Vicdan ayaklanması

Mehmet Necati GÜNGÖR

Günlerden beri ABD’deki olayları izliyoruz.
Siyahi bir vatandaşın polis tarafından hunharca öldürülmesi zenci-beyaz milyonlarca Amerikalının vicdanlarını kanattı.
Milyonlar sokaklara dökülerek bu menfur olaydan dolayı yönetimi protesto ediyor.
Yangınlar çıkarılıyor, vitrinler parçalanıyor, yağmalar yapılıyor.
Trump ise her zamanki pişkinliği ile ortada.
Son yaptığı, kilise çıkışında İncil’le poz vermek.
Orada bile din istismarı!
Vicdanlara dokunan yönetimler yanar.
Yöneticiler, ne yapıp etmeli, vicdanlara dokunmamayı önceliklerine almalı.
Vicdanlar ayaklanınca korkular yok oluyor, baskılar para etmiyor.
Aman ha!
Ferdi Tayfur’un bir şarkısı aklıma geldi.
“Hadi gel köyümüze dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim.”
Şarkının sözlerinde bu günümüze dokunan sözler de var:
“Ne umutla geldik koca şehire
Allah sonumuzu hayra getire.
Alacaklı haciz koymuş Bekir’e.”

“Buralarda ağaçları kesmişler.
Yerlerine taş duvarlar dikmişler.”
Ferdi Tayfur, yıllar önceden büyük şehirlerimizin bu gününü tarif etmiş.
Ne tesadüf!
Yaşadığımız bunca tesadüften sonra köye dönmek şart olmuş galiba.
Tarım, çağımızın yükselen değeri olmuşken;
Köyünde evi barkı arazisi olan insanlar büyük şehirleri terke hazırlanıyor.
Yeniden köye dönüşün emarelerini görüyoruz.
Ferdi Tayfur halaydan söz ediyor ama.
Fadime’nin düığünü ne yazık ki olamıyor bu salgın yüzünden.
Halay çekmek de o kadar kolay değil.
Mesafe gerekiyor.
Kimileri bunun yolunu da bulmuşlar, 1.5 metre uzunluğundaki sopalara tutunarak halay çekiyorlar.
Halk yasakları zekâsıyla deler.
Halka yasak koymak, yanlışların en büyüğü.

ACI GÜN

3 Haziran 1999, benim ve ailem için acı bir günün yıldönümü.
Babam, rahmetli Cihat Güngör’ü 21 yıl önce bu gün kaybetmiştik.
Ankara havaalanından Erzurum’a uğurladığımın ertesi günü o haberi almıştık.
Güzel ve merhametli bir insandı.
Çok yakışıklıydı.
“Erzurum’un Ayhan Işık’ı” derlerdi kendisi için.
Kendini halka adamış bir taşra politikacısı idi.
Demokrat Parti’de siyasi hayata atıldı.
Önce Erzurum Merkez İlçe Başkanı oldu.
27 Mayıs darbesinde içeri alındı.
Bu darbe sadece ülkeyi değil, ailemizi de darbelemişti.
Gazetemiz kapandı, matbaamız yok fiyata satılmak zorunda kalındı.
O’nun için halka hizmetin lezzeti hiçbir işte olmazdı.
O yüzden siyaseti seçtiğini söylerdi.
Paraya, pula tamahı hiç olmadı.
Yani, siyaset zenginlerinden olamadı.
Böyle şeylere asla tenezzül etmezdi.
Kul hakkından korkardı.
Merhametliydi.
DP’de ilçe başkanıyken köyleri dolaştığında yoksul bir köylü çocuğunu bulup evimize getirdi.
O’nu büyüttü, askeri okula verdi,
O çocuk askeri okuldayken 27 Mayıs darbesi olmuştu.
Okulu terk etmek zorunda kalmıştı.
Ailece bu duruma çok üzülmüştük.
O benim manevi kardeşimdi.
Sonraki yıllarda da evimizde manevi kardeşlerim oldu.
Onlarla mutlu yaşadım.
Sabahları erkenden evimizin önüne insanlar yığışırdı.
Kiminin hastası var, kiminin başka derdi.
Hepsiyle ayrı ayrı ilgilenir, önlerine düşerdi.
Yüksünmedi hiç.
Adalet Partisi’nin son il başkanıydı.
Cenazesine büyük bir kalabalık katılmıştı.
Rahmet içinde olsun inşallah.