Yapay zekâ, insan ırkının sonunu getirebilir mi?

Rose Luckin

SULTAN YAVUZ (ANKARA) – Türk Eğitim Derneği (TED)’in düşünce kuruluşu olan TEDMEM kürsüsünün beşinci etkinliği olan Eğitimde Yapay Zekânın Kullanımı ve Olası Güçlükler” konulu sunum, Holiday Inn Otel’de düzenlendi. Yapay zekânın eğitim alanına uygulanmasına yönelik çalışmalarıyla dikkat çeken University College London Bilgi Laboratuvarı Öğretim üyesi Rose Luckin’in sunumu ilgiyle dinlendi.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, yapay zekânın yararlı olduğu kadar güçlüklere de işaret ettiğini ve doğru kullanılmadığı zaman insan ırkı için tehdit oluşturabileceğini kaydetti. Pehlivanoğlu şunları söyledi:
“Yazılım, kodlama, siber güvenlik gibi pek çok alana giren yapay zekâ, eğitim ve öğrenim uygulamalarında da kendini gösterir hale geldi. Buradan yola çıkarak dünyanın en önde gelen üniversitelerinde olan MIT, yapay zekâ üniversitesi kurmak için çalışmalarına başladığını söyledi. Medeniyetlerin yol almasında ve insanların kendine yol açmasında olmazsa olmaz etkenlerin başında artık yapay zekâ geliyor. Ancak akıllardaki sorulardan biri, yapay zekâ teknolojisi meslekleri yok mu ediyor? Fox dergisinde yer alan bir araştırmada, 2136 yılına kadar tüm mesleklerin yapay zekâ tarafından yerine getirebileceği söyleniyor. Şu anda tüm büyük teknolojik şirketler yapay zekâ projeleri üstünde çalışıyorlar. Ünlü fizikçi Stephen Hawking’in yapay zekâyla ilgili geleceği ilişkin öngörüsü dikkate alınmalı. Çünkü gördü ki, yapay zekâ, insan ırkının sonunu getirebilir. Aslında baktığınız zaman, “Uzay Yolu” filmini seyrettiğimizde ‘Ne güzel hayal kurmuşlar’ derdik. Bugün o hayallerin gerçekleştiğini görüyoruz. Umuyorum ki insanoğlu kendi kendini yok etmede üstat değildir. Şüphesiz ki teknolojiden faydalanmalı, şüphesiz ki yaşamı kolaylaştırmalı ama bunu yaparken yaşamı yok etme riskini de göz önünde bulundurmak mecburiyetinde olduğunu unutmamız lazım. Çünkü bugün baktığımızda dünyanın tartıştığı önemli şeylerden biri de duyarsız nesil… Yani sosyalleşmeyi tamamen teknoloji üzerinden gerçekleştiren, birbirine dokunmayan, uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimden çok daha ön plana çıktığı ve bencilleşen bir nesli tartışıyoruz. Aslında insan olmanın en büyük özelliklerinden biri olan acı çekmek ve haz duymak gibi duygulardan uzaklaşmamızı tartışıyoruz. Bunlar zaman içinde makinelerin kontrolüne geçer ve yapay zekâ belki tamamen bizim gibi dönüşürse, bu iş insanoğlunun kendi kendini yok etmesini beraberinde getirebilir.
Şüphesiz ki başka bir riskle de karşı karşıyayız. Birkaç nesil sonra, yaşayabilmek için dünya nüfusunun bir kısmının yok olması gerekiyor. Aslında bölgemizde çıkan her savaşta benim içimden bir ses ‘Acaba nüfusun azaltılması Ortadoğu’dan mı başladı?’ diyor. Mars’ta yaşam aranıyor. Tabii ki bunun gerekçesinin biri, dünya neslinin dünyanın taşıyabileceğinden çok daha fazla bir nüfusa gelebilmesi… İkincisi de bir gün makineler insan ırkını yok ederse, belki Mars’taki insanlar ve uzayda başka yerde yaşayacak insanlar bunun daha ileri bir noktaya gitmesini engelleyip orada yeniden bir ırkın ya da neslin doğuşunu sağlayabilirler diye düşünüyorum. İşte tam da bu noktada bizler duygularımıza, insani değerlerimize ve sosyal etkileşimlerimize odaklanmak mecburiyetindeyiz. Şefkat kavramı üzerinde durmalıyız. Evet, makineler ürkütücü bir şekilde ilerliyor, empatik duygular gibi konularda insanlardan gerideler ama bugün için gerideler. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bunun için öncelikle eğitim sistemimizin doğru şekillendirmemiz ve eğitimcilerimizi iyi yönlendirmemiz gerekiyor. Yapay zekâ, öğretmenlerin yerini alabilir mi diye düşünüyorum. Öğretmen aslında öğrenci arasında duygu bağı olandır. Öğretme kanalını açması, köprüyü kurması o kurabildiği duyguyla alakalıdır. Her şey insanda ve onun duygularında başlar, insan insanın gölgesinde yetişiyor denir. Eğitim de dünya üzerindeki gelişmelerde tabii ki iyi analiz edilip takip edilebilmeli. Ancak dünya insanı yetiştirirken, duygusuz nesle giden yoldan dönülmesinin de şart olduğunu düşünüyorum.”
