Yılmaz: İntihar haberi kesinlikle öyküleştirilip, ilgi çekici bir biçime çevrilmemeli

Uzman Psikolog Ayla Yılmaz, intihar haberlerinin nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin 24 Saat gazetesine konuştu. Geçtiğimiz günlerde intihar eden 18 yaşındaki kargo görevlisi Furkan Celep’in intihar mektubunun sosyal medyada yayınlanması ve olayın hikâyeleştirilmesi eleştirilere neden olmuş ve sosyal medyada tepki almıştı. Yılmaz, söz konusu haberin “İntihara özendirici ve meyilli kişileri teşvik edici” olduğunu belirterek, intihar olgusunu ve bu olaylara medyanın nasıl yaklaşması gerektiğini anlattı

SULTAN YAVUZ /ANKARA

Geçtiğimiz günlerde intihar mektubuyla sosyal medyada dikkat çeken ve 18 yaşında hayatını kaybeden kargo görevlisi Furkan Celep, ölümünün ardından pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Özellikle gençlerin yaşadığı gelecek kaygısı, maddi imkânsızlıklar, işsizlik gibi konulara gözlerin çevrilmesini sağlayan intihar olayı, medyada ele alınış biçimiyle de tepki aldı. Uzman Psikolog Ayla Yılmaz, intihar olgusunu ve medyanın bu tür olaylarda nasıl bir yaklaşım izlemesi gerektiğini anlattı.
Yılmaz, olayın haber olmasının ardından, özellikle sosyal medyada paylaşılmasıyla intihar olgusunun çok fazla ilgi görerek, konuyla ilgili çok konuşulduğunu, bunun sebebinin ise yaşanan korku ve kaygıdan kaynaklandığını belirtti. Yılmaz, “Bir ölüm ya da hastalık haberi alındığında çoğu insanın tepkisi detaylı sorular sormak olur. Nasıl hasta olmuş? Nasıl ölmüş? Başka bir hastalığı var mı? Kaç yaşındaydı? gibi soruların cevapları kendisinden ve sevdiklerinin yaşamından uzaksa biraz rahatlama yaşanır çünkü.
Furkan’ın intihar haberinin bu kadar yaygınlaşmasının bir diğer sebebi ise haberleştirilme biçimiydi. Olay öyküleştirildi, ayrıntılar paylaşıldı, ilgi çekici bir hal aldı. Bu kesinlikle özendirici ve intihara meyilli kişileri teşvik edici bir durum. İntihar mektubundan kimi cümleler vurgulanarak haber daha da ön plana çıkartıldı. Bu durumun gazetecilik etiğine de uymadığını, toplumsal ruh sağlığına da zarar verdiğini düşünüyorum. Bu demek değil ki intihar haberleştirilmeyecek, tabi ki paylaşılacak ama haber dili ve yöntemine azami özen gösterilerek…”
İntihar haberleri nasıl verilmeli?
Yılmaz, intihar haberleri verilirken, haberin devamında mutlaka intiharı düşünenlerin başvurabilecekleri yerler hakkında bilgilendirme yapılmasını, intihar fikrinin tedavi edilebilir olduğunun hatırlatılması gerektiğini vurguladı. “Psikiyatri kliniklerinde tedavi olan birçok hasta intihar fikirleriyle gelir ama gerekli ilaç tedavileri ve psikoterapiler ile bu fikirlerin üstesinden gelerek hayatına devam eder” diyen Yılmaz, ikinci önemli unsurun ise özel hayatın gizliliği olduğuna dikkat çekti. Yılmaz, “Bazı intihar vakalarında kişilerin dini inanışları, okuduğu kitaplar vs birçok şey sorgulanır oldu, hem intihar eden kişinin hem ailesinin özel hayatını gizli tutmak çok önemli, geride kalanların ruhsal sağlığı ve daha fazla yaralanmamaları için de yorum, suçlama, eleştiri gibi durumlardan uzak durmalıyız. Son olarak önceki soruda da bahsettiğim gibi haber kesinlikle öyküleştirilip, ilgi çekici bir biçime çevrilmemeli ki başka intiharları teşvik edici bir biçime dönüşmesin” dedi.
Eğer sevdiğiniz biri intihardan bahsederse?
