Genel

9. Köy Haber Merkezi Projesi kapsamında “Seçim sonuçları nasıl okunmalı?” söyleşisi yapıldı

Gazeteciler Cemiyeti’nin Norveç Büyükelçiliği desteğiyle yürüttüğü 9. Köy Haber Merkezi Projesi kapsamında düzenlenen “Seçim sonuçları nasıl okunmalı?” başlıklı söyleşi geniş katılımla gerçekleştirildi. Söyleşinin konuğu kamuoyu araştırmacısı/ ekonomist Can Selçuki, 31 Mart Yerel Seçimlerine ilişkin analizlerde bulunarak bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik tahminlerini paylaştı.

Abone Ol

Naz Akman / Ankara

Norveç Büyükelçiliği desteğiyle Gazeteciler Cemiyeti bünyesinde sürdürülen 9.Köy Haber Merkezi projesi söyleşileri devam ediyor. Söyleşilerin bu haftaki konusu 31 Mart’ta yapılan 2024 Türkiye Yerel Seçimleri oldu. Kamuoyu Araştırmacısı/Ekonomist Can Selçuki’nin konuk olduğu “Seçim sonuçları nasıl okunmalı?” başlıklı söyleşide geride bıraktığımız seçimlere ilişkin analizlerde bulunularak bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik perspektif ortaya kondu. Deneyimli gazeteci Sedat Bozkurt moderatörlüğündeki söyleşide ayrıca 2028 yılındaki seçimlere ilişkin öngörülerde bulunuldu.


Kanlı: Türkiye nefes aldı

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Yusuf Kanlı, “Norveç Büyükelçiliği desteğiyle yürüttüğümüz projemiz çerçevesinde değerli iki konuğumuzu ağırlıyoruz. Ulusal komite üyemiz Sedat Bozkurt gazetecilik mesleğinin saygın isimlerinden, Can Selçuki de hem yorumlarıyla hepimizin sıklıkla uğradığı bir adres hem de bir akademisyen. Konumuz çok net çoğumuzun dillendirmekten çekindiği bir seçim yaşadık. Korktuğumuz dillendiremediğimiz dileklerimiz gerçek oldu. 14 Mayıs için zafer beklentisi beklemediğimiz bir yerel seçimle bizi hoşlukla karşı karşıya bıraktı. Bana göre Türkiye nefes aldı.1 Nisan’dan sonra umudumuz yeşermeye başladı, demokrasi güzel bir şey demeye başladık” dedi. 
31 Mart seçimlerinin Türkiye’de demokrasi geleneğinin sürdürüldüğüne yönelik önemli bir gösterge olduğunu ifade eden deneyimli gazeteci Sedat Bozkurt, “Bu ülkede bir demokrasi geleneği vardır, yıkılamıyor, bu seçimde de gördüğümüz gibi bir şekilde seçmen iradesine bürünerek somut bir sonuç ortaya koyabiliyor. Bu ülkede 160 yıldır insanların önüne sandık konuyor bu seçim sonuçları seçmendeki bir deneyim, olgunluk ve niteliği de ortaya koyması açısından çok önemli bir kazanımdır. 2028’e gelindiğinde iktidar, sistem değişecektir” dedi. 

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birinci turda kazanma şansı yoktur”

Bozkurt seçime ilişkin, “Türkiye’deki tüm seçimlerden sonra siyaset yeniden dizayn edilmiştir. Bu yerel seçimlerde gördük ki bundan sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da herhangi birinin birinci turda kazanma şansı yoktur. Bütün seçimler yüzde 50 kaldığı sürece bir anayasa değişikliği olmazsa ikinci tura kalacaktır. Bu seçimde gördüğümüz Millet İttifakı dediğimiz seçmenin tabanda herhangi bir kurumsal organizasyon olmaksızın bir araya gelerek politik tercihte bulunması durumu bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önümüze net bir şekilde çıkacaktır. Bunun bir pratiğini yaşamış olduk. Dolayısıyla bunu sadece bu seçime özgü bir şey olarak kabul etmemek lazım. Organize olarak ortaya bir politik tavır koyma hali ilk Gezi Olayları’nda başlamıştı. Gezideki demokratik yapıya baktığınız zaman muhtelif kimlikte bir araya gelmesi mümkün olmadığını varsaydığınız kimlikteki insanların bir araya gelerek taleplerini birlikte barışçıl bir şekilde dile getirdiklerini görmüştük. Bu bir arada olma haliydi, bunun bir mekanik haline gelmesini biz 16 Nisan 2017 referandumda da gördük. Oradaki hayır bloğunu hatırlayalım tekrar, bu anayasal düzenle derdi olan yani eline bir fırsat geçse bu anayasal düzene değiştirmek isteyen Komünisti, Kürdü, İslamcısı anayasal düzene sahip çıktılar. 16 Nisan 2017 referandumunda Gezi’de bir araya gelen farklı politik kimlikteki yapıyı daha kurumsallaşmış bir şekilde gördük. Daha sonra bu biraz daha resmileşti ve adı Millet İttifakı oldu, bu da tabandan gelen bir talep olduğu için çok kolay kabul gördü. Millet İttifakı’nın mekaniğinin bu kadar rahat çalışmasının kökeninde de de bu yatıyor. Ben Millet İttifakı deneyimini olumlu bulanlardanım, bir gazeteci olarak tanıklık yaptığım için de kendimi şanslı hissediyorum. Demokrasi için iyi bir denemeydi sonuç aldığını da düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.  
Selçuki, “İttifaklar dağıldı çünkü herkes kendini 2028’e göre pozisyonlamak istedi”

