Yarı aydından kurtulma

Ünlü Alman düşünürü Nietsche’nin güzel bir sözü var:
“Her şeyden birer parça bilmektense, tek şeyi tam bilmek daha iyidir..”
Aydın geçinen yarı aydınlar, bu deyime nasıl da uyuyor.. Kendilerini aydın gibi görenler, bırakın bir parça bilmeyi, zır cahilden farksızlar. Daha da beteri ukalacasına ahkâm keserken, kaş yapmayı bile becermek bir yana, göz çıkarıyorlar. Ama kendilerini iyi satmada da üzerlerine yok. Daha da acısı, bunlara akıl danışanlar bile var..
Konumuz aydın ve yarı aydın olduğuna göre, aydın ve yarı aydın deyimleri üzerinde durmak vacip oldu;
Aydını nasıl ifade edebiliriz?.. Bu konuyla ilgilenenlere göre, fikri etkinliği ağır basan, bilgili, değerlendirme yetisi gelişmiş kişinin, aydınlar sınıfında değerlendirildiğini görüyoruz. Hatta bu kişiyi entelektüel olarak da tanımlayabiliriz.
Aydın ifadesinin, ünlü Fransız yazarı Emil Zola’nın 1888 yılında yayınlanan “Aydınlar Manifestosu” yazısından sonra büyük bir önem kazandığının belirgin bir şekilde ortaya çıktığına tanık oluyoruz.
Yine görüyoruz ki, aydın yalnızca yaptığı işin niteliğine, yani kafa emeği sarf etmesine göre değil, aynı zamanda karşı çıktığı egemen bir durum ya da ideolojinin, daha başka bir ifadeyle sınıfın eleştirel bir görüşün taşıyıcısı olarak da irdelenebilir.
Bu tanımlamaların tersini aldığınız zaman karşımıza yarı aydın profili çıkar. Bunlar, ünlü karikatüristler Cemal Nadir ve Ramiz’in mizah çizgilerinden farksız gibidir.
Diyeceğim o ki, böyle bir tarif fikri anarşiyi yaratır. Yani, yarı aydın olumsuz bir tablonun çerçevesini oluşturur.
Yarı aydın, hep bardağın yarısının boş olması demektir. O nedenle de kaosla, kargaşayla ve karışıklılıkla adeta özdeşleşmiştir. Her olumsuzun temelinde mutlaka yarı aydın vardır. Yarı aydın, gerçeği ifade edecek olursak bir cehalet abidesidir. Bunu bedahat kelimesiyle de ifade etmek mümkündür.
Yarı aydın her türlü siyasi, ekonomik ve sosyolojik çıkmazı içinde asli veya feri fail olarak yer alır. Aslında bu kişilere, figüratif bir rolün yaratıcıları de denilebilir.
Yarı aydın olarak tanımlayabileceğimiz bu kimseleri, daha önceleri 27 Mayıs şak şakçıları olarak tanıdık. Şahsi menfaatleri için her türlü kalıba giren fikri güçten mahrum böyle bir kesim ülkeye faydalı olabilir mi?
Her kaosta, her darbe girişiminde hep bunları görmekten bıktık. Türkiye’nin yarı aydınlara değil, gerçek aydınlara ihtiyacı var. Ülkesini, seven, kişisel yararları elinin tersiyle iten, fikri hür, vicdanı hür gerçek aydınlara ihtiyaç var. Ben değil, biz olan, ilkeli, Atatürk’çü, Cumhuriyetçi ve devrimci gerçek aydınlara ihtiyaç var.
Diliyor ve umuyoruz ki, fikir fukaralarından biran önce kurtulur, akıl danışılan, yol gösteren ve irşat eden toplumsal bir yapının temelini atmak imkânına kavuşuruz. Bu yönelim, gerek kültür bazında, gerekse yarı aydın cehaletinden kurtulma bazında, önemli atılımların yolunu da açar. Toplum böyle bir gerçekleşmeyi bekliyor.