Yurdumun dört yanında yangın var, istikrar bu mudur?

İçimiz yanıyor.

Her gün yurdun dört bir yanında şehitler toprağa veriyoruz. Yani, yurdumun dört bir yanında yangın var. Yanıyoruz, kahroluyoruz, ağlıyoruz.

Sinirlerimiz tahrip oldu.

Söyleyin Allah aşkına, “İstikrar bu mu? Böyle mi sağlanır istikrar?”

Kim kimi aldatıyor? Bizi yönetenler koca bir milleti böyle mi uyutuyor?

Terörle mücadele ha? Tamam, ama..

Ama, bu mücadelenin hamasetini yaparken bir kere olsun nereden nerelere geldiğimizi de kantara vurabilseniz. Deseniz ki:

“2002 yılından bu yana tek başımıza ülkeyi yönetiyoruz. Bizim yönetimimizde, sıfır terör devir almıştık. Çözüm sürecini biz başlattık.Annelerin ağlamasını önlemek istedik. Cezaevindeki terörist başı ile masaya oturmayı, müzakere yapmayı göze aldık. Devlet olarak terör örgütü ile müzakere yapmaktan çekinmedik. Yıllardır devletimizin kuyusunu kazanlarla Diyarbakır›da halay bile çektik. Dostluk beklerken dağdaki eşkiyanın illere, ilçelere, mezralara inmesini ve her yere silah doldurmasına nasıl imkan sağladık? Ne yaptık biz, nasıl yaptık, nasıl?»

Sorumlu makamda oturanlar bunu söylemedi, söylemiyor.

Fakat, iki-üç yıl öncesine kadar aynı kadro içinde en sorumlu mevkilerde görev yapan Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik, yapılanları tüm çıplaklığı ile dile getirdiler:

“PKK şehirlere silah yığarken, Devlet eli kolu bağlı bekledi.”

Bizim sorumuzun esası da bu değil mi?

Seçimler öncesinde milletin gözünün içine baka baka, “Aman istikrarı bozmayın” diyenler şimdi olan bitenleri işte böylece itiraf etmiş oluyorlar. Sağladıkları (!) istikrar böyle bir şeymiş(!)

Asıl amaçları ne?

Yandaş ekranlardaki programları izlerseniz, amaçlarının ne olduğunu hemen anlarsınız

Hayatta döneklikten iğrendiğim kadar hiç bir şeyden tiksinmedim.

Dikkatle bakın ekranlara, eskiden F. Gülen için en militanca konuşmalar yapanlar şimdi en ön planda aleyhinde belge ve bilgiler açıklıyor. Biri N.V. idi. Gülen denince bu zat akla gelirdi. İlk dönen de bu oldu. Daha kimler var, kimler!

Biri var ki, Kanal a’da her hafta sırf F.Gülen aleyhindeki yazı ve bilgileri sunuyor. Ne psikolojik hastalığı kaldı, ne müritlerine attığı dayaklar.. Oysa kendisi de bir süre öncesine kadar dizinin dibinde oturuyordu. Zaten bunlar böyledir. Taş uzaktan değil, içerden gelirmiş.

Örnekleri çok. Adını AKP iktidarı döneminde duyulan, eşi ile büyük paralar kazandıkları söylenen biri var ki, spor programlarında bile avazının çıktığı kadar bağırır, başkaları konuşurken bağıra çağıra haykırır, hatta sloganlar atar(!) Hiç unutmuyorum, spor programında Fenerbahçe ile ilgili ağza alınmayacak suçlamalar yapardı. Aziz Yıldırım hakkında en büyük kötülemeleri o yapardı. Şikenin zabıtlarını açıklardı. En büyük dayanağı şimdi yurt dışında olup mallarına bile el konulan ünlü savcı idi. F.Gülen söz konusu olunca ayağa fırlayarak ona destek verirdi.

17/25 skandalından sonra Gülen tu kaka olunca, beyzademiz de Gülen düşmanı kesiliverdi.

Döneklik budur işte.

Şimdi bu alanda döneklik geçerli, biz daha önceleri de sol dönekleri izlemiştik.

En yakın dostlarını hedef seçerler. Soldan döner dönmez en güvendikleri çalışma arkadaşlarını da gazetelerden, dergilerden kovmuşlar veya kovdurmuşlardır.

Siyasi döneklikler siyasi çıkarlara da dönüşür. Dönmüştür.

Döneklerden iğrenirim.

Döneğin sağcısı, solcusu, dincisi, zengini falan yoktur. Hepsi de aynı yolun yolcusudur. Hepsi de ahlak ve karakter yoksunudur.

Bu yüzden tiksiniyorum işte.

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, milletimizin Laik ve Demokratik Cumhuriyete, çok partili demokrasiye olan inancı ve bağlılığı törpüleniyor.

Koskoca Osmanlı imparatorluğunu batıran Padişahlara övgüler düzülüyor, bu milleti esaretten ve kulluktan kurtarıp özgür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Büyük Atatürk ve yakın silah arkadaşlarını kötüleyip lekelemeye çalışıyorlar.

Tarih adı altında sunulan programlardan utanıyorum.

Bir zamanlar Türk siyasetine damga vuranlardan biri olan CHP eski Grup Başkanvekili Metin Tüzün’ün sözleri bir kez daha kulaklarımda çınlıyor:

Yağcılık, sağcıktan da yapay solculuktan da bin kat tehlikelidir.”

Son dönemde yaşadığımız tehlikenin temelinde işte bu yağcılık yatıyor.

Övdükleri ve özledikleri Osmanlı’nın yönetim anlayışına bir bakın, bir de Cumhuriyetin laik, demokratik, çağdaş ve uygar yapısına ve ilerici düşünce üstünlüğünü bir düşünün.

Osmanlı, Oğuzların Kayı Boyu’na hakim olan aile yapısından ayrılınca Türklerin ahlaki ve medeni niteliklerinden de uzaklaşmıştı.

Son dönemde belgesel nitelikli Sultan dizilerinde gözler önüne dökülen rezaletlerden ben çok utanıyorum. Şehzadeler, Sultanlar, annelerinin veya babaannelerinin seçtiği harem kızları ile yatıp kalkıyor. Kim hamile kalanın mı, diğerinin mi şehzadesi gelecekte Sultan olabilecek, bunun en pis entrikaları saraya hakim oluyor.

Türk kültüründe evin anası, ocağın hakimidir.

Osmanlı sarayında bu kültürün esintisi bile yoktur.

Sarayda en çok entrika, dedikodu, güvensizlik ve korku hakimdir.

Türk ahlakında anaya itiraz yoktur.

Osmanlı’da ise evladını esirgeyen ana, kaynanası ile bile kapışır.

Osmanlı’da nikah yoktur.

Analar, halalar, teyzeler çocuk boğdurmakla meşguldür.

Bunu mu özlüyorlar?

Bir insan aslına, atasına ters düşüyorsa, kes ipini bırakın gitsin.

Bunca ihanet bu topraklar içinde nasıl barınmış, hayret ediyorum.

Bunlar da Kulluk dönekleri işte, bunlardan da tiksiniyorum.

Bu ateş çemberi içinde istikrardan bahsedenler, yeni Türkiye kuracaklarmış(!

Hadi canım siz de…