Türkiye’nin dostu: Dan Serafim

Artun TALAY

Kadına şiddet uygulayanlar eğer Serafim’i tanısalardı böyle davranırlar mıydı?
İnsan sayısınca dert var bu dünyada.
Biri veya birkaçı gelip insanı bulunca, ne yapacağını şaşırıyor, apışıp kalıyor insan.
Atletizmin başına gelen yakın tarihteki iki dert ise yarışma kaynaklı. Uluslararası yarışmada sırıkla yüksek atlamada 6 metrenin üstünde atlayışlara sıra gelince zaman dolduğu için yayın kesiliyor, ekran kararıyor. Başka bir uluslararası yarışta ise erkekler cirit atmada 97 metre cirit atılıyor ve dünya rekoru kırılıyor. Ama medyada hak ettikleri yeri alamıyorlar. Çünkü medya transfer haberlerinden başını kaldırıp bunları göremiyor.
Serafim Türkiye’ye gelecekti.
Beşinci, altıncı sınıflardan yetenekler seçilecek ve onlardan geleceğin dünya ve olimpiyat madalyalarına ulaşan atletler çıkacaktı.
Serafim’in etrafında antrenör ve beden eğitimi öğretmenlerinden oluşan, bu işe gönül vermiş bir eğitimci grup olacaktı. Ayrıca diğer öğretmenlere de ayda bir konsültasyon eğitimi verilecek, onların da bilgilenmeleri sağlanacaktı.
Yani eğitim içinde eğitim olacaktı.
Atletler gün gelip başarılı oldukları zaman ise, madalya alanların antrenör ve öğretmenleri ödül yönetmeliğinden yararlanacaktı.
Serafim ise, bu projenin başarıdan başarıya koşmasıyla ilgilenecekti. Proje başarıya ulaştıkça, Serafim de Türkiye’nin haliyle sürpriz cömertliği ile karşılaşabilecekti.
Ama, konu Serafim’in eşiydi.
Çünkü eşi kanser hastasıydı.
Serafim’in önceliği canı gibi sevdiği eşiydi. Bu nedenle eşini bırakıp gelemeyeceğini söyleyerek zaman istedi.
Eşinin tedavisi bir yıl kadar sürdü, ama maalesef Serafim eşini kaybetti.
Atletizm Federasyonu Serafim’e toparlanması için bir ay süre tanıdı. Bir ay sonra görüşmeleri sürdürmek için ne zaman geleceğini sordular.
Serafim ise “hiçbir zaman” yanıtını verdi. Çünkü sık sık çok sevdiği eşini ziyaret edebilmek için mezarlığa gidiyordu. Yani kalbini eşine öyle bir kaptırmıştı ki ondan ayrılmak istemiyordu.
Haksızlığa uğrayarak bir yarış kaybeden sporcuda intikam duygusu gelişebilir. Sporda rövanş, intikam duygusu yarına kalabilir, ama kimsenin yanına kalmaz.
Kediler uçsaydı gökte kuş kalmazdı, kuşlar yüzseydi denizde balık kalmazdı gibi bir şeydir.
Serafim ve ekibi Türkiye’ye geleceklerdi, şu anda bu projenin on ikinci yılında olacaktık. Birçok Avrupa, Dünya şampiyonalarında madalya alan ve alacak olan kendi çocuklarımız olduğu gibi çok sayıda olimpik bilgi düzeyine ulaşmış antrenör ve öğretmenimiz olacaktı.
Birçok ilde köy enstitülerine benzer uygulamaların spora aktarılışının en güzel örneğini görecektik.
Serafim Türkiye’nin dostuydu, ama eşini dünya menfaatlerinden daha çok sevecek kadar da özel bir insandı.
Onun kaybı Romanya’yı, dünya spor ailesini üzdüğü kadar bizi de üzmüştür.
Keşke kadına şiddet uygulayanlar Serafim’i tanımış olsalardı.