“Vizontele”nin tanığı: Taner Dedeoğlu

“Bana göre magazin hayatın renkli yanlarıdır”

Gazeteciliğe Ankara’da 1971 yılında “Liselerarası Hafif Batı Müziği ve Halk Oyunları Yarışması” organizasyonu ile üniversite birinci sınıftayken başlayan Taner Dedeoğlu, meslek yaşamını, magazin muhabirliğini ve anılarını 24 Saat gazetesine anlattı. “Şimdi Onlar Manşet” kitabının yazarı Dedeoğlu ile yaptığımız röportajın ikinci kısmı…

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ – Ankara’da yıllarca magazin basını içinde yer alan Taner Dedeoğlu, röportajlarıyla da adından söz ettirdi. Rüzgârlı Sokağı yaşamış gazetecileri kednine has uslubuyla anlatan Dedeoğlu, bunun dışında değişik meslek gruplarından isimle de söyleşi gerçekleştirdi. “Hey” ve “Televizyon’da 7 Gün” dergilerinde Türkiye’nin kültür ve sanat nabzını tutan Dedeoğlu, Hürriyet’te çalıştığı dönemde Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. “Vizontele”nin tanıdığı olan, Sophia Loren’e galada yer göstericiliği yapan Dedeoğlu, mesleğini esprili bir dille anlatmaktan geri durmuyor. Ona göre magazin, “hayatın renkli yanları…” 2009 yılından 2018 yılına kadar Gazeteciler Cemiyeti için röportajlar yapan Dedeoğlu ile “anılarını tazeledik.”
1949 yılında Nevşehir’de doğan ve ilköğrenimini orada tamamlayan Dedeoğlu, 1960 yılında Ankara’ya gelir, Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne 1969 yılında giren Dedeoğlu, akademinin birinci yılında gazeteciliğe “bulaşır.” Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen “Liselerarası Hafif Batı Müziği ve Halk Oyunları Yarışması’nı” sunan Hey dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yener Süsoy, Ankara elemeleri için Dedeoğlu’dan yardım ister. Dedeoğlu o günü şöyle anlatıyor:
“ Yarışma, Atatürk Spor Salonu’nda yapılıyor, 10 binden fazla liseli genç salonu doldurmuş, heyecan dorukta. Yarışmada temponun düşmemesi de gerekiyor. Bu nedenle yarışmacı ekiplerin sahneye çıkmaları, yarışmaları ve inmeleri çok hızlı olmalı. Aksi takdirde hem seyircinin dikkati dağılacak hem de kırktan fazla lisenin sahne alabilmesi de uzun zaman alacak. Önceki yıl da çalışan arkadaşlardan memnun kalınmamış ki, Süsoy ‘ Bana yardım et’ dedi ve çalıştım. Benden memnun kaldıkları için İzmir ve oradan da Bursa elemelerine gittim.
Lise ekipleri beste, icra ve serbest olmak üzere üç eser ile yarışıyorlardı. Jürinin başında da Milliyet temsilcisi oturur, onun yanında ünlü müzik adamları yer alırdı. Gazete temsilcisinin önünde bir kronometre bulunur, yarışmacılar sekiz dakikayı geçerse, her geçen süre eksi puan olarak yazılırdı. Bir yıl sonra bu yarışmaya ek olarak “Yılın Sevilen 10 Şarkısı” etkinliğinde de görev aldım ve bunların haberleştirilmesi ile de mesleğe girdim.
Hey dergisi müziğin nabzını tutuyordu
Türkiye’de Hey dergisinin çok önemli bir görev üstlenediğine dikkat çeken Dedeoğlu, derginin gençlik, müzik ve sinema içerikli olduğunu ve haftalık plak listeleri yayınladığını belirtiyor. Bu listelerin de plak depoları ve ünlü plak mağazalarından haftalık satışlara göre toplandığını kaydederek şunları söylüyor:
“Ankara’nın birkaç tane çok büyük plakçısı vardı; Modern Çarşı Anadolu’nun plak merkeziydi, şimdi otopark yaptılar. O zaman plakçılardan liste alırdık, sadece Ankara’dakilerden değil, tüm büyük şehirlerden ve nerede, hangi plağın, ne kadar sattığını belirlerdik. Plakçılar bizim listelerimizi kapıya asarlardı, kasetin ilk çıktığı yıllarda da plakçılar Hey dergisinin bu listesine göre kaset doldururlardı.