Karip, “Gelecekte, istihdamda bir daralma söz konusu değil ama işlerin niteliği değişiyor”
Açılış konuşmacılarından TEDMEM Direktörü Prof. Dr. Emin Karip, kürsünün eğitimin güncel konularının yanında, geleceğe yönelik konuları da masaya yatırdığını ve Türkiye’nin eğitim sorunlarını ele alarak, değerlendirme yaptıklarını kaydetti. Karip, yapay zekânın günümüzde her alanda görüldüğünü ve eğitim alanında da kullanılmaya başladığını söyledi. Karip şöyle konuştu:
“Biz eğitimin bireyselleştirilmesi ve demokratikleştirilmesinden söz ediyorsak, yapay zekâ çok güçlü bir teknoloji olacak. Ama aynı zamanda kullanmanın güçlükleri de olacak ve bir takım tehditlerle de karşılaşacağız. Dünya Ekonomik Forumunda geçen yıl yer alan bir tahminde, 2022 yılı itibariyle teknoloji yoğun -ki bir kısmında yapay zekâ da söz konusu- alandaki yeni istihdam 133 milyon civarında olacak. Ama geleneksel işlere baktığımızda, sekreterlik, yönetici asistanlık ya da bir takım rutin ofis işleri gibi… Bunlarda da 75 milyon civarında azalma olacak. Toplamda istihdamda bir daralma söz konusu değil ama işlerin niteliği değişiyor. Dolayısıyla eğitimde geleceğe yönelik iki temel sorun var; biri hali hazırda işgücüne katılmış yetişkin nüfusun bu transformasyonunu sağlamak, ikincisi ise yeni yetişen kuşağın bu teknolojiyi kullanabilecek ve üretebilecek temel yeterliliklere sahip olması. Bu ikisini gerçekleştirmek güç ama bunun için de özellikle yetişkin nüfusun bu işler arasındaki transformasyona dönüşümüne baktığımızda çok daha esnek ve hızlı yapıların olması gerekiyor.
Eğitim ve öğrenime baktığımızda, artık klavyede yazma becerisi o kadar önemli hatta yabancı dil öğrenimi konusunda da bizim geleneksel olarak bildiğimiz yöntemler hâlâ anlamlı olacak mı? Çünkü teknoloji bize bu hizmeti yapıyor. Eğer tane tane düzgün konuşursanız, bunları yazıyor. Yanlış olanların altını çiziyor, uyarı yapıyor. Bu basit düzeyde bir kullanım ama yapay zekâya ileri düzeyde bakarsak, her alanda uygulanabilir. Türkiye’de eğitim alanında bizim karşılaştığımız zorluğa gelecek olursak, sistemi ve eğitim -öğretimi regüle eden bir takım yapıları gözden geçirmek zorunda kalacağız. Örneğin öğretmenlere ‘Ders kitapları dışında kaynak kullanamazsınız’ diyoruz, peki yapay zekânın işin içine girdiği yerde, içselleştirmiş ve bireyselleştirilmiş olduğu yerde nasıl kontrol sağlayacağız ya da bunun bir önemi kalacak mı? Bunları gözden geçirmemiz gerekiyor. Geçen yılki “”ISO 5000” raporunda, yüksek ve orta yüksek teknolojiyle yapılan toplam üretim küçük bir pay… Hâlâ geleneksel yollar devam ediyor ve toplumun her kesimi de yapay zekâyı kullanmayacak. Toplumsal kalkınma değerleriyle birlikte düşünerek, geniş bir politika içinde değerlendirme yapmalı ve bu teknolojiyi kullanacak bireylerin yanı sıra, geleneksel yöntemleri kullanacak insanların yetişmelerini de sağlamalıyız.”
University College London Bilgi Laboratuvarı Öğretim üyesi Rose Luckin ise sunumuna yapay zekânın tarihçesini anlatarak başladı. Yapay zekânın pek çok alanda kullanıldığını kaydeden Luckin, yapay zekânın insanlardan çok daha akıllı olabildiğini ama makine ve insanın temel farkının duygular olduğunu söyledi. Luckin, şunları kaydetti: “Eğitimde kilit nokta yapay zekâ, fakat öğretmenlerle bu teknolojiyi geliştirenler arasında bir diyalog kurulmalı ve eğitimciler insanları yapay zekâ konusunda bilgilendirmeli, işlerini tehdit etmediğini anlatmalılar. Toplumun bir kısmı zaten bu teknolojiden haberdar olacak ve kullanabilecek ama biz herkesin eşit olduğu bir düzlem yaratmalıyız.
Yapay zekânın duygusal zekâsı yok, sosyal etkileşimleri insan yapabiliyor, yapay zekâ değil. Biz de insan zekâsına önem vermeliyiz çünkü bunu daha da geliştirmemiz gerekecek. Zekâmız hâlâ evrimleşiyor, biz neleri yapay zekânın, neleri insanların yapabileceğini ayırt edebiliriz diye düşünüyorum.”