Yerebatan Sarayı: Turistleri büyüleyen bir yapı

Birsen GÜRDİL 

İstanbul’a gelen gezginlerin ziyaret etmeden ayrılmadığı ve görmek için sıraya girdiği görkemli tarihsel bir yapı olan “Yerebatan Sarayı”, Ayasofya’nın güneybatısında bulunmaktadır. Asıl adı Bazilika Sarnıcı olarak bilinse de bugün bu isim kullanılmamaktadır. İstanbul’un tarihi yarım adasında bulunan muhteşem sarnıcı ne yazık ki İstanbul’da yaşayan milyonlarca insan dahi ismini bilmediği sarnıcı ziyaret etmediği bilinmektedir.
140 metre uzunluğu, 70 metre genişliği ile dikdörtgen biçimindeki bir alanı kaplayan sarnıca 52 basamaklı bir merdivenle inilmektedir. 9 metre yüksekliğindeki 336 sütununun bulunduğu yapıda, 4.80 metre aralıklarla dikilmiş sütunlar bulunmaktadır. Her biri 28 sütun içeren 12 sıradan oluşan sarnıcın tavan ağırlığını bu sütunlar ayakta tutmaktadır.
Sarnıcın su geçirmesini önlemek için 4.80 metre kalınlığında duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcı kullanılarak yapılmıştır. Yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahip sarnıç, 9.800 metrekare alanı kaplamaktadır.
Yerebatan Sarayı’nın en ilgi çekici köşesi ise sarnıcın kuzey batı köşesindeki iki sütunun altında kailde olarak kullanılan iki Medusa başının bulunmasıdır. Roma dönemi heykel sanatının şaheserlerinden sayılan bu iki Medusa başı, sarnıcı ziyaret eden yerli, yabancı insanların merak ettikleri bir nokta olmasıdır.
Bu ilgi ve merak Medusa başının ters olarak sütun altında yer almasıdır. Yapıda bu şekilde yer olan b iki başın, yüzyıllardır söylenip, günümüze de gelen efsanevi bir oluşumdur.
Bir efsaneye göre Medusa, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’dan biridir. Bu üç kız kardeşten yılan başlıMedusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahipti. Bir başka rivayete göre Medusa, siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı.Medusa, Zeus’un yakışıklı oğlu Perseus’aâşıktı. Bu erkek güzeli gence Athena’da âşıktı ve bu yüzden Medusa’ya kin besliyordu. İntikamını güzeller güzeli Medusa’nın saçlarını yılana çevirmekle kalmadı, güzel kız kime bakarsa onu taşa çeviriyordu.
Efsaneye göre Perseus, Medusa’nın başını kesip, onun güçlerinden yararlanarak düşmanlarını yenmiştir. Bu efsaneye dayanılarak Medusa başı Bizans’ta kılıç kabzalarına işlenmiş, sütun kaidelerine, (Bakanların taş kesilmemesi için) ters olarak yerleştirilmiştir. Bugün Yerebatan Sarayı’nın su altı derinliklerinde başı ters olarak konulmuş Medusa’nın yine de pek çok rivayetlere konu olduğu söylenmektedir.
Bizans imparatoru Justiyen tarafından 542 yılında yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı günümüze gelinceye kadar birçok kez çeşitli onarımlardan geçirilmiştir. Osmanlı imparatorluğu döneminde, III. Ahmet zamanında 1723 yılında Kayserili mimar Mehmet Ağa tarafından yapılan ilk onarımdan sonra ikinci büyük onarım ise 1876-1909 Sultan Abdülhamit döneminde onarılmıştır.Bu onarımlar sırasında bazı bölümleri hasar görmüşse de yine de tarihi yapının görüntüsünde bir çirkinlik yaratmamıştır.
Bizans döneminde imparatorluk sarayının ve çevredeki saygın ailelerin oturduğu bölgenin su ihtiyacını karşılamak için yapılmış sarnıç 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra bir müddet daha kullanılmışsa da, durgun su yerine akan suyu tercih eden Osmanlılar kendi su ihtiyacını giderdikten sonra sarnıç kaderine terk edilmiştir. Hatta unutulmuştur. Ta ki 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını incelemek üzere İstanbul’a gelen gezgin P. Gyllius, şehri gezerken bazı evlerin bahçelerindeki kuyulardan su çektiklerini görünce merak edip, bir evin avlusundan elinde tuttuğu meşale ile ve zor şartlar altında, aşağıya indiği zaman sütunlar arasında duran suyu ve hatta balıkları görünce şaşırmıştır.
Seyahatnamesinde İstanbul’da gördüğü bu muhteşem yapıyı en ince detayına kadar kaleme alması diğer seyyahlarında ilgisini çekmiş ve pek çok arkeolog ve gezgin İstanbul’a gelerek, 28 sütunun ayakta tuttuğu sarnıcı ziyaret etmişlerdir.
İstanbul’a gelen yerli ve yabancı konukların görmeden gitmedikleri sarnıca, Cumhuriyet döneminde İstanbul Belediyesi sahip çıkarak, bir kaç kez onarım görmüştür. En son 1985-1987 yılları arasında yapılan büyük tamirat sırasında 50.000 ton çamur çıkartılıp, sütunlar arasında yürüme platformları yapılmıştır. Sarnıca giriş merdivenleri elden geçirilmiş, ışıklandırma ile sarnıca ayrı bir hava kazandırılmış ve Türk turizmi bu görkemli yapıyı dünya gezginlerinin beğenisine sunmuştur.
Bugün Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultan Ahmet Camii, Dolmabahçe Sarayı kadar ziyaretçiyi sinesine çeken Yerebatan Sarayı’nı görenler uhrevi bir atmosfer içinde derinlerden gelen hafif müzik eşliğinde, renkli balıkları sürüler halinde dolaştıkları sarnıcın büyülü havasında değişik duygular içinde gezerken, baş aşağı sütun kaidesi olan Roma döneminin bir yapısı Medusa başını da görmeden saraydan ayrılmamaktadır.
Kültür ve sanatın başkenti İstanbul’da daha böyle gezilmesi gereken pek çok tarihi mekân bulunmaktadır. Nitekim günümüzde bu görülmesi gereken pek çok tarihi yapılar teker teker gün yüzüne çıkartılıp, hizmete sokulmaktadır