Arı Sineması’nın, ki şimdiki TRT Stüdyosu’nun yerindeydi, çok büyük bir sahnesi ve bin 700 kişilik oturma yeri vardı. Orada da çok organizasyon yaptım. Amerika’dan, Avrupa’dan sanatçı getirirdik, yer yerinden oynardı. Tabii ben bu organizasyonlar neticesinde Arı Sineması’nın yönetimini ve çalışanlarını tanıdım. Sophia Loren meselesinde onun yardımı olmuştur. Herhangi bir sinemada olsaydı, üstümdeki kostüm olmasaydı, hiçbir özelliği olmazdı. Diğer sinemalarda normal kıyafetli adamlar zaten teşrifatçılık yapıyordu ama burada ceketli, kravatlı olmaları, benim de işimi kolaylaştırmıştı.”
Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’ni kuruyorlar
Miiliyet gazetesinin ardından, Hürriyet gazetesi “TV’de 7 Gün” dergisinde çalışmaya başlayan Dedeoğlu, TRT’nin basına gereken haber servisinlerinde yetersiz kaldığını belirtiyor. Hatta bu dönemde ceplerinde basın kartı taşıyan TRT yöneticilerinin basına karşı tutumlarını sertleştirmeleri ile sıkıntı yaşandığını ifade ederek, şunları söylüyor:
“Bu nedenle ilk defa Güneş Tecelli, Hıncal Uluç, Yavuz Gökmen gibi isimlerle birlikte Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’ni kurduk. Dernek, ülkemizde basın iş kolundaki üçüncü ihtisas derneğidir. Parlemento Muhabirleri ve Spor Yazarları Derneği’nden sonra biz kurulduk. Daha sonra kurulan mesleki dernekler, Özal’ın imkânlarından yararlanabilmek için 1980’lerde kuruldu, biz 1977’de kurmuştuk.”
İlk kitabı olan “Anılarla Televizyon”u 1991’de yayımlayan Dedeoğlu, çoğunluğu kendi arşivinden oluşan fotoğraflarla, Radyo TV Gazetecileri Derneği adına “Resimli Televizyon Tarihi” isimli kitabı da çıkardı.
Cemiyeti dönemi
Dedeoğlu, 1997 yılında emekli olduğu vakit, eşinin yurtdışına tayini çıkınca bir süreliğine gider ve 2001 yılında yurda tekrar dönüş yaparlar. Dış Ticaret Vakfı’nın dergisini bir süre çıkardıktan sonra, “ASO Medya” adlı dergide röportajlar yazan Dedeoğlu, Gazi İletişim Fakültesi’nde de ders vermeye başlar. 2009 yılında Gazeteciler Cemiyeti’nde ve onun yayın organı 24 Saat gazetesinde önemli röportajlara imza atar.
Dedeoğlu, magazini ve kendi dönemindeki magazin muhabirliğini şöyle tanımlıyor:
“Ben magazinciliği anlatırken ve ders verirken de hep şunu söyledim; magazincilik hayatın renkli yanlarıdır. Uzaydan gelen bir şey değil, her şeyin magazini olur. İşin rengini yakalayacaksın. Magazin ilgi gören bir alan, kadın, erkek herkes çaktırmadan magazin okur. Bu nedenle de o zamanlar her gazetenin günlük ya da haftalık eki vardı. Özel televizyonların ilk yıllarını hatırlayalım, her kanalın bir “Televole” programı vardı. Bu iş biraz değirmen, hemen öğütür, geçer gider. Bu yayınların çıkabilmesi için de bazen pembe yalanlar söylenir. Mesela Adnan Şenses gerçekten kalp krizi geçirirse bu haber olur ama o hafta kimse kriz geçirmezse ne olur? O yayınlar nasıl çıkar?
O dönemlerde şimdiki kadar bol şarkıcı, türkücü de yoktu. Mesela radyo sanatçılarıyla fazla çalışamazdık, onlarla da çeşitli haberler yapardık ama daha farklı, ‘kalp krizi geçirdi’ diyemezdik, desek TRT doktoru işe el koyar, yöneticileri olayın üzerine gider. Ama sahne sanatçısı için öyle değil…”
“Vizontele’nin Tanığıyım!”
Taner Dedeoğlu, meslek yaşamında unutamadığı bazı anılarını da bizimle paylaşıyor. İşte Dedeoğlu’nun anlatımıyla unutulamayan anıları…
“Televizyon yayını, karadan vericiler tarafından dağıtılırdı eski teknolojide. Günümüzdeki baz istasyonları gibi yüksek yerlere kurulmuş birbirini gören vericiler ve bunlara yardımcı olan yansıtıcılar aracılığı ile televizyon yayınları izleyiciye ulaşırdı.
