesini istiyoruz” diyor.
Dernekteki dokuz kurucu üye arasında veteriner hekim, hukukçu, akademisyen ve biyolog bulunuyor. Uslu, pet shopların da üyelik istediğini ancak kabul etmediklerini belirterek, “Bizden rehabilitasyon sürecindeki papağanlara ücretsiz bir şekilde ele geçirip satacaklarını düşünüyorlar. Bizim ihtiyacımız, bilim insanları, akademisyenler ve doğayı, canlıyı seven kişiler…” diyor.
Kedi-köpek zehirleyenler, kuşları da zehirliyor
Derneklerindeki insanları “Yolu kuşlarla kesişmiş insanlar” olarak tanımlayan Uslu, öncelikle bu coğrafyaya ait, insan yardımına muhtaç kuşlara yardım eli uzatıp ikinci bir şans vermek istediklerini ifade ediyor. Uslu, zehirlenme vakalarını da şöyle anlatıyor:
“Bize yuvadan düşen, yuvası insanlar tarafından bozulan, sayıları her geçen gün artan taşıtların çarptığı vakalar ve zehirlenme olayları çok geliyor. Hedef kedi ve köpekleri zehirlemek ama onlar için bırakılan zehirli etler, etçil karga ve saksağan gibi türlerin de hayatını tehlikeye sokuyor. Üniversite kampüslerinde böcek öldürücüler için kullanılan ilaçların etkileri var bir de; o böceklerle beslenen kuşlar…”
Uslu, ilkbahar ve sonbahar döneminde göç yorgunu kuşların da yardıma muhtaç olabildiklerini belirterek, “Kışın donma tehlikesi de geçirebiliyor. O kuşların rehabilitasyon çalışmasını yapıyoruz. Bu ülkeye ticaret için sokulan egzotik papağan türleri var, bunların kurtarılması için canlı ticaretinin yasaklanmasını istiyoruz. Ne yazık ki, kedi ve köpekle ilgili kampanya çok ama kuşlar kimsenin aklına gelmiyor, Adı kırmızı listede olan kuşların ticareti hâlâ yapılıyor” diyor.
Kuşların uçabiliyor olmasının bir mucize olduğunu ancak kuşların her zaman uçamadığını vurgulayan Uslu, “Mesela yolda bir memeli görünce frene basılıyor ama kuş olunca, ‘Nasılsa uçar’ algısı var. Oysa o kuş yavru ya da çok yaşlı olabilir, hasta olabilir ve uçamayabilir. Yol kenarları kuş ölüsü dolu, görmüyoruz bile… Doğada bir güvercin gelip de sizin omzunuza konmaz, mesafeli biyolojisinden dolayı insana uzak. Şehrin göbeğinden şu an sinekkapanlar, ötleğenler geçiyor ve Sahra Çölü’nü aşıp Afrika’ya gidiyorlar. Biz görünce ‘serçe’ sanıyoruz ama serçeler yerlidir, gitmez. 5 gramlık kuş, Ukrayna’dan Afrika’nın güneyine gidiyor, inanabiliyor musunuz?” diye anlatıyor.
Acil Durum hattı: 0553 952 08 07
Simurg Kuş Yuvası Derneği’nin iki buçuk yıldır, 24 Saat erişim sağlayan acil durum hattı mevcut. Ankara’dan ulaşanlar için, hemen müdahalede bulunabilen dernek, şehir ve ülke dışından arayanlar için de destek sunmaya çalışıyor. Görmedikleri hayvanların tedavisini yapmadıklarını belirten Uslu, şöyle konuşuyor:
“Sadece bir kuş türü buldularsa, onun ne olduğunu tanımlayıp, doğru beslenme ve istediği ortamı söylüyoruz. Diyarbakır, Mardin, Ege, Almanya, İtalya, Viyana, Hindistan ve Azerbaycan’dan telefonlar da aldık. Önce kuşun fotoğrafını istiyoruz ve profesyonel ekibimiz o kuş türünü tayin edip, ne yediğini söylüyor. Youtube kanalımızda olan videolarda hangi kuş türünün nasıl bakıldığını da paylaşıyoruz. Bize kuş fotoğrafı gönderenler, iki ay sonra kuşu doğaya bırakırken çektikleri videoyu yolluyor ki bu inanılmaz mutlu ediyor.”
Türkiye’de kayıt altına alınan 487 kuş türünün 244’ü ODTÜ kampüsünde görülebiliyor
Türkiye’nin çok önemli bir göç rotası olduğunu kaydeden Uslu, İstanbul Boğazı ve Doğu Karadeniz’den gelen göç rotalarının birleşerek İskenderun’dan çıkıp Afrika’ya devam ettiklerini söylüyor. Türkiye’de kayıt altına alınan 487 kuş türünün ODTÜ kampüsünde görülebildiğini belirten Uslu, Ankara’nın tek yeşil alanı olan Eymir ve ODTÜ’nün kuş durağı olduğunun altını çiziyor. Uslu, ODTÜ ormanının değerine ilişkin de şunları söylüyor:
“Türkiye’deki kuşların yarısı ODTÜ’de görüldü. ODTÜ çok farklı habitat türlerini barındırıyor, mesela Yalıncak Ormanı… Rahmetli ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş zamanında ağaçlandırma çalışmaları sonucunda oluşmuş müthiş bir alan. Genelde insan eliyle yapılan ormanlar yapaydır ama ODTÜ artık doğallaşmış bir ekosistem hâline geldi. Yalıncak’taki küçük göletimizde su tavuğu bile üredi. Yırtıcı kuş türleri de mevcut… Farklı habitatlar olduğu için farklı türler barınabiliyor. Kuşların doğal yaşam sığınağı bir tek ODTÜ…
Eymir Gölü’nün imara açılması ve piknik alanına dönüştürülmesi ya da ODTÜ kampüsünden yol geçmesi gibi planlar her zaman söz konusu ama ODTÜ bölünürse kuşlar için bölünmemiş bu yekpare alan önemini yitirecek.