İntiharın, artık başka bir çare kalmadığına dair duyulan bir his sonucu yapılan eylem olduğunu ve birçok risk etkeni olduğunun altını çizen Yılmaz, WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’nün intiharın temelinde beş etmenden bahsettiğini belirterek, bunların ise genetik ve biyolojik yatkınlık, ruhsal rahatsızlıklar gibi bireysel etmenler, ayrılık, ilişki sorunları, sosyal desteğin yokluğu gibi ilişkisel etmenler, yardım alma davranışının toplumsal olarak kabul görmemesi, intiharın uygun olmayan biçimde medyada yer alması gibi toplumsal etmenler, istismar, travma, savaş, çatışma gibi çevresel etmenler ve sağlık hizmetlerine ulaşmada zorluğu da içeren sağlık sistemine dair etmenler olduğunu söyledi.
Yılmaz şöyle konuştu:
“Zaman zaman herkes intihar etme hissine kapılmaz. Eğer bu fikir sık uğruyorsa, destek almayı düşünmeliyiz ama intihar düşünüldü diye panik de olmamalıyız biraz takip etmeli devam ederse bir uzmandan destek almayı düşünmeliyiz.
Eğer bir sevdiğimiz intiharı düşünür ve intihardan bahsederse ilk olarak en yakınlarıyla durumu paylaşmak için izin istenmeli. En ideali ailesiyle durumu paylaşmak, çözüm için hep birlikte düşünmek ve o noktada en ihtiyacı olan duygusal desteği vermek önemli. Aile ve sosyal bağları ne kadar güçlenir ve kendilerini ne kadar çok değerli ve sevilir hissederlerse intihar düşüncesi de o kadar zayıflar. Sosyal çevresindekiler kişiyi daha fazla sosyal etkinliklere davet etmeli, duygularını paylaşmak isteğinde paylaşabileceği güven ortamı oluşturulmalı bu ortam da onu hiçbir fikri nedeniyle yargılamadan yanında kalırsak oluşabilir. En önemlisi de profesyonel destek alabilmesi için en kısa sürede ruh sağlığı uzmanlarına başvurması için destek olmalıyız.”
“Gereken en acil adım, ruh sağlığı hizmetlerinin herkese ulaşılabilir olması ve ücretsiz şekilde güvenceye alınmasıdır”
Gençlerin yaşadığı buhranların, kaygı ve umutsuzluğun son bulması için sistemsel büyük değişiklikler yapılması gerektiğini
ifade eden Yılmaz, eğitim sisteminde çocukların oyun oynaması, kendilerini, çevrelerini ve birbirilerini tanıması, farklı deneyimler yaşaması gereken yıllarını masa başında ders çalışarak, sınava hazırlanarak geçirdiklerini söyledi. “Şanslı olanların” ise üniversiteye girdiklerinde, sevmedikleri bölümde okuyarak ya da kültürel ve sosyal olarak hiçbir imkânın olmadığı üniversitelerde mutsuz ve tatminsiz mezun olduklarını kaydeden Yılmaz, “İlköğretim ve liselerde yeterli rehberlik hizmeti sağlanamadığı için çoğu istismar vakası tespit edilemiyor, ruhsal sıkıntı yaşayan çocuklara ulaşılamıyor.
Bütün politikaların kâr ve ekonomik büyüme odağından çıkartılıp insan ve doğa odaklı tartışmalara geçmesi gerekiyor. Çocukların ve gençlerin hem okullarda hem yerel yönetimler de taleplerini dile getirebildikleri oluşumlar kurulmalı” dedi.
Ailelerin ise “iç sistemlerini değiştirebileceklerini” vurgulayan Yılmaz, şunları söyledi:
“Çocuklarıyla ilişkilerinde ‘çocuğunun başarılı olması’ arzusunu arka plana atıp, çocuğunu her haliyle yanlışıyla, hatasıyla, başarısızlığı, yetersizliğiyle ile kabul edip sevdiğini, her koşulda yanında olduğunu hissettirdiği ilişkilere geçmek için geç kalmayalım. Çocuklara, gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açalım, içsel yeteneklerini keşfetmeleri için destek olalım. Gençlerin kültürel, sanatsal, sportif, felsefi çalışmalar yapabilmeleri için hem aileler hem devletin her kurumu (belediyeler, okullar, bakanlıklar) üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli.
Ülkemizde SGK da özel sağlık şirketleri de psikoterapi gibi ilaç dışı yöntemlerin ücretlerini karşılamıyor. Devlet hastanelerinde ise bir psikiyatrist her gün 100-150 hasta görerek imkansız koşullarda çalışıyor. Sistemsel olarak atılması gereken en acil adım ise ruh sağlığı hizmetlerinin herkese ulaşılabilir olması ve ücretsiz şekilde güvenceye alınmasıdır.”