Türkiye’de yaşayan sığınmacı, göçmen ve mültecilerin hukuksal boyutu

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk ABD Başkanı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Sibel Özel, Türkiye’de yaşayan sığınmacı ve göçmenlere yönelik haklar, statüler ve meselenin hukuksal boyutunu masaya yatırdı

NAZ AKMAN – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk ABD Başkanı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Sibel Özel, Türkiye’de yaşayan yabancıların ve Suriyelilerin sahip olduğu statü, hakları, vatandaşlık alma gibi konulardaki hukuki yaklaşımları değerlendirdi. Özel, son günlerde sıkça tartışılan Suriyelilerin bayram dolayısıyla ülkelerine geri dönmeleri konusunda hukuki ve siyasi kararları anlattı. Özel, Türkiye’ye gelen yabancılar için kullanılan göçmen, sığınmacı ve mülteci gibi terimlerin tanımlarını yaparak, söz konusu kavramların hukuki terimler olmadığını belirtti. Özel, “Türkiye’ye gelen yabancılara günlük dilde sığınmacılar ya da Suriyeliler örneğinde olduğu gibi misafirler ya da muhacirler denilebiliyor. Bu kavramların hiçbiri hukuki değil. Bu itibarla doğru kavramlarda konuşmak ve bu kavramların hukuki anlamını bilmek çok önemlidir. Zira ev sahibi ülkenin uluslararası ve ulusal sorumlulukları hukuki kavramlarla belirleniyor. Bu yüzden her bir hukuki kavramın ne anlama geldiğinin bilinmesi ve Türkiye’deki sığınmacı ve göçmenlere buna göre muamele edilmesi gerekiyor. Hukuk kurallarının herkese eşit ve ayrım gözetmeyen bir biçimde uygulanması adaletin gereğidir ve bu noktada keyfiliğe izin verilmemelidir” dedi.
Mülteci kavramının uluslararası hukuk alanına girdiğini ve tanımın 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile belirlendiğini ifade eden Özel, “Bu Sözleşme taraf devletlere coğrafi çekince uygulama hakkı vermiştir. Türkiye bu çekince ile Sözleşmeyi kabul etmiş, dolayısıyla sadece Avrupa ülkelerinden gelenlere mülteci statüsü tanımıştır. Avrupa Birliği (AB) her fırsatta Türkiye’den bu çekinceyi kaldırmasını talep etmektedir. Bu çekincenin kaldırılması demek Sözleşmede belirtilen kıstaslarla Türkiye’ye sığınan herkesin mülteci statüsüne kavuşması ve bu nedenle AB’ye iltica hakkının kalkması anlamına gelmektedir. Türkiye iltica ülkesi olduğunda artık AB ülkelerine iltica mümkün olmayacaktır. Bu yüzden Türkiye’nin çekinceyi kaldırmaması büyük önem arz etmektedir” diye konuştu.
Mültecilerin Türkiye’de kalışının üçüncü bir ülkeye yerleşene kadar geçici nitelik taşıdığını belirten Özel, ikincil korumanın gereklilikleri hakkında bilgiler verdi. “İkincil koruma dediğimiz hususta mülteci ve şartlı mülteci olmayan bir kişi menşe ülkeye gönderilirse ölüm cezasına mahkûm olacak veya işkence ya da insanlık dışı bir muameleye maruz kalacak veya silahlı çatışma durumunda şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik bir tehdit ile karşılaşacak ise ikincil korumaya tâbi tutulur” diyen Özel, Suriye’den kaçıp gelenlerin Cenevre Sözleşmesi kapsamında mülteci statüsüne sahip olmadığını ve şartlı mülteci veya ikincil koruma altında olmadığını söyledi.
“Suriyelilerin geçici koruma statüsünde”
Suriyelilerin geçici koruma statüsünde olduğunu kaydeden Özel, geçici korumanın uluslararası koruma anlamına gelmediğini kaydetti. Suriyelilerin uluslararası hukuka tâbi tutulmadığını bildiren Özel, Türkiye’nin bu kapsamda uluslararası hukuktan kaynaklanan bir sorumluluğu olmadığının da altını çizdi.