Söyleşinin konuğu kamuoyu araştırmacısı/ ekonomist Can Selçuki, 31 Mart Seçimlerine ilişkin izlenimlerini üç bölümde dinleyiciye aktardı. Selçuki, seçim sonuçlarına etki eden en önemli unsurların ittifaklar ve mevcut ekonomik atmosfer olduğunu belirterek, “Neden bu sonuç ortaya çıktı? İttifaklar dağıldı. Yeniden Refah Partisi ülkede en fazla aday gösteren beş parti arasına girerek, Türkiye’de 920’nin üzerinde ilçede aday gösterdi, bu ittifak içindeki parti davranışı değil. Benzer şekilde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) 350 ilçede aynı anda aday gösterdi. Bu da bölünmemiş, bir arada kalan ittifak görünümünden uzak bir tutum. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) yeni kısa adıyla DEM Parti de CHP’nin aday gösterdiği 378 ilçede aday göstermedi. Herkes dağıldı çünkü herkes kendini 2028’e göre pozisyonlamak istedi. Burada elbette ekonomi de önemli bir etkendi. Sağ seçmen muhalefetle bir araya gelmiş bir sağ partiye oy vermekten imtina ediyor. Hem TÜİK tüketici güven endeksi hem de bizim anketlerdeki ekonomi algısına baktığımızda Mayıs 2023’ten önce negatif algının çok ciddi bir şekilde maliye politikasındaki genişleme yoluyla toparladığını görüyoruz. Ekonomideki toparlanamama hali AK Parti’den oyların gitmesine ve sandığa gitmemeye neden oldu. 2023’te oy kullanan 2 milyon ak partili bu seçimde sandığa gitmedi ve 2023’te AK Parti’ye oy veren 1,5 milyon seçmen CHP’ye oy verdi, geri kalan 1,5 milyon da başka partilere. Dolayısıyla Mayıs’tan itibaren AK Parti’den giden 5 milyon seçmenin 3 milyonu farklı iki partiye oy vermeyi tercih etti. 2018’den beri kendini sağda tanımlayanların oranları düşerken merkezde ve solda tanımlayanların sayısı artıyor. Bunda ittifaklaşma ile ideolojisizleşmenin olması ve genç seçmenin katkısı büyük. Öte yandan CHP hiç ulaşamadığı seçmene beş sene boyunca hizmet verme fırsatı buldu, bu ciddi bir fırsat. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş etkisini de göz ardı etmemek lazım. Seçimden hemen sonra Nisan ayında bir seçim yaptık ve ilk defa birinci parti CHP seçildi. Bu bize şunu gösteriyor; seçmen sonuçlardan memnun. İlk defa bu anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan en başarılı siyasetçi değil. İmamoğlu, Yavaş ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel kendisini geçmiş durumda. 2028’e giden yolda başlangıç noktamız bu olacak, işin nereye evirileceğini göreceğiz” tespitlerinde bulundu. 

“Erdoğan yerel seçimde yoksulluğu yönetmeyi yerel yönetimlere havale etti”

Mevcut iktidar partisini ve seçmen kitlesindeki kopuşu değerlendiren Bozkurt ise “Yerel seçimlerin kendine özgü dinamikleri var, seçmen politik olarak kendini yakın hissettiği partiler iktidardaysa onu uyarabiliyor. AK Parti, her yerel seçimde çıtası genel seçimlere göre düşük bir partiydi. İlk kez genel seçimde yüzde 35 aldı, katılım düşmesine ve oy oranı azalmasına rağmen yerel seçimde de yüzde 35 aldı. AK Parti’deki erozyon yeni başlamadı, 2015’te başladı. Erdoğan gücünü artırarak iktidarda kalmayı başardı. Erdoğan seçim odaklı bir lider, tüm algoritması seçim kazanmaya yönelik. Hiçbir sağ liderin gösteremediği bir performansı gösteriyor. Erdoğan ilk oy kaybını 2017 Nisan Referandumunda cumhurbaşkanlığı hükmet sistemine geçişte kaybetti. Bunu bir türlü arttıramadı. Yerel seçimi kaybedeceğini biliyordu, bu kadar farkla kaybedeceğini düşünmüyordu. Erdoğan, yerel seçimde de yoksulluğu yönetmeyi yerel yönetimlere havale etti. Kendisine yönelik diktatör suçlamalarını da seçimi kaybeden, hazmeden, kabullenen demokratik lider profiliyle bertaraf etti. İlerleyen dönemlerde bunları avantaj olarak kullanabilir” dedi. 