Hakkâri, etrafı dağlarla çevrili, çukurda bir yerleşim merkezi. 1968 yılında başlayan televizyon yayını 1981 yılına gelindiğinde bile hâlâ Hakkâri’ye ulaşamamış bu zor coğrafî yapıdan. 12 Eylül Askeri yönetimi işe el atmış, verici ve yansıtıcılar kurulmuş, büyük bir törenle de açılacak…
Gazeteciler olarak bir gün önce sabah THY’nin özel bir uçuşuyla Van’a gittik. Öğleden sonra da Başbakan Bülent Ulusu geldi ve burada halka hitap etti, ertesi gün Hakkâri televizyon yayınına kavuşacak. Tören programına göre; başbakan konuşma yapacak, sonra da yanındaki televizyon alıcısının düğmesine basacak ve ekranda olması planlanan ‘Bugünkü Hakkâri’ adlı belgeseli, Hakkârililer ile birlikte izleyecek.
Ama ne var ki, yayın o dağları, tepeleri aşıp aşağıya inememiş. Uzun zamandan beri çalışan TRT teknik ekibi, birçok yansıtıcı kurmasına rağmen yayını istenilen düzeye getirememiş. TRT Genel Müdür Teknik Yardımcısı Doğan Erden’in, Genel Müdür Doğan Kasaroğlu’na ‘Daha en az iki yansıtıcıya ihtiyacımız var’ dediğini duydum. Yayın yok, herkesin suratı asık.
Çevre illerden de gelenler var, Başbakan Ulusu konuşmasını kalabalık bir topluluğa yağmur altında yaptı ve ardından helikopter ile ayrıldı, bizler de karayoluyla Van’a dönerken Hakkâri dışındaki iller TRT’de, ‘Bu Günkü Hakkâri’ adlı belgeseli izliyordu. Filmin kahramanları ile karşılaştık mı bilmiyorum ama biz de onlar gibi yayına ulaşamamıştık.
Buradan bir başka anım da gazetemin yerel muhabiri ile yaptığım konuşmada. Başka bir işi de olan, amatör ruhla Milliyet Gazetesi muhabirliğini üstlenen beyle tanıştık. Sabah erken yola çıktığımız için gazete görememiştim, bir gazete alalım dediğimde bana ‘yarın gelir’ demişti, yıl 1981…
Şansız Günüm!
Ünlü sanatçı Barış Manço hastalanmış ve Ankara GATA’da tedavi görüyordu. Hem gazeteci olarak hem de ziyaret saati dışında girme imkânı olmayan askeri hastanede arka kapıyı keşfettim. Oto parkı da elverişli olan buradan sabah işe giderken giriyor, yangın merdiveninden altı kat çıkıyor, her gün görüşebiliyor ve haber geçiyordum.
Bir gün; öğleye doğru gidebildim, yine arka kapıdan çıktım, katın camlı alüminyum kapısını açmaya çalıştığımda, elindeki otomatik silahı ‘çapraz tutmuş’ olan bir askerin sırtına dayandı kaldı. Bu aralıktan gördüğüm kadarıyla içeride başka silahlı askerler de vardı. Tam bu sırada pijaması üzerinde robdöşambr ile MHP lideri Alpaslan Türkeş geçti. 12 Eylül dönemi, tutuklu siyasilerden olan Türkeş de tedaviye gelmiş… Beni görseler belki ateş ederlerdi veya ben hâlâ tutukluydum…
Korkudan sessizce geriye döndüm, yavaş yavaş merdivenden indim, tam çıkışa geldiğimde derin bir oh çekecekken, içinde kefenleri ile yatanların olduğu, sıraya dizilmiş dört beş tabut ile karşılaştım. İşte burada hızlandım ve aralarından geçerek kaçarcasına çıktığımı hatırlıyorum. Hemen yakındaki arabama binerken köşeye sıkışmış kalmış ufak bir “morg” tabelasını o gün fark ettim. Ben erkenden gelip geçiyorken mekânı anlayamamış, öğleye doğru gittiğim için hastane morgunda bu manzara ile karşılaşmıştım. Barış Manço’nun sağlığı da iyi idi bir daha uğramadım…”
Üniversite arkadaşı Sermin Hanım’la evli olan Taner Dedeoğlu’nun iki kızı üç de torunu var…