Türkiye geçici koruma altına alınanlar için yönetmelik çıkardığını ve Cenevre Sözleşmesi’ne paralel hükümler getirdiğini söyleyen Özel, “Yönetmelik geçici korumanın sona erdirilmesinde yetkili makam olarak Bakanlar Kurulu’nu göstermektedir. Ancak Anayasa değişikliğinin ardından Bakanlar Kurulu’na ait olan bütün yetkiler Cumhurbaşkanında toplanmıştır. Bir süreye tâbi tutulmayan geçici koruma statüsü Cumhurbaşkanı kararıyla sonlandırılabilir; bireysel olarak da yönetmeliğin 12. Maddesinde belirlenen eylemleri işleyen yani kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılanların geçici koruması sona erer” dedi.
“Göçmenler vatandaşlık alabilir”
Göçmen ve göçmen kontrolü meselesinin devletlerin kendi iç hukuklarına göre belirlendiğini kaydeden Özel, “İlgilinin mülteci ya da göçmen olması uygulanacak hukuk kurallarını değiştirdiği için çok önemlidir. Göçmen, doğrudan bir tehdit veya zulüm olmaksızın iş bulmak, daha iyi eğitim almak için bir başka ülkeye gitmeyi tercih eden kişidir. Burada en önemli unsur başka bir ülkeye gönüllü olarak göç etme olgusudur. Ekonomik nedenlerle, daha iyi bir yaşam elde edilmesi için göç edilmesi, iltica (sığınma) kisvesi altında yapılabildiği için AB her iki meseleyi de kendisi açısından bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu nedenle AB’ye sığınanların mülteci mi yoksa göçmen mi olduğu ayırt edilmeye çalışılmaktadır. Zira mülteci statüsü uluslararası koruma altında iken göçmen statüsü ülkelerin kendi siyasal tercih ve iç hukuklarına bırakılmış bir konudur. Bu yüzden Almanya Türkiye’ye sığınan bazı Suriyelileri seçip ülkesine kabul ederken onların mülteci değil, göçmen statüsü ile kabul edildiğinin altını çizmiştir” diye konuştu.
Göçmenlerin kendi isteği ile Türkiye’ye göç eden ya da Türkiye’ye yerleşmek niyetiyle gelen kişileri değil; İskân Kanunundaki tanımın unsurlarını gerçekleştiren kişileri ifade ettiğini söyleyen Özel, göçmen statüsünün en önemli sonucunun Türk vatandaşlığına geçiş imkânı tanıdığını belirtti. Türkiye’ye göçmen olarak kabul edilenlerin hemen vatandaşlığa alındığını bildiren Özel Suriyeliler İskân Kanuna göre göçmen olmadığını ve bu nedenle kanun kapsamında vatandaşlığa alınmalarının mümkün olmadığını anlattı.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na göre Suriyelilerin haklarını anlatan Özel, “Uluslararası koruma statüsü sahiplerinin eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetlere erişim hakları bulunmaktadır. Uluslararası koruma statüsünün dışında olan geçici koruma altına alınanlar yani Suriyeliler de aynı şekilde sağlık, eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetler, tercümanlık hizmetlerinden yararlanmaktadır. Geçici koruma statüsü uluslararası koruma değildir; uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmamaktadır. Bu itibarla Türkiye’nin uluslararası hukuk açısından bir yükümlülüğü yoktur. Ancak Türkiye kendi iç hukuku ile geçici koruma altında olanlara da mülteci statüsündekilerin haklarını tanımıştır. Bu noktada zengin ülkelerin yapmadığı fedakârlığı yapmış ve milyonlarca sığınmacıya kucak açmıştır” sözlerine yer verdi.
