Zamanın peşindeki ressam: Zeliha Akçaoğlu

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – “Uzay Yolu” filminde özellikle Kaptan Kirk ve Kaptan Spock’ın, uzay gemileri “Atılgan” ile mecaraları, sadece türün meraklıları için değil, Türkiye’de 1970’li yıllarda yayınlandığından beri hemen herkesin izlediği bir klasiktir. Pek çok kez filme çekilen, roman ve hikâyeye konu olan bilimkurgu dizi, dönemin çocuk izleyicileri için tam bir efsanedir. Uzay gemisiyle yolculuk etme fikri, farklı gezegenlerdeki hayatlar… Tıpkı meşhur İngiliz dizisi Dr. Who gibi izleyiciyi zaman kavramını farklı bir pencereden algılamaya çağırır. 1980’li yılların “Geleceğe Dönüş” filmi serisi ise her çocuğun aklına zaman makinesi hayalini sokmuştur. Bu yapımlardan etkilenen ve resimlerinde sık sık zaman kavramından yola çıkan Ressam Zeliha Akçaoğlu da, o dönem Türkiye’sinin çocuklarındandır. Çocuk zihninde şekillenenler, çizim yeteneğiyle birleşip onu bu alana yönlendirince, Akçaoğlu da özellikle katmanlı resimleriyle geçmişi, şimdiyi ve geleceği konu alan resimlere ağırlık vermiş. Şimdinin öneminden bahseden Akçaoğlu, geçmişte özlem duyduklarına, iyi bir geleceğin de özlemini ekleyerek, belki de resimleriyle zaman yolculuğu yapıyor.
Memur bir ailenin çocuğu olan Akçaoğlu, eğitimini Gazi Eğitim Fakültesi resim bölümünde tamamlamış. Lisansta çok iyi bir eğitim aldığını söyleyen Akçaoğlu, okuldaki atölyelerde çalıştığını, temel sanat ve resim bilgilerini burada aldığını kaydediyor. Akçaoğlu, daha sonra devlet bursu kazanarak Amerika’da, iki üniversitede üç yıl geçirmiş. Washington Üniversitesi’nde, günümüzdeki karşılığı akrilik olan yumurta boyama tekniğine yoğunlaşan Akçaoğlu, Rönesans, Barok ve empresyonizm dönemini öğrenmiş. Burada aldığı eğitimi öğrencilerine aktaran Akçaoğlu şunları söylüyor, “Sanat tarihi dersimde, örneğin ‘Barok dönem’ denildiğinde, bunun sadece ışık ve gölgeyle ilgili değil, boya ve resim tekniğiyle de ilgili olduğunu anlatıyorum. Devlet bursunu kazandığımda, ‘Yetim hakkı için gidiyorsunuz, geri döndüğünüzde buradaki öğrencilerinizi yetiştireceksiniz’ denilmişti. Bu çok büyük bir misyondu ve o yüzden edindiğim her bilgiyi öğrencilerime aktardım.
Osman Hamdi Bey’in ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ resmi, aslında sanat eğitiminin nasıl meşakkatli bir eğitim olduğunu anlatır. Bir kaplumbağayı terbiye etmek uzun zaman alır. Yani kedi, köpek gibi çok hızlı hareket edemez, sabır gerektirir. Sanat eğitimi de sabırla, öğrencilerinize her gün küçük küçük dokunuşlarla yeniden yeniden anlatarak, fark ettirerek onları donatmaya çalışmaktır. Anadolu Üniversitesi’ne girdiğimde, Mimar Sinan’lı iki yakın arkadaşım Halim Çeliker ve Hakan Gürsoytrak’la birlikte üçümüz orada bir tarih yazdık. Eğer bugün Anadolu Üniversitesi resim bölümü bir noktaya geldiyse bunun asıl sebebi bizim çalışmalarımız oldu. Birçok insan yetiştirdik ve bugün Türkiye’nin hangi üniversitesine giderseniz, yetiştirdiğimiz öğrencileri görürsünüz. Hepsi de çok önemli sanatçılar…
Fakat orada yarattığımız büyü 2005 yılında bozuldu. Benim hayatımda bazı değişiklikler oldu ve iki arkadaşım da İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Zor bir süreçti, öğrencilerimizi bize yâr etmediler. Ama Türkiye’nin her yerine dağılan öğrencilerimiz, burada aldıkları bilgi ve görgüyü gittikleri yerlere yaydılar. 1994 yılından beri bir asistan ruhuyla çalışıyorum. Mesleğime ve sanatıma âşığım.”