“Türkiye’nin daha özgürlükçü bir anayasa tartışması sürecine gireceğini düşünüyorum”    

Son seçimlerde Türk halkının demokratik iradesini beklenmeyecek şekilde ortaya koyduğunu söyleyen Selçuki de ekonomi yönetiminin 2028 genel seçimlerine kadar sürdürmesi beklenen politikayı değerlendirdi. Selçuki, “Türkiye demokratik reflekse alan kalmadı dediğimiz yerde büyük demokratik refleks gösterdi. Demokratik refleks toplumda var ama Türkiye’de seçim karteli oluşma tehlikesi geçti mi emin değilim. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kariyerinin tehlikede olduğunu sanmıyorum. Şimşek programının siyasi bedeli ağır bir şekilde ödendi. Programdan ayrılmanın anlamı yok. Erdoğan fakirlikle, yoksullukla mücadeleyi yerel yönetimlere devretme imkanı buldu. IMF’in (Uluslararası Para Fonu) bile Türkiye’ye gelebileceğini düşünüyorum. Ayrıca IMF-Dünya Bankası tartışmasına da açıklama getirmek istiyorum. Bunlar birbirini ikame edecek kurumlar değil. IMF’den gelecek para doğrudan bütçenize geliyorken, Dünya Bankası’ndan gelen paralar ise kalkınma projelerine dolayısıyla doğrudan bütçeye gelmeyen paralar. Önümüzdeki 18 ay çok zorlu olacak, destek daha çok düşecek. Destek ne kadar düşerse düşsün Türkiye’de bir erken seçim kararı alma dinamiğinin oluşacağını düşünmüyorum. 2028’e kadar böyle gideceğiz, ekonomi programı bu şekilde devam edecek, Şimşek göreve devam edecek. Sistemin bir HDP problemi var. Terör örgütüyle ilişkili bir siyasi parti bu sistem açısından bir problem ve aşılamıyor. Bunu aşmanın tek yolu yeni bir anayasa. Bu önümüzdeki 4 yılın bunun için bir deneme alanı yarattığını düşünüyorum ve deneneceğini düşünüyorum. Türkiye’nin 2026 yılı gibi bir dönemde daha özgürlükçü bir anayasa tartışması sürecine gireceğini düşünüyorum. Erdoğan’ın 2028’de İmamoğlu ve Yavaş ile cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığını koyacağını düşünüyorum. Muhalefet kanadında ise demokrat merkez sağdaki boşluğun devam ettiğini ve bu boşluğu doldurma çabalarının olacağını düşünüyorum. CHP’nin önünde hem büyük bir fırsat hem de büyük bir risk var. Türkiye’nin önüne yeni bir kalkınma perspektifi koyması lazım, bunları da kazandığı belediyeler aracılığıyla topluma göstermeli” ön görülerinde bulundu. 

“Erdoğan anayasa değişikliğini gündeme getirecekse vereceği tek ödün partili cumhurbaşkanlığından vazgeçmektir”

Anayasa tartışmalarına ilişkin sorulara yanıt veren Bozkurt da son olarak, “Ekonomi yönetiminin IMF kapısını sebatla çalacaklarını düşünmüyorum. Bu parlamento bir anayasa yapmaz, MHP ve HDP’nin bir araya gelme koşulları yok. Koşullar oluşsa bile parlamentoda bir anayasa değişikliğini kabul etme durumu, iklimin uygun olduğu 2011 yılında bile olmadı. 64 maddede uzlaşma sağlandı bu maddeler anayasa değişikliği haline bile getirilemedi. Erdoğan’ın anayasa değişikliğini referanduma götürebilecek sayı olan 360’ı bulsa bile bunu deneyebileceğini düşünmüyorum. Çünkü ağır bir yenilgi aldı, bu öfkeli seçmenin karşısına anayasa değişiklik metnini koymaz, koyacağı zaman hezimetle sonuçlanacağını bilir. MHP, HDP, İYİ Parti hepsi bir araya gelebilir, 2019 yerel seçimlerinde MHP’nin ortağı olduğu cumhur ittifakı Abdullah Öcalan’ın mektubunu okuttu. MHP ve AK Parti ittifakının işlemesinin kökeninde de sonuç almak yatıyor. MHP siyaseti açısından baktığımızda da geçmişini düşünerek bugün tarif edebileceğimiz bir MHP siyaseti yok. 20 yıl önceki MHP siyasetiyle 180 derece farklı bir siyaset. MHP’nin politik olarak önüne ne hedef koyduğunu da bilmiyoruz. MHP siyaseti Türkiye’de kolay kolay bitmez, bu blok da kolay kolay bozulmaz. Erdoğan bir kez daha aday olmasının önünü açabilmek için bir anayasa değişikliği gündeme getirecekse vereceği tek ödün partili cumhurbaşkanlığından vazgeçmektir. Cumhurbaşkanlığı sisteminden ödün vermeleri sattıkları tek üründen vazgeçmeleri demektir. Erdoğan iktidarda kaldığı sürece ne gerekiyorsa onu yapar” diye konuştu.