Yeni virüs dalgası kapımızda mı?

Utku ŞENSOY

Oysa ne umutlarla girmiştik 2020 yılına!
“Ekonomi toparlanacak, işsizlik azalacak, gençler iş bulacak, yabancı sermaye beklentilerimiz gerçeğe dönüşecek, katma değer yaratacak ürünlerle çiftçi daha fazla refaha kavuşacak, betonlaşmadan sıyrılıp istihdama yönelik yatırımlara hız verilecek, turizmde 2019’da yakalanan tarihi başarının daha da ötesine gidilecek…” Uzun lafın kısası şahlanacaktık ama genç nesillerin deyimi ile “hayaller hayatlar” durumu yaşandı.
Pandemi dünyanın büyük kesimini hazırlıksız yakalayınca hayallerimiz yıkıldı, tüm projeler bir başka bahara kaldı. Şüphesiz bu olumsuz tablodan tüm dünya etkilendi ama en çok kırılgan ekonomiler ve kasaları boş olan ülkelerin insanları etkilenip sıkıntıya düştü. Daha da kötüsü henüz hiçbir şey bitmediği gibi, ikinci hatta üçüncü dalgalar, korona virüsünün mutasyona uğraması derken yeni bilinmeyene doğru karanlık bir tünelde yol alıyoruz ve tünelin ucundaki ışığı görmekten hayli uzağız.
Olumsuzluklardan beslenen, panik tiplere, negatif enerji saçanlara ve karanlık tablo çığırtkanlığı yapanlara oldum olası karşı olduğumuz için, amacımız burada benzer görüş sergilemek değil. Ancak eskilerin değimiyle “Ağustos’un yarısı yaz yarısı kış” olduğundan, sonbahara, virüsün sevdiği soğuk havalara hazırlıklı olalım, güçlü girelim ki bu mücadeleden ulusça daha da hırpalanmadan güçlü çıkalım.
Aslında bir süre önce, çok sayıdaki ülkenin salgının yayılmasını yavaşlatmayı başarmasından umutlanmıştık. Yunanistan, İspanya, Almanya ve Fransa gibi ülkeler kısıtlamaları ilk gevşeten ülkeler olmuş, dükkanlar, restoranlar yeniden açılmıştı. Ancak, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) uyarılarına rağmen, maske-mesafe-hijyen kurallarına uymayan Avustralya gibi ülkelerde restoran ve barlara gidenler arasında vaka sayısının artmasının ardından, önlemler yeniden sıkılaştırıldı.


Temmuz-Ağustos aylarıyla birlikte sahil kesimlerine gidenlerin sayılarındaki olağanüstü artış, önümüzdeki günlerde vaka sayısının artacağı tehdidini de beraberinde getirdi. Bu, vaka sayısının normal değerlerde seyrettiği ülkelerde başka kişilere bulaştırmayı ifade eden “R değeri”, reproduction/üreme sayısının artmasına sebep olabilecek bir durum. R değeri, koronadan enfekte olan kişinin virüsü ortalama kaç kişiye bulaştırdığını ifade eden teknik bir tanımlama. Bu sayı 2 ise bu, her enfekte kişinin virüsü 2 kişiye bulaştırdığı anlamına geliyor. Yaz aylarıyla birlikte, kuralsız biçimde tatil yapan, insan topluluklarına karışanlardan dolayı bu R değeri, birçok ülkede artmaya başladı.
Artık vaka sayısının düşmesi tek başına yeterli değil, yeniden bulaştırma sayısının artmasını da bireysel önlemlerde engellememiz lazım. Aksi takdirde İran’daki gibi ikinci bir dalga çok daha yıkıcı olabilir. Sadece birkaç ülkeyle de sınırlı değil, bu sinsi virüs artık dünya genelinde daha büyük bir hızla yayılıyor. Bilim adamları, virologlar, bu yeni tür korona virüs salgınının ikinci dalgasını aylar öncesinden öngörüp uyarmalarına rağmen, yaz aylarının da rehavetiyle, insanlar maske-mesafe kurallarına uymadıkları için artık ikinci dalga tehlikesi dünya genelinde kaçınılmaz görünüyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika’da vakalarda son dönemde önemli bir yükseliş yaşanıyor. Ülkemizde de, son günlerde yeniden ivme kazanan korona belası, büyük bir özveri ve canla başla çalışan sağlık ordumuzu bazı merkezlerde bunaltmaya başladı.
Virüslerin mutasyona uğrayarak zayıflayıp daha az tehlikeli hale gelmesi ihtimal dahilinde. Ancak bunun gerçekleşmesi için çok sayıda insanın virüse karşı bağışıklık kazanmış olması gerekiyor. Burada da sürü bağışıklığı gündeme gelebilir ama bunun da toplumun yüzde 70-80’lik bir kesiminin bağışıklık kazanması halinde mümkün olabileceğini, oysa günümüzde bu oranın ülkelerde göre değişiklik sergileyip yüzde 1 ile 5 arasında olduğunu bilmemizde yarar var. Keza herhangi bir virüse maruz kalan insanların antikor üreterek bağışıklık kazanmış olmaları gerçeği ne yazık ki korona virüste biraz farklı olabiliyor. Birçok vakada, hastalığı geçirenlerin vücudunda antikorlara rastlanmadı. Bu da bu kişilerin virüsü yeniden kapabileceği anlamına geliyor.
Tüm bu veri ve gerçekler doğrultusunda, önümüzde daha çok uzun bir yolun olduğunun bilincinde olmamız ve Birinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünyayı kasıp kavuran, 50 milyona yakın insanın yaşamını yitirdiği İspanyol Gribi benzeri yıkıcı bir ikinci dalganın yaşanmaması en büyük temennimiz.
Yazın rehavetine kapılıp sahillerde denizde üst üste olmaktan kaçınalım, maske-mesafe-hijyen kurallarını göz ardı etmeyelim. Önümüz sonbahar kapalı alanlara daha çok sığınacağız. Bu sinsi görünmez virüsün soğuk havaları, yayılma hızının arttığı kapalı ortamlarda daha fazla yoğunlaşıp, havada daha fazla asılı kaldığını ve kırılgan vücutları, bağışıklığı, savunması zayıf kişileri daha fazla hırpalayacağını unutmayalım.