“Suriyeliler geçici koruma altında bulundukları süre ne olursa olsun vatandaşlığa alınamazlar”
Suriyelilerin Türk vatandaşlığına alınmasının gerek uluslararası hukuk gerekse Türk hukukuna aykırı olduğuna değinen Özel, “Vatandaşlık kavramı bir kişiyi hukuken bir devlete bağlamaktadır. Bu bağlılık hukuki kurallara dayanmakta ve sadakat borcu doğurmaktadır. Yabancıdan beklenen bulunduğu ülkenin kurallarına uymasıdır. Vatandaş ise kurallara uymanın ötesinde vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu devlete karşı hak ve yükümlülüklere sahiptir. Bu nedenle vatandaşlığa alınma ancak o toplumun kültürel kimliğinin bir parçası olmuş, onun değerlerini benimsemiş kişilerin kanuni şartları taşıması halinde gerçekleşmektedir. Pek çok devlet vatandaşlığa kabul esnasında sadakat yemini ettirmektedir. Suriyeliler geçici koruma altında bulundukları süre ne olursa olsun vatandaşlığa alınamazlar. Öncelikle geçici koruma statüsünün kaldırılması gerekmektedir. Geçici koruma statüsü ülkelerine dönüş halinde kalkacaktır” dedi.
Geçici koruma statüsünün kalmasına rağmen Türkiye’de kalacak Suriyelilere de diğer yabancılara uygulanan hukukun uygulanması gerektiğini söyleyen Özel, kitlesel halde siyasi bir kararla vatandaşlığa alınamayacaklarını belirtti. Özel bu konuda, “Genel vatandaşlığa alınma kuralları bireysel olarak uygulanabilir. Ancak bu noktada Türk vatandaşlığına geçiş için Türkiye Cumhuriyeti’nin değerler sisteminin özümsenmiş olması gerekmektedir. Türkçe konuşamayan ve yazamayan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihini ve ilkelerini bilmeyen ya da benimsemeyen, Türk toplumunun örf ve âdetleriyle çatışma yaşayan, çok eşliliği kimliğinin bir parçası olarak gören birinin salt idarenin bir tasarrufu ile Türk vatandaşlığına alınması hem ulusal hem de uluslararası hukuka aykırıdır ve şüphesiz toplumsal çatışma ve gerginliklere yol açacaktır. Vatandaşlığa alınma noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin değerler sisteminin laiklik ve kadın-erkek eşitliği ile temsil edildiğini vurgulamakta fayda vardır” sözlerine yer verdi.
“Suriyelilerin ülkelerine yaptığı bayram ziyareti geçici koruma statüsü ile bağdaşmaz”
Özel son olarak sıkça gündemde yer alan Suriyelilerin bayram ziyaretleri hakkında ise şöyle konuştu:
“Geçici koruma statüsü ülkesinden kaçmak zorunda kalan geniş kitlelere geçici olarak koruma sağlarken, şartlar düzeldiğinde ülkelerine dönmelerini gerektiren bir statüdür. Bu statü Türkiye’de ikamet hakkı vermez. Geçici Koruma Yönetmeliği m. 12 kendi isteği ile Türkiye’den ayrılan, üçüncü bir ülkenin korumasından yararlanan veya üçüncü ülkeye kabul edilen kişilerin geçici koruması sona erer demektedir. Aslında bu durum sadece geçici koruma altında olanlar için değil, mülteciler için de geçerlidir. Kaçtığı ülkeye kendi rızası ile dönenler bu statüyü kaybederler. Bu itibarla bayramlarda terk ekmek zorunda kaldığı ülkesine kendi rızasıyla giden, belli bir süre orada kalıp tekrar Türkiye’ye gelen Suriyelilerin durumu geçici koruma statüsü ile bağdaşmaz. Ancak hukuka aykırı olan bu durum siyasi bir kararla kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle Suriyelilerin bayram ziyaretleri nedeniyle kaçtıkları ülkeye gidip belli süre sonra geri gelmeleri hukuki hak değil, siyasi iktidarın onlara tanıdığı bir ayrıcalıktır. Hukuki değil, siyasi bir karardır.”