“Müzik olmadan resim yapamam”
Akçaoğlu, Leonardo Da Vinci’den çok etkilendiğini ama sanat tarihini okudukça, tüm ressamları sevdiğini ve bu ressamları öğrencilerine de tanıttığını söylüyor. Eşini erken yaşta kaybeden Akçaoğlu, çocuk sahibi olmamasının kendisi için bir avantaj olduğunu ve ürettiği projeleri öğrencileriyle paylaştığını belirtiyor. Akçaoğlu şöyle anlatıyor,
“Öğrencilerim benim çocuklarım. Onlara gösterirken, elim de aktif oluyor. ‘Fırçayı dondurmayacaksın’ diyorlar ya, benim elim de hiç soğumuyor. Evimde küçük bir atölyem var, okuldaki ofisimin de bir kısmında resim malzemelerim duruyor. Tatil dışında, işten sonra mütemadiyen çalışıyorum. Sergim olacaksa, özellikle düzenli çalışıyorum. İlham diye bir şey yok belki ama bazen o kadar doluyorsunuz ki, taşmak istiyorsunuz. ‘Hero’ filminde kuma yazı yazan bir karakter var, aslında kılıç talimi yapıyor. Tek atışta doğru çizgiyi yapabilmek ve el becerisi ustalığı için… Bu işi özetliyor aslında. Bir de tüm Doğulu sanatçılar müzik eşliğinde resim yapar, meditasyon gibi… O yüzden benim için müzik hayatımın en önemli parçası. Müzik olmadan resim yapamam. Enerjimi ondan alıyorum.
13 eseri Akçaoğlu Art’ta sergilenen ressam, farklı zamanlarda yaptığı eserleri için de şunları ifade ediyor, “İçlerinden bir kaçı son dönem resimlerim ama diğerleri önceki yıllara tekabül ediyor. İnsan doğa ilişkisinin altını çizmek istedim çünkü uzun süredir ilgi duyuyorum. Zaman mefhumu benim için önemli, yaşadığım her ânı hep kıymetli buldum ama geçmiş de bir o kadar kıymetli çünkü geçmişte kaybettiğiniz bazı değerli şeyler oluyor. O yüzden bunların daha da iyi saklanması gerekiyor. Hayat varsa ölüm de var… İnsan aslında geleceğe göre de kendini hazırlıyor. Geçmiş, gelecek ve şimdi resimlerimde önem taşıyor. Mesela ‘Back to the Future” filmine bayılırım, Amerika’ya ilk gittiğimde film setine gittim. Zaman tüneli, zaman makinesiyle geçmişe gitmek liseden beri hayal ettiğim şeyler. 1968 yılında, dört yaşındayken aya ilk ayak basak Neil Armstrong’u görebilen bir nesiliz. Bu insanın vizyonunu genişletiyor. Uzay, ‘Uzay Yolu’ dizisi, onların ışınlanmaları gibi konular hep ilgimi çekmişti.
30 saniyelik desen çizimleri
Akçaoğlu, Türkiye’de 1990’lı yıllardan sonra eğitimin değiştiğini, yenilenmeyen, hantal bir yapı gösterdiğini dile getiriyor. Anadolu Üniversitesi’nde bunu kırdıklarını belirten Zeliha Akçaoğlu, bunu da şu sözlerle aktarıyor, “Benim Erasmus öğrencilerim de oluyor. Bir öğrencim vardı, İspanyol’du ama İngiltere’de okuyordu. Ben de 30 saniyelik sürelerde öğrencilerime desen çizimleri yaptırıyorum. Bu yolla, kalıplaşmış şekiller yerine alt beyne gidip istemsizce yapılan şekiller ortaya çıkıyor. Bu beyin pratiğinde tüm öğrencilerim çok başarılar. ‘Biz de İngiltere’de böyle yapıyoruz’ deyince, sevindim. Demek ki dünyayla senkronize gidiyorum diye düşünüyorum. Artık hız çağındayız ve ne yazık ki, şablon bilgilerle giden bir eğitim sistemimiz var. Özgün bir şey yok çünkü kişinin kendisini bulmak gibi bir derdi de yok. Eğitim sistemi buna izin vermiyor. Gençler çok akıllı, bence iyi eller değdiğinde muhteşem şeyler ortaya koyacaklar. O yüzden en büyük yatırım eğitime yapılmalı…”