Yaşayan Müze Erimtan

Gezer: Çağdaş müzeciliğin gerekliliklerini tamamen yerine getiren bir müzeyiz

Ankara Kale’de yer alan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, modern müzecilik anlayışı ile yaşayan bir müze olmanın hakkını veriyor. Konserlerden konferanslara, sergilerden eğitim seminerlerine kadar pek çok etkinliği düzenleyen Erimtan, çocuklar için yaptıkları programlar ve eğitim okullarıyla da genç kuşağa sanat ve arkeoloji sevgisini kazandırıyor. Erimtan Müzesi’nin Müdürü Nazan Gezer, müzeyi ve müzecilik anlayışlarını 24 Saat gazetesi için anlattı

SULTAN YAVUZ – Ankara Kale’de beş yıldır bulunan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, yaşayan bir müze olmanın hakkını vererek, müzeyi durağan bir mekân olmaktan çıkarıyor. Konserleri, konferansları, sergileri ve seminerleriyle pek çok alanda hizmet veren vakıf müzesi Erimtan’ı, Müdürü Nazan Gezer’den dinledik.
ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra uzun yıllar basın sektöründe çalışan Gezer, dört yıldır Erimtan Müzesi’nde yöneticilik yapıyor. Erimtan Müzesi’ndeki eserlerin MÖ 3000 yılı ile MS 300’lü yılları kapsadığını belirten Gezer, müzenin kurucusu Yüksel Erimtan’ın estetik duygularla satın aldığı 17. yüzyıldan kalan tek eser dışında tüm parçaların arkeolojik olduğunu belirtiyor.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Müdürü Nazan Gezer

Yüksel Erim’in koleksiyonerliğe başlaması…
Gezer, inşaat mühendisi olan Yüksel Erimtan’ın, 1960’lı yıllarda Tarsus’ta inşaat çalışması sırasında, bir gayrimüslim kuyumcuyla tanıştığını ve kuyumcunun, ona, “Burada her yağmur sonrasında topraktan küçük sikkeler ve yüzük taşları çıkar, köylüler de bunları toplarlar, bize satarlar” diyerek, bir yüzük taşını göstermesi üzerine, bundan çok etkilenen Erimtan’ın koleksiyonerliğe başlama hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Erimtan, ilk başta yüzük taşlarını biriktirirken daha sonra daha geniş ve seçici bir koleksiyona evriliyor ve bu sürede yurt dışında gittiği müzelerde Türkiye’den kaçırılmış olan tarihi eserleri gördükçe sinirleniyor, bunun üzerine Türkiye Koleksiyonerler Derneği’ni kuruyor. Bu derneğin üyesi kişiler topladıkları eserleri Bakanlığa kayıt ettiriyorlar ve bu sayede hiçbir şekilde satılamıyor ve kaçırılamıyor. Şu anda bizde 1925 tane kayıtlı eser var, bunların 1300’ü sergileniyor. Biz Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin kontrolündeyiz, yılda bir kez envanterimizi kontrol ediyorlar.
60 yıl boyunca Yüksel Bey camdan altın takılara, pişmiş topraktan bronz eşyalara kadar sahip olduğu estetik duyguyla beğendiği şeyleri satın alma lüksüne de sahip olduğundan, bu eserleri topluyor. Koleksiyoner arkadaşlarına, topladıkları eserlerle bir müze kurmayı teklif ediyor. Fikir herkese önce cazip geliyor ama bu işin ne kadar meşakkatli ve pahalı olduğunu görünce diğer koleksiyonerler çekiliyorlar. Fakat Yüksel Bey vazgeçmiyor ve uzun uğraşlar sonunda metruk hâldeki üç binayı hazineden 25 yıllığına kiralıyor, o binalar yıkılıyor ve üç katlı bir müzeye dönüştürülüyor. Genelde Türkiye’de müzeler hazır binalara yerleşiyor, müze için bina yapılması bir istisna diyebiliriz. Binada, vitrinlerin duvarın içine gömülmüş olması, tavanın yapısı, akustiği her şeyi bir müze için yapıldığını kanıtlıyor.”
“Askıda Müze Eğitimi”
Gezer, 15 günde bir “Müzik Salı” adı altında oda konserleri yaptıklarını ve çok önemli sanatçıları konuk ettiklerini belirterek, İdil Biret ve Fazıl Say gibi sanatçıların yanı sıra, genç yeteneklere de yer verdiklerini belirtiyor. Dört ila altı haftalık seminer programları ve ayda bir kez Çarşamba konferansları düzenleyen müze, en fazla çocuklar üzerinde duruyor. Gezer, çocuklara yönelik programlarını da şu sözlerle ifade ediyor:
“Müzenin tanıtımını en fazla çocuklar yapıyor. Biz Milli Eğitim Bakanlığı ile yazıştıktan sonra müze eğitimi konusunda akademisyenlerle çalışıyoruz. Randevu ile gelen öğrenci grupları müze eğitmeni ve arkeologla müzeyi gezdikten sonra atölyede eserlerin replikalarını üretiyor.
Çocuklar geldiğinde alışılagelen müzelerden farklı bir yapı görüyorlar ve çok beğeniyorlar. Hem sergileme şekli hem sınırlı da olsa teknoloji kullanımı dikkatlerini çekiyor. Tabletler, ses tuşları ve hareketli ekranı seviyorlar ve yaptıkları çalışmaları da evlerine götürüyorlar.
Buraya gelme imkânı olmayan çocuklarla, engelliler ve LÖSEV gibi kuruluşlarla da sosyal sorumluluk projeleri yapıyoruz. Askıda Müze Eğitimi sayesinde, müzeye gelen kimi ziyaretçiler ya da firmaların bağışlarıyla imkânı olmayan köy okullarını tespit edip, oradaki çocukları davet ediyoruz. Bazıları daha önce müzeye bile gitmediği için onlara katkımızı çok önemsiyorum. Ayrıca yazın da on beş günde bir, dörder günlük eğitimlerimiz oluyor, çocuklar çok memnun kalıyor.”
Hafta sonları da çömlek yapımı ve yoga gibi etkinlikler düzenlediklerini kaydeden Gezer, müzenin kafesinin de özellikle yazın çok işlevsel olduğunu söylüyor. Süreli sergileri yılda birkaç kez yaptıklarını belirten Gezer, “Çağdaş müzeciliğin gerekliliklerini tamamen yerine getiren bir müzeyiz. Ankara’da buna ihtiyaç var, tüm bu etkinlikleri yapan tek müzeyiz diyebiliriz ama şimdi diğer müzeler de başladı, bu memnuniyet verici…” diyor.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Müdürü
Nazan Gezer

British Museum Müdüründen takdir etti
Gezer, British Museum’un müdürünün Erimtan’ı gezdiğini ve çok beğendiğini ifade ederek, “Az ama öz bir koleksiyon olduğunu” söylediğini ifade ediyor.
Koç Müzesi’nin gelmesiyle Kale’ye canlılık geldiğini kaydeden Gezer, Erimtan’ın ise Kale halkına “iyi geldiğini” vurguluyor. Gezer tüm alışverişlerini Kale’den yaptıklarını ve Kale’yi mahalleleri olarak gördüklerini belirterek, “Esnafla aramız çok iyi… Konser gecelerinde onlar da açık oluyor ve Divan Otel’i bile o günler daha hazırlıklı oluyor. Biz Kale halkıyla mutluyuz, herkesin Kale’ye gelmesini tavsiye ediyorum” diyor.