Usta gazeteciler manşet oldu

Taner Dedeoğlu, Türkiye basınının ustalarıyla görüştü

24 Saat Gazetesi’nde yayınlanan “Şimdi Onlar Manşet” ve “Zaman Tüneli” adlı dizi röportajları bir kitapta toplandı. Gazeteciler Cemiyeti üyesi Taner Dedeoğlu’nun, meslek hayatının üçüncü çalışması da “Şimdi Onlar Manşet” oldu. Gazeteciler Cemiyeti Yayınları arasında yer alan kitapta, 69 kişi ve bir kurum yer alıyor. Dedeoğlu, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve basın tarihine ışık tutan çalışmasını ve anılarını 24 Saat Gazetesi için anlattı. İki bölümden oluşan röportajımızın birinci kısmı…

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ – Gazeteciler Cemiyeti üyesi Taner Dedeoğlu’nun 2009 yılından bugüne kadar usta gazetecilerle yaptığı röportajlar, “Şimdi Onlar Manşet” adıyla Gazeteciler Cemiyeti tarafından basıldı. Mete Akyol, Cüneyt Arcayürek, Burhan Dodanlı, Fethi Akkoç, Fikret Otyam gibi usta gazetecilerle yapılan röportajların yer aldığı kitapta, Türkiye basınına damgasını vurmuş 69 isim ve Gazeteciler Cemiyeti’nin açtığı yardım kampanyası sonucu elde edilen 60 milyon dolar ile temeli atılan TSK El Ele Vakfı Rehabiltasyon Merkezi bulunuyor.
2009 yılında başladığı röportaj dizisinin hikâyesi, Dedeoğlu’nun anlatımıyla Gazeteciler Cemiyeti’nin iki yıl önce kaybettiğimiz merhum Başkan Yardımcılarından Kemal Karacehennem’in teşviki ve Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in desteğiyle başlamış. Aynı dönemde kurulan Cemiyet web sitesinde, Cemiyet’in Rüzgârlı Sokak Ankara basınını oluşturan ustalarla yapılan röportajlarının yayınlanmasına karar verilmiş ve ilk isim Orhan Gürdil olmuş.
Önce yaşlılar…
O dönem bu kitapta yer alan birçok üyenin hayatta olduğuna dikkat çeken Dedeoğlu, bu röportajlar nedeniyle ortaya çıkan bir söylentiyi de esprili bir dille şöyle anlatıyor:
“Röportaj dizisine İzmir’deki Gazanfer Kunt, İstanbul’daki Hakkın Sayın, Bedii Faik, Abdullah Uraz, Antalya’daki Erol Ülgen, Fikrat Otyam ve Sökmen Baykara gibi ileri yaştaki ustalarla başladık. Kısa bir süre sonra doğal olarak aralarında yaşama veda edenler de oldu. Rahmetli Kemal’in bir esprisi vardı, ‘Sen kiminle röportaj yapsan, o ölüyor’ diye… Bu laf çıkınca arkadaşlar arasında, ‘Benimle röportaj yapma’ diye korkup kaçmalar oldu gerçekten. Tabii bunun yanı sıra, ‘Benim arkadaşımla da röportaj yap’ diye takılanlar da oluyordu. Espiriyle başladığımız bu iş elliye yaklaşınca, yaşlı kuşağın yerini de daha genç meslektaşlarımla yaptığım röportajlar aldı.
Bu röportajları yaparken, video da çekiyordum ve bu 15’er dakikalık videolar hâlâ Cemiyetimizin sitesinde yer alıyor. Kaybettiğimiz pek çok üyemizin kendi seslerinden hikâyelerini anlatmalarının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Daha sonra bu röportajları Cemiyetimizin 24 Saat gazetesinde yayınlanmaya başladık. Prof. Dr. Korkmaz Alemdar başta olmak üzere, bu röportajların kitap olması konusunda teşvikler aldık. Aslında 2019 yılının 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı’na yetiştirmek istiyorduk ama bugüne erteledik. Böyle olunca da, ince eliyip sık dokuyarak kitabımızı çıkardık.”
Kitabın, Cemiyetimiz adına ansiklopedik bir değer yüklendiğinin ortaya çıktığını söyleyen Dedeoğlu, çalışmanın sadece Cemiyet üyelerini kapsadığını, ayrıca kuruluşunda önemli katkısı olan TSK El ele VAkfı’nın da kitapta yer aldığını belirtiyor.
Hayatta olmayanlar…
Dedeoğlu, kitaptaki üç röportajın özgün durumlar olduğunu, hayatta olmayan üç usta ismin öykülerini aile fertlerinden edindiğini kaydediyor. Bu isimlerden biri Ankara basınının önemli ismi Raşit Giray, diğeri Ankara’da çıkıp Türkiye’ye dağıtılan Adalet Gazetesi’nin sahibi Turhan Dilligil ve TRT’nin ilk önemli spikeri Zafer Cilosun’dur. Dedeoğlu, Giray’ın oğlu Milli Atlet Ömer Giray’dan babasının evinden çıkamadığı son günlerinde daktilosunda yazdığı Ankara’yı ve Spor Yazarları Derneği’nin kuruluş tüzüğünü edinmiş. Sekiz sayfalık bu metnin pelur kâğıda yazılı olmasının tarihsel önemine değinen Dedeoğlu, Dilligil’in ise damadı ile konuştuğunu ve fotoğrafları ondan istediğini belirtiyor. Ayrıca mesleğinin ilk yıllarında Rüzgârlı Sokak’ta Dilligil’i tanıma fırsatı bulan Cemiyetimiz üyesi Haluk Kılçık’tan da bir yazı istediklerini belirtiyor.
Dedeoğlu, bu röportajın önemini şu sözlerle anlatıyor: “Ne yazık ki, Turhan Dilligil’le ilgili internet sitelerinde farklı bilgiler yer alıyor. Hiç olmazsa ailesinden biriyle konuşup, gerçek yaşam öyküsünü anlatmaktan mutluluk duyuyorum. Dilligil’in ömürünün son gününde hakkında açılan dava için hasta yatağında ifade vermesi gibi durumlar da kitapta yer alıyor.
Ailesinden bilgi edindiğim son kişi de Zafer Cilesun… Çok başarılı bir spikerdi ve cenaze töreni de büyük olay olmuştu. Ona da yaşadıklarım ve ailesinin anlatımıyla yer verdik.”
Kıbrıs Harekâtı ve “Ecevit mavisi”
İletişimcilerin, gazetecilikle ilgilisi olanların ya da Gazeteciler Cemiyeti’ne meraklı bir kimsenin kitapta aradıkları pek çok bilgiyi bulabileceklerini kaydeden Dedeoğlu, çalışmanın tarihe ışık tutan bir yanının da olduğunu sözlerine ekliyor. Dedeoğlu, kitapta yer alan usta gazetecilere dair şunları anlatıyor:
“Onursal üyemiz eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden mesela, Atatürk’ün Anıtkabir’e naklinde, defni sırasında içeriye giren on kişiden biri… İsmet İnönü dâhi giremiyor, Bakanlar giremiyor ama Türk gençliğini temsilen Özden girebiliyor, bu da az şey değil… Burhan Dodanlı, Deniz Gezmişlerin idamını izlemiş, Cüneyt Arcayürek Kıbrıs Hârekatı’nda askerle beraber adaya çıkışını anlatıyor…”
Dedeoğlu bu olayı şöyle aktarıyor: “Cüneyt Arcayürek, ‘Ayşe tatile çıksın’ hikâyesinin gecesi askerle beraber çıkıyor. 40 kaset film çektiğini söylüyor. Her gazetede ölüm sessizliği yaşanırken, Arcayürek’in çektiği fotoğraflar her yerde yayınlanıyor. Hiçbir muhabirin giremediği yere nasıl geçtiğini anlatan Arcayürek, herkes Mersin’de beklerken, direkt Adana’ya gidiyor ve oradan da Barış Plajı’na kapak atan botta Mehmetçik’le adaya çıkıyor.
Mete Akyol’un o dönemde Başbakan olan Bülent Ecevit’le tanışması ve dostluğu çok eskilere dayanıyor. Ülke tarihindeki bu önemli günde rakip gazeteden bir meslektaşının öne çıkması, onu doğal olarak üzüyor. Buna bir de Başbakan’la geçmişe dayanan dostluk eklenince, üzüntü daha da artıyor. Oysa Arcayürek, kara kuvvetleri komutanı aracılığıyla adaya çıkıyor. Çok iyi dost olan bu iki usta, bu olayla bir burukluk yaşıyor. Mete Akyol’un 2015 yılında gazetecilikteki 60. yılı nedeniyle Cemiyetimizde yapılan kutlamaya hastalığı nedneiyle katılamayan Cüneyt Arcayürek, Cemiyet’e gönderdiği bir mektupta bu olayı anlattı.”
27 Mayıs 1960 İhtilali gecesi Başbakan Adnan Menderes’le olan Kamuran Özbir’in tanıklıklarının önemine de işaret eden Dedeoğlu, bir dönemin en sık kullanılan nitelendirilmelerinden “Ecevit mavisi” deyişinin nereden geldiğini de Mete Akyol’un anılarından aktarıyor.
Meslekte birbirini atlatan, köşe yazılarında değişik fikirleriyle çarpışan ustalar; Kürdün Meyhanesi, Arabın Yeri, Karpiç, Fenerbahçe Kebabçısı veya Nil ve Tabarin Bar’da buluşuyorlar.
Meslek büyüklerine saygı adabı
Dedeoğlu, gazeteciler içinde meslek büyüğüne saygının çok önemli olduğunu vurgulayarak, gazetecilerin işsiz bir abilerini gördüklerinde “Gel benim müdürüm ol” ya da “Bu haberi istiyorsa o yapsın” diyerek geri çekildikleri örnekleri anlatıyor.
Dedeoğlu ayrıca stajyer gazetecilerin ustaların denetiminde olmaları gerektiği uygulamasını da şöyle anlatıyor:
“Meslekte yeniyim ve Bülent Ecevit’in Başbakanlığı sırasında yabancı konuklar köşkünü konut olarak kulllanıyordu. Konuta giriş ve çıkışında basın açıklmaları olurdu. Gazetemden buraya birkaç defa görevlendirildim, bana bir kâğıda yazılı soru verilirdi ve ‘Fethi Akkoç veya Ümit Gürtuna oradadır, ona ver, onlar sorsun’ denirdi. Ben de cevabı not tutar, gazeteye dönerdim. Bu durumun doğru olduğunu düşünüyorum.”
İlginç Olaylar…
Gazete çıkarmanın çok meşakkatli olduğunu söylyen Dedeoğlu, geçmişte bir kaç gazetecinin bir araya gelerek gazete çıkarmaya çalıştıklarını ama battıklarını hatırlatarak, “Gazeteci patronluk yapamıyor ama ticaretten anlayan birisi alınca, bu gazeteler canlanıp para kazanıyor” diyor. Ali Abalı’nın dört işi olduğunu söyleyen Dedeoğlu, Abdi Pehlivan’ın da işçi olarak girdiği matbaadan gazete sahibi olarak çıktığını belirtiyor.
Basında bilgisayar kullanımının ilk kez 1977 seçiminde TRT’de yapıldığını Ercan San’dan dinleyen Dedeoğlu, 12 Eylül’de Olcay Göker’in, Celal Bayar’ın evinde olduğunu ve kendisinden aldığı görüşlerin yayınlanmadığını ifade ediyor. Ankara’daki bir tren kazasında ise Güntaç Aktan’ın yaşadığı talihsizliği şöyle anlatıyor:
“Aktan gece evinden alınıyor ve Polatlı yakınındaki kaza yerine geliyor. Çok soğuk bir Ocak ayı, kamera donuyor, ayrıca bugünkü gibi kamera üzerinde ışık sistemi yok, seyyar ışığı (sangam) takacak elektirik de yok. Tren rayları kule gibi üst üste dizilmiş ve bir kişi de altta kalmış, iğne yapılmış. Adamın en son durumunun ne olduğunu öğrenmek için Aktan, ‘Şimdi nasıl hissediyorsunuz?’ diye soruyor. Fakat yayına sadece bu kısım verildiği için Aktan espri konusu oluyor. Bu olayın iyi niyetle yapılmış olabileceğiini düşünmüyourm. Çünkü TRT antenlerinden çıkacak yayınlar birçok denetim aşamasından geçer, bu nasıl gözden kaçar?”
İsmet Solak’ın 1962 yılında ihtilal girişimi tanıklığının ve Said Nursi’nin fotoğrafını çeken tek gazeteci Sökmen Baykara’nın anılarının da altını çizen Dedeoğlu, Fikret Otyam’la yaptığı röportajın da basın tarihinde bir ilk olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:
“Otyam’ın kızlarını tanırdım ama kendisiyle tanışıklığımız yoktu. Arayınca, ‘Tamam kardeşim gel ama ben belirli günlerde üç saat diyaliz makinesine giriyorum’ dedi. Ben de ‘Gelsem, diyalizdeyken konuşsak’ deyince kabul etti. Antalya Hastanesi’ne gittim, makineye bağlanmıştı. ‘Sor ne soracaksan’ dedi ve kamerayı açtım, sehpaya koydum, başında durdum ve uzaktan kumandayı da elime aldım. Herhalde hayatımın en önemli fotoğrafı da bu oldu. Sonu röportajda yok ama Otyam ‘Güneşin rakı burcuna girdiği saatler’ diye söze başladığında, orada diyalizde yatan sakallı bir amca homurdandı. Otyam da, bunun üzerinde ‘Kuran’da var’ dedi, yaşlı adam da ‘Öyle bir şey yok’ diye debelenince, Otyam, ‘Var, var, sus’ dedi ve röportajı bitirdik.”
“Ünlüye vefat etti deniliyor”
O dönemde Nurullah Ataç’ın dil konusundaki yetkinliği herkesim malumudur. Genel Yayın Yönetmeni Altan Öymen ise ustadan bu konuda çekinmektedir. Gazeteyi ne zaman okusa, birçok düzeltme yapmaktadır. Mesela “peşinen” sözcüğü için “Arapça kökene Farsça ek olmaz” şeklinde düzeltir. Üstünde en çok durduğu kelimelerden biri de ölümdür. Ataç, “Zengin ve ünlüler için ‘vefat etti’, sade vatandaş için ‘öldü’ denilmesini eleştirir. Ataç’ın ölüm haberi Yenigün gazetesinde Altan Öymen tarafından ‘Öldü’ şeklinde veriliyor. Bu değerlendirmeyi büyük ustaya saygısızlık olarak gören Erdoğan Gürgen ile köşelerinde tartışıyorlar.
O dönemin teknolojik açıdan da yokluk dönemini olduğunu sözlerine ekleyen Dedeoğlu, özellikle gençlerin usta gazetecilerin hangi koşullarda çalıştıklarını da öğrenebileceklerini söylüyor. Taner Dedeoğlu, Rüzgârlı Sokak gazetecilerini şu şekilde tanımlıyor: “O dönemki gazetecilerin kılık kıyafetleri şık, ayakkabıları pırıl pırıl ve cepleri de her zaman boş. Maaşları yok ki… Bu adamlar kardeş olmuş ve ekmeği bölüşmüşler. Düşünün, TRT kuruluyor ve millet çalışmaya giderken ‘Maaşlar gününde alınıyor mu?’ diye soruyorlar. Bu gazeteciler haberleriyle ülkeyi sallayan özgür basın ama maaş alamıyorlar. Bu işin sefaletini onlar çektiler, ‘Gazeteci, çay, simit’ lafı onlardan kalmadır…”