Üzücü haberler

Yusuf KANLI 

Kendisiyle ilk ne zaman karşılaşmıştım, hatırlamıyorum. Daha siyasette önemli görevleri üstlenmesini bırakın, siyasetle soyadı hariç yakın ilişkisi yok gibiydi, ya da çocuk yaşımda ben o kadar görüyordum.
İlk görüşmemizi hatırlamıyorum ama son beraber olduğumuz günü dün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs Türk tarihinde ilk kez bir parti lideri sandıkta kalmış, siyasete küsmüş, iddialara göre kendini “bahçıvan” ilan ettiği dönemdi. Sohbet ettik, siyasi konulara hiç girmeden bir kahve içimi havadan, sudan konular üzerinde kelimeleri yarıştırdık.
Sonra rahatsızlığını duydum. Başbakanlığı döneminde bile hep kendisinin cevaplandırdığı telefon numarasından aradım. “Boş ver rahatsızlığımı. Sıkıntılarımı biliyorsun” minvalinde konuştuk, hal, hatır sorduk. Bir müddet sonra telefon sustu. Aramalarım cevapsız kaldı. Adaya gelişlerimde de görüşmek mümkün olamadı, “Rahatsız” cevabını aldım hep…
Sonra? Acı haber geldi. “İrsen Küçük ebediyete yürüdü” dedi telefonda bir ortak dostumuz. Ardından sosyal medyada sonra televizyon haberlerinde verildi haber.
Bugün hatalardan, başarısızlık ya da başka hoş olmayan konulardan bahsetmek uygun değil, şık hiç değil. Bir ömrü siyasette ve siyaset dışında, acısıyla, neşesiyle, zorluklarıyla, heyecanıyla bu halka kendi bildiği şekilde hizmet etmeye adayan bir büyük vatanseveri kaybettik.
İrsen ağabeyimizi hep hatırlayacağız. Ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Nur içinde yatsın.
İkinci üzücü haber İstanbul’dan geldi. Gerçi bu haberin üzücü mü, sevindirici mi olduğu konusunda kafam karışık. Ölümün sevinecek bir tarafı yok tabii ki. Ama dostluğuna mazhar olduğum Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan on yıldan fazla bir süredir ciddi rahatsızlık çekmekte ve görevini patrik vekili yürütmekteydi.
Toprağı bol olsun.
Bir diğer üzücü haber ise, Kıbrıs Türkleri arasında pek sevilmeyen bir Kıbrıs Rumuyla ilgili. Uzun yıllardır sohbet etme, defalarca mülakat yapma imkanı bulduğum Başpiskopos Hrisostomos ile ilgili bu haber de.
Uzun bir süreden beri hasta olduğunu biliyordum. Hatta ofisinden arkadaşların “Maalesef durumu giderek kötülüyor, aylardan bahsediyor doktorlar artık” demişlerdi daha geçenlerde bir özel sohbetimizde. Buna rağmen hastalığının son aşamasına girdiğini ve yerine Baf Metropoliti Yiorgios Papahrisostomou’nun vekaleten görevlendirileceği haberine şaşmadım dersem yalan olur.
Daha birkaç sene önce aşırı sağ görüsüyle tanınan Yiorgios’un başvurusuyla Başpiskoposluk’ta ciddi bir yolsuzluk soruşturması açılmıştı. Kaderin garip cilvesi şimdi aynı Yiorgios Hrisostomos’a vekalet edecek, yeni başpiskopos seçiminde önemli rol oynayacak ve hatta belki de kendisi Kıbrıs Rum siyasetinde önemli rol oynayan o önemli makama gelecek.
Yeni başpiskopos ile klisenin siyasi duruşu ne olur bilemem. Halka açık şekilde söyleyemese de bana özel sohbetlerde defalarca adada çözümün ya yönetim etkinliği bozulmamış Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türklerine özel hak verilmesinde ya da iki ayrı devlete gidilmesinde gördüğünü çünkü “beş dakika bile” bir Türkü cumhurbaşkanı olarak kabul edemeyeceğini söylüyordu.
Gazete sayfalarında sanki, hangisi daha kötü yarışması var
Masa üzerinde gazeteler, notlar… Bilgisayarda haber fotoğrafları… Bildiğiniz gazeteci masası, darmadağın. Eskiden olsaydı o kanser çubuklarından da olurdu belki sararmış parmaklar arasında… O eskilerde kaldı… Zaten kapalı alanlarda, iş yerlerinde o alışkanlık tarihte kaldı.
72 yaşında kadına tecavüz etmiş birisi. Korkunç. Cehaletin, geriliğin, ilkelliğin manifestosu. Kaç gün kaldıysa tutuklu, mahkeme süreyi yedi gün uzatmış. Bazıları utanmasa tecavüzcünün hakları gasp edildi diye. Bu ne cinsi açlık, sapkınlıktır? O kadın için ne büyük bir travmadır? Utandım. Böyle bir olay yaşandığı için tabii ki ne birilerinin hadım edilmesi, daha da kötüsü idamını falan düşünmedim, ama doğrusu yasalar 14 yıl öngörüyorsa, hiç indirimden yararlandırılmadan süreyi hapiste geçirmesini diledim o saldırganın.
Bir başka daha enteresan haber. Aynı dönemde, iki ayrı otelde birisi bir Türk kadın diğeri bir İngiliz adam kalp krizi gibi görünen nedenle hayatlarını kaybetmişler. Eğlenmeye geldiğin adadan ebediyete seyahate çıkmak oldukça değişik bir durum. Bir başka turist de gemiyle geldiği limanda giriş yaparken tutuklanmış. Suçu? İki gram uyuşturucu bulundurmak. Hiç kullanmadım, o miktarın önemini kavrayamıyorum ama yine de sormak istiyorum, belli ki satıcı değil. Üzerindeki miktar “kişisel kullanım” amaçlı. Ambargo altına bir ülkede, turizmi “bacasız sanayi” olarak gören ve refah için gelişmesine bel bağlayan bir ülkede bu kadar anlayışsız sert uygulamalar nasıl bir yarar getirecek bilemiyorum.
Notlarıma bakıyorum. Koca harflerle “Enteresan Yazı, Oku” yazmışım. Cenk Uzunoğlu arkadaşım defalardır yazdığım “federasyon öldü gömüldü” fikrini yazmış. “Çözüm arayışında fikri tükenmişliğe doğru” başlıklı yazısında. Tabii, Cenk de anlayamıyor bazı kişilerin Rum tarafının açık açık “İstemiyoruz” demesine rağmen, “Zemin yok” diye bağırmasına inat hala daha federasyon umudunu muhafaza etmesini. Haklı ama, ne yapalım daha 19 ayı var zat-ı muhteremin Sarayı boşaltıp, valizini toparlayıp Amerika’ya geri dönmesine.
Tabii bu potpuriyi Tavuri’siz bitirmek mümkün mü? Hem Kıbrıs Türkünü hem de Rumunu büyük bir beceriyle bir ömür boyu dolandıran, yaşamının 35 yılını bu nedenle hapiste geçiren Tavuri, ya da gerçek adıyla Mustafa Serttaş hayatını kaybetti. Tavuri’siz Kıbrıs heyecanını kaybedecek desem de inanmayın, madrabaz çok.
Kıbrıs Türkü tarafından cumhurbaşkanı seçilen bir zat-ı muhterem, Lefkoşa belediye başkanı eşliğinde bir Rum siyasi partinin KKTC topraklarında propaganda yapmasına alet oldular ya, beni dolandırmadı ama dolandırsaydı da Tavuri’yi on defa affederdim.