Mogan Gölü’nü imara açtılar ama nesli tükenmek üzere ola dik kuyruk ördeğinin üreme alanı oradaki sazlıklardı, barınabilecekleri, insandan uzak yer kalmadı. Buralarda sadece kuş değil, sürüngeni, memelisi, kelebeği, bitkileri var. O nedenle korunması önem arz ediyor.”
“Ebabili yerde görürseniz, bir sorun vardır”
Uslu, bahar aylarında ülkeye gelen ebabillerin sonbaharda Afrika’ya göç ettiklerini ve yaz aylarında sabah 10.00’dan önce havada sıklıkla görülebileceklerini söylüyor. Ebabillerin şehir merkezindeki binalara yuva yaptıklarını vurgulayan Uslu şunları anlatıyor:
“Artık kayalık yer kalmadığı için kayaya en yakın olan betonu tercih ediyorlar. Ankara, İzmir ve İstanbul’da çok görülüyorlar. Ebabil yere inmez, yerde bulunması normal değil; ya hastadır ya göç yorgunudur. Düşmüş olabilir, 10 ay boyunca hiç yere konmayan ebabil tespit edildi. Ebabil uçmak için dizayn edilmiş, dolayısıyla ‘Ebabil bulunca yüksekten bırakın, uçar’ düşüncesi yanlıştır. Ebabil’in Latince adı “ayaksız” anlamına gelir ve çok kısa ayakları vardır. Dört parmağı da önde olan tek kuşumuzdur, yerde yürümez, ağaçlara tüneyemez ama bina cephesine yarasa gibi yapışabilir. Gökyüzünde avlanıp, su içip, çiftleşir.
Ölen yetişkin ebabillerin kanat tüyleri bizim için önemli… Kendi tüy bankamızı oluşturduk ve bir Ebabil ölürse tüylerini isteyerek, numaralandırdığımız tüyleri tüy dikimi yapılacak olanlara yapıştırıyoruz. Bu yolla şimdiye kadar yedi ebabili doğaya bırakabildik.”
Anaokulu, ilk ve ortaöğretim kurumlarına giderek bilgilerini paylaştıklarını da sözlerine ekleyen Alaz Uslu, oldukça bütçe isteyen kuş rehabilitasyonu için hem maddi destek hem de gönüllülere ihtiyaç duyduklarını söylüyor. Youtube kanallarında ameliyat videolarını da paylaştıklarını kaydeden Uslu, ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu ile birlikte birçok çalışma yapıyoruz. Türkiye’de bunu yapan ilk topluluğuz” diyor.
Türkiye kuş çalışmalarında geride
Uslu, çocukluk çağında hayatına giren internet sayesinde dünyada kuşlarla ilgili ne tür çalışmalar yapıldığını, Türkiye’nin bunun çok gerisinde olduğunu ve yurt dışında uzmanlığı sadece kuş olan hekimlerin olduğunu öğrenmiş. Bu konudaki uzmanların makalelerini okuyan ve onlarla mail yoluyla bilgi paylaşımında bulunan Uslu, “İnanılmaz egosuzlar, çok yardımcı oluyorlar, ne yazık ki Türkiye’de böyle değil. Buradan destek beklerken, Avrupa, Afrika ve Amerika’dan destek buluyoruz” diyor.
Simurg Kuş Yuvası Derneği olarak her zaman veteriner hekimle çalıştıklarını ve kendisinin tedavi ve ilaç anlamında kuşlara hiçbir müdahalede bulunmadığını vurgulayan Uslu, dernekleşmeden önce farklı kuruluşlarda kuş çalışmaları yaptığını da belirtiyor. Türkiye’de sadece kuşlara yönelik rehabilitasyon merkezinin bulunmadığını, bunun yaygınlaşması için konferans düzenlediklerini ve yazılar kaleme aldıklarını kaydeden Uslu, “Ne yazık ki bazı çevrelerden tepki aldık. Biz bu işleri yapması gerekenler yapmadığı için yapıyoruz” sözleriyle tepki gösteriyor.
Şu anda Gazi Üniversitesi’nde inşaat bölümü mühendisliğinde yüksek lisans yapan Uslu, aynı zamanda Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde yaban hayatı ekolojisi ve yönetimi bölümünde üçüncü sınıf öğrencisi… Söz konusu bölümün yanında, açık öğretim fakültesinde laborantlık ve veteriner sağlık bölümünde ikinci sınıf öğrencisi de olan Uslu, “Oradan veteriner teknikerliği belgesi alınıyor, böylece işin akademi kısmını da halletmek istedim